122. bölüm · Whispers Beyond Midnight
Bölüm 122: Ölülerin Kitabı ve Anne Yüreği
Gece yarısı, Docelo'nun adımları Saya’nın ailesine ait terk edilmiş ve tozlu laboratuvarın koridorlarında yankılanıyordu. İçeri girer girmez yüzünde o bildik, sinsi gülümseme belirdi. "Hadi bakalım," dedi kendi kendine, "ölüleri diriltecek karışımı bulma zamanı." Çekmeceleri ve dolapları büyük bir iştahla karıştırmaya başladı. Sonunda gizli bir bölmede eski, deri kaplı bir kitap buldu. Kitabı açtığında Saya’nın ailesinin yıllarca sakladığı tüm formüller ve deney notları sayfaların arasından döküldü. Docelo, "Bu kitap sayesinde sınırsız tatlı yiyebilirim! Hatta burada sınırsız tatlı yapmanın tarifi bile var. Artık bu kitaba gözüm gibi bakacağım," diyerek kitabı sevinçle karıştırdı.
Ancak sayfaları çevirdikçe asıl hazineyi buldu: Ölen insanları geri getirmek için hazırlanan özel bir karışım. "Aman da aman... Sınırsız tatlıya eş değer bir karışım!" Malzemeleri incelediğinde ise keyfi biraz kaçtı. Formül için gereken 6 farklı malzemenin tamamı Hayal Dünyası'ndaydı. Üstelik bu malzemeler sıradan şeyler değil, oradaki yöneticilerin bizzat bünyelerinde taşıdıkları maddelerdi. Docelo derin bir düşünceye daldı: "Anlaşılan Rei’nin olduğu yere daha erken gideceğim. Acaba şu an Sun ile karşılaşmış mıdır? Yoksa Xelong ile mi? Ya da çoktan öldü mü? Aman, eskiden ben de oradaydım, bak bana, hiçbir sorunum yok!"
Tam o sırada masanın üzerindeki eski bir fotoğrafa gözü takıldı. Bu, Saya’nın ailesiyle çekilmiş eski bir kareydi. Fotoğraftaki bebeği görünce duraksadı. "Bu aptal Zeri değil mi? Daha yeni doğmuş olmalı. O zaman bile bakışları ne kadar acımasızmış; Evil Eye ismini o zamandan hak etmiş." Bir an durup zihnindeki parçaları birleştirdi. "Saya intihar etti, değil mi? Önce Vielat’ı değil, Saya’yı diriltmeliyim! Onu Zeri’ye karşı kullanırsam güçlerimi geri alabilirim. Bunu daha önce düşünmeliydim. Şimdi bir bardak portakal suyuyla çikolatalı pastayı hak ettim ama önce burayı biraz yağmalamalıyım." İşine yarayacak her şeyi toplayıp laboratuvardan çıktı.
Aynı saatlerde şatoda Atera, kızı Yui’nin yokluğuyla aklını kaçırmak üzereydi. Odanın içinde bir ileri bir geri yürüyor, sürekli aynı endişeli soruları soruyordu: "Kızım iyi mi? Ne yiyor? Nerede?" Yuir, annesini sakinleştirmeye çalışarak, "Anne, Yui'yi azıcık tanıyorsam başı belada değildir; o gittiği yerde muhtemelen kendisi bela yaratıyordur!" dedi. Ancak Atera’nın korkusu dinmiyordu: "Ya öyle değilse? Ya ona işkence ediyorlarsa?" Yuir, sitem dolu bir sesle sordu: "Peki ya benim için? Benim için de bu kadar endişelenir miydin?" Atera, her iki çocuğunun da kalbindeki yerinin aynı olduğunu söylese de Yuir, annesinin perişan halinden rahatsızdı. "Bak haline anne, ağlamaktan gözlerin morardı. Ne yemek yiyorsun ne kan içiyorsun. O bir vampir, kanının tamamını kaybetmedikçe geri döner, bunu biliyorsun."
Atera, bitkin bir halde odasına çekildi. Yatağına uzandığında zihnindeki o tek korku hala oradaydı. "Keşke tam bir vampir olabilseydi de içim rahat olsaydı... Ama o sadece vampir özelliklerine sahip bir insan. Umarım Docelo, Rei’yi ve kızımı en kısa sürede geri getirir."
