168. bölüm · Whispers Beyond Midnight
Bölüm 168: Dirilişin Simyası ve Kanlı Mirasın Gölgeleri
Gecenin zifiri karanlığı, şatonun heybetli ve soğuk surlarına bir matem havası gibi sinerken; Rei, Este ve Xelong sessiz, adeta birer hayalet gibi içeri süzüldüler. Şatonun kalbi sayılan oturma odasına geçtiklerinde, Rahmin ve Yuir’in derin, kasvetli bir sohbete daldıklarını gördüler. Konu, her zamanki gibi belirsizliğin pençesindeki Yui ve Atera’nın ne zaman avdet edecekleriydi.
Rahmin, kapıda beliren bu yorgun üçlüyü fark edince, çehresine yerleşen hüzünlü bir tebessümle, "Hoş geldiniz gençler," dedi. Xelong, kadim bir nezaketle "Hoş bulduk," diyerek mukabelede bulundu. Lakin odadaki atmosfer, Yuir’in keskin bakışlarını Rei’ye çevirmesiyle anında buz kesti, kelimeler birer ok gibi gerildi.
"Niye geldin Rei?" diye sordu Yuir; sesi iğneleyici, soğuk bir rüzgar gibi odayı yalayıp geçti. "Senin bu kapıdan çıkarken haykırdığın o şaşaalı amaçların, gerçekleştirmek istediğin ideallerin yok muydu?"
Rei, mahcubiyetin ağırlığıyla Xelong’a bir medet umarcasına baktı. Xelong’un teskin edici, onaylayan baş sallamasından cesaret alarak Yuir’e döndü: "Kusura bakma Yuir. O meşum anlarda zihnim başka meselelerle bulanmıştı. Sen de bir anda karşımda tecelli edince, ağzımdan kontrolsüzce bazı kelimeler döküldü. Akabinde ise silsile halinde kötü olaylar vuku buldu..."
Yuir, mağrur bir tavırla omzunu silkti: "İstersen diz çöküp ağla, inan zerre kadar umurumda değil. Ben bu tarz duygusal hezeyanlara fazla ehemmiyet vermiyorum. Beni asıl hayrete düşüren, onca vukuattan ve o mağrur çıkışından sonra buraya dönecek cesareti kendinde bulman."
Este, fırsatı kaçırmayarak zehirli bir kahkaha patlattı: "Gidecek başka bir melceyi mi var ki bu sürtüğün?"
Rei, dişlerini birbirine kenetleyerek "Sussana Este!" diye gürledi.
Yuir, istihzalı bir gülüşle devam etti: "Bak, daha yanındaki dostlarına bile hakimiyet kuramayan bir hükümdarsın. O yüzden lisanen ne dersen de, seni artık ciddiye alıp kafama takmıyorum Rei. Sadece o anki küstahlığın biraz gücüme gitmişti."
Rei, başını önüne eğerek fısıltı misali konuştu: "Mükemmel değilim... Lakin olmaya gayret ediyorum."
Yuir, oturduğu yerden yavaşça doğruldu ve Rei’nin yanına kadar sokularak sesini tekinsiz bir tona bürüdü: "Ne yaparsan yap, lakin benden sana bir nasihat; dışarıda kendini adaletin temsilcisi veya kahraman sanan bedbahtlar var. Dikkatli ol da bu tipler başına telafisi olmayan sorunlar açmasınlar."
Rei, merakın körüklediği bir sesle sordu: "Neyi kastettiğini anlayamadım?"
"Seni acımasızca katleden o şahsı hiç merak etmiyor musun?"
Rei’nin gözlerinde intikam ateşi parladı: "Hem de nasıl!"
Yuir, Siyah Paltolu Adam ile o meşum sahilde yaşadığı, nefeslerin kesildiği anı, adamın o dondurucu sükunetini ve esrarengiz tavırlarını nakletti. Rei şaşkınlık içinde atıldı: "Yani beni katleden o adamla bizzat tekellüm ettin ve kimliğini deşifre edemedin mi?"
"Adam bir gölge gibi, saniyeler içinde kayıplara karıştı," dedi Yuir buz gibi bir sesle. "En azından bir şeyler yapıp iz sürdüm. Gerisi artık senin maharetine kalmış, ben bu mevzu ile daha fazla alakadar olmuyorum." Yuir, odasına doğru mağrur adımlarla ilerlerken, Rei onun arkasından minnet dolu, kısık bir sesle "Teşekkürler," diye mırıldandı.
Xelong, Rei’nin omzuna pederane bir şefkatle elini koydu: "Zihninden geçen intikam hırsını okuyabiliyorum genç adam; lakin bu arzuya biraz ket vurman, onu tehir etmen icap eder. Şu an dışarıda güvenlik güçleri her taşın altında bizi arıyor. Şimdilik en selametli yol, biraz uzanıp dinlenmek olacaktır."
Rei ve Este, yorgunluğun ağırlığıyla odalarına çekilirken; Xelong koltuğa adeta bir kütle gibi çöktü. Rahmin’e dönerek, "Rahmin Bey, bu devasa mülkünüz de pek bir şatafatlıymış," dedi.
Rahmin, "Eksik olmayın, daha güzelleri sizin olsun," dese de Xelong bilgece başını salladı: "Benim bu tarz görkemli saraylarda gözüm yok. Temizliği meşakkatli, bakımı binbir dert... En hayırlısı uçsuz bucaksız bir tarla, bir de mütevazı 1+1 ev olacak. Evin derdiyle değil, tarlanın bereketiyle, hayvanların rızkıyla uğraşacaksın. Doğrusu şu an bu hayali gerçekleştiresim geldi."
Rahmin derin bir iç çekerek, "Eşim ve kızım selametle avdet etsinler, söz veriyorum bu hayali birlikte deneyeceğiz," dedi. Xelong, "Hala onlardan bir nişane, bir ses seda yok mu?" diye sorunca Rahmin’in çehresi karanlık bir örtüyle kaplandı: "Maalesef, hala mutlak bir sessizlik hakim."
Xelong, elini cebine attığında aniden bir şok dalgasıyla sarsıldı. Hayal Dünyası'ndan muhafaza ederek getirdiği o dehşetengiz uyuşturucu kapsülleri yerinde yoktu. "Tam da kaybedecek en fecaat zamanı buldum!" diye geçirdi zihninden. Sun ile giriştiği o amansız, yıkıcı dövüşü hatırladı; darbelerin şiddetiyle o iki uyuşturucu kapsülünün cebinden düştüğünü anımsadı. "Görünen o ki, yakında bir ölü yeniden dirilecek... Temennim odur ki, bu diriliş başımıza büyük bir gaile açmasın."
Aynı demlerde, şehrin en kuytu köşesinde, Saya’nın ailesine ait o tekinsiz malikanenin bodrumundaki gizli laboratuvarda Docelo hummalı bir çalışma içindeydi. Masanın üzerinde, Hayal Dünyası’nın derinliklerinden sızan tüm o ölümcül uyuşturucular birer mücevher gibi diziliydi.
Docelo, elindeki boş, steril kapsüle büyük bir dikkatle Saya’nın bir tel saçını yerleştirdi. Ardından, Hayal Dünyası’nın en saf, en yıkıcı altı farklı uyuşturucusunu bu karışıma birer birer ekledi. Kimyasal bileşenler saç teliyle temas edince, kapsül mor bir ışık hüzmesiyle parlamaya, içerideki genetik kodlar doğaüstü bir hızla yeniden örülmeye başladı.
Docelo, yüzünde uğursuz, kan donduran bir gülümsemeyle fısıldadı:
"Gel bakalım Saya... Yarım kalan o kanlı hesabımızı nihayete erdirme vaktimiz geldi."
