151. bölüm · Whispers Beyond Midnight
Bölüm 151: Kanlı Güneşin Doğuşu ve Bir Efsanenin Vedası
Gecenin zifiri karanlığı, iki evrimleşmiş dehşetin çarpışmasıyla adeta yırtılıyordu. Evil Eye (Zeri), bir gölge kadar hızlı ve bir cellat kadar kesin darbelerle Saylox’un üzerine çullandı; kılıç darbeleri havada simsiyah arklar çiziyordu. Fakat Saylox, bembeyaz ve kutsal bir ışıkla yoğrulmuş kılıcıyla her hamleyi sanki bir dans figürüymüşçesine savuşturdu. "Bu kadar mı lan!" diye kükredi Saylox, sesindeki melekvari tını yerini vahşi bir meydan okumaya bırakırken. "Bu aciz saldırıların benim kutsal zırhımı çizemez bile!"
Zeri’nin bakışları o an değişti; sağ gözü cehennemin en derin kuyuları gibi kararırken, sol gözü taze kan kırmızısına boyandı. Devasa kılıcını iki eliyle kavrayıp göğe kaldırdı. Silah, saniyeler içinde öyle bir boyuta ulaştı ki, ucu bulutların ötesindeki sonsuzluğa saplandı ve cehennemin kara ateşiyle harlanmaya başladı. "EVRİM!" diye haykırdı Zeri. Kılıcı aşağı indirdiği an oluşan basınç dalgası, Saylox’un melek formunu bir cam parçası gibi dağıttı.
Saylox, bir anda o eski, savunmasız haline dönerek yere kapaklandı. Akciğerleri yanıyor, zihni bu ezici üstünlüğü reddediyordu. "Bu... Bu imkansız! Nasıl bir güç bu?" Tam o esnada gözü, toprakta cansız birer kukla gibi yatan Rei ve Xelong’a takıldı. O an, damarlarındaki korku bir volkanın patlayışı gibi asil bir öfkeye dönüştü. "Buna izin veremem! Ben Melek Hükümdarıyım, bu topraklar benim korumam altında!" diye feryat ederek formunu tekrar kazandı ve Zeri’nin devasa alev halkasına karşı göğüs gerdi. Ancak kılıçlar birleştiğinde Saylox, bir devin altındaki karınca gibi ezilmeye, santim santim geriye itilmeye başladı.
Tam kılıç Saylox’un bedenini ikiye bölecekken, kulakları sağır eden bir silah sesi ormanın derinliklerinde patladı. Özel olarak dövülmüş bir mermi, Zeri’nin kafasını tam on ikiden vurdu! Zeri, acıyla sarsılarak kılıcını geri çekti. Yarası kapanmıyor, aksine merminin taşıdığı habis bir güç dokularını çürütüyordu.
Karanlığın bağrından, tüyleri diken diken eden o habis kahkahalar yükseldi. Sislerin arasından iki figür, birer kabus gibi süzüldü: Docelo ve gözleri ebedi bir karanlığa hapsolmuş Atera. Docelo’nun elinde, Rei’nin kaybettiği Deather Kılıcı parlıyordu. Zeri, zamanı mühürlemek için parmaklarını şıklattı ancak ikinci bir mermi havayı yardı; zaman mühürü daha oluşmadan parçalandı. Zeri’nin yüzünde, sanki görünmez bir canavar tarafından atılmış gibi derin vampir tırnağı izleri yarılmaya başladı.
Docelo, Deather Kılıcı’nı Zeri’ye doğrultarak sırıttı: "Hadi gel Sun! Eğer saklanmaya devam edersen, Cehennemin göz bebeği burada yok olacak!" Zeri hırsla Docelo’ya atıldı fakat Docelo, elindeki kılıcı bir kalkan gibi kullanarak onu kolayca savuşturdu. "Bu kadim çeliğe senin gibi bir gölge zarar veremez!" Zeri, Rei ve Xelong’u rehin almak için arkasına baktığında, yerin boş olduğunu gördü. Birileri satranç tahtasındaki taşları ondan habersiz oynatmıştı.
O an gökyüzü, sanki kıyamet kopuyormuşçasına ikiye ayrıldı. Sun (Güneş Hükümdarı), bir kuyruklu yıldız hızıyla semadan yeryüzüne çakıldı. Ayak bastığı toprak devasa bir krater gibi yarıldı, yeryüzü sarsıntıyla inledi. "Artık bu komediye bir son verme vakti geldi," dedi Sun, sesi güneş patlamaları kadar gürdü. Zeri kılıcını efendisine fırlattı; Sun kılıcı havada yakaladığı an, etrafındaki alevler dünyayı küle çevirecek bir hararete ulaştı.
Docelo ise delice kahkahalar atmaya devam ediyordu: "Bana haddimi mi bildireceksin Güneşin Oğlu? Luna senin için evrensel kanunları çiğneyip güçlerini açtı diye mi bu tantana? Hadi, hodri meydan!" Sun parmağını şıklattı; gökteki güneş sanki bir bomba gibi patladı ve her yan devasa, aşılmaz bir alev çemberiyle kuşatıldı.
Bu kıyamet senaryosunun ortasında Atera, kaçmaya çalışan Rei ve Xelong’un yolunu kesti. Xelong, kadim dostunun gözlerindeki o dipsiz siyahlığı görünce vaktinin dolduğunu anladı. Rei’yi tüm gücüyle geriye itti. "Görünüşe göre perdenin inme zamanı geldi genç adam... Ahirette görüşürüz." Atera, bir vampirin vahşetiyle tek bir hamlede Xelong’u paramparça etti.
Rei, "HAYIR!" diye haykırırken ciğerleri yırtılıyordu. Xelong’un kopan kafası, toprağa düşmeden önce son bir fısıltıyla konuştu: "Sizin için... iyi bir baba... iyi bir ebeveyn olabildim mi?.." Atera, merhametten yoksun bir şekilde Xelong’un kafasına sanki bir futbol topuymuş gibi vurdu ve onu karanlığın derinliklerine fırlattı.
Rei, hıçkırıklar ve gözyaşları içinde Atera’ya, o siyah gözlere baktı. "Bu yanınıza kalmayacak! Docelo, yemin ederim seni bir daha asla, ölsem bile affetmeyeceğim!" Ardından Xelong’un bedeninden kalan boşluğa döndü: "Sen... Sen benim aradığım o kayıp ailenin gerçek babasıydın Xelong! Seni asla unutmayacağım!"
Atera, bir yırtıcı gibi Rei’nin üzerine atıldı. Rei, damarlarındaki her damla gücü kullanarak bağırdı: "SPEED BURST!" Bir ışık çizgisine dönüşerek Atera’nın arkasında bitti. Atera hızla döndü ama Rei tekrar ve tekrar bağırdı: "SPEED BURST! SPEED BURST!" Havada asılı kalan toz bulutlarının arasında Atera’yı bir çember içine aldı, dengesini bozmak için her şeyi yaptı, ayağına çelme taktı ama Atera bir kaya gibi sarsılmazdı.
Atera, simsiyah kesilmiş tırnaklarını Rei’nin kalbine gömmek için elini havaya kaldırdığında, zaman Rei için yavaşladı. Ölümün soğuk nefesi tam göğsündeydi...
