157. bölüm · Whispers Beyond Midnight
Bölüm 157: Kadim Bir Ruhun Ağıdı ve Sokakların Kanlı Adaleti
Parçalanmış Hayal Dünyası’nın kristalize enkazları, kozmik birer elmas tozu gibi uzay boşluğunda süzülürken; her şeyin başladığı ve bittiği o mutlak sessizlikte Xelong tek başına kaldı. Rei, Saylox ve Este’nin varlıkları ufuk çizgisinde silinip birer ışık noktasına dönüştüğünde, Xelong’un o sarsılmaz, dağ gibi duruşu aniden kırıldı. Yüzyılların ağırlığı omuzlarına bindi ve evrenin en yaşlı ruhu, göğsünü yırtan hıçkırıklarla sarsılmaya başladı.
"Çocuklar gittiğine göre..." diye fısıldadı, sesi boşluğun soğukluğunda titreyerek. "Artık bir zayıf gibi ağlayabilirim. Kimseyi kurtaramadım... Hiç kimseyi koruyamadım."
Gözyaşları, yerçekimsiz ortamda birer inci tanesi gibi süzülürken, zihni geçmişin tozlu ve kanlı sayfalarına sürüklendi. Eye Tarikatı’nın onu dünyada, güneşin altında altın sarısı buğday ekerken bulup, zorla bu "sentetik cennet"e, bu görkemli hapishaneye sürüklediği o ilk günü hatırladı. "Beni kandırdılar," dedi acıyla. "Herkesi kandırdılar. Burayı yaralı ruhlar için bir vaha sanıyorduk; oysa burası, dünyada önemsizleşen, unutulan hükümdarlar için inşa edilmiş devasa bir çöplüktü. Keşke onlara gerçeği haykırabilseydim... Burası bir tatil dünyası değil, bir mezarlık!"
Xelong’un bakışları boşluğa sabitlendi, kaybettiği eşinin hayali belirdi karanlıkta. "Sana verdiğim sözler, eşim... Hepsi birer yalan oldu. 'Dünyayı güzelleştir' dedin; oysa şimdi bakıyorum, sadece küller ve enkazlar var. 'Kimseyi ezdirtme' dedin; ama güçlüler zayıfları uyuşturucuyla, nefretle zincirlediler. Ve en son isteğin... Herkesi evine, gerçek dünyaya geri götürmemi istemiştin. Herkes yok oldu, sevgilim. Hatta senin ölümün bile benim beceriksizliğimin bir bedeliydi."
Gözyaşlarını sertçe sildi, duruşunu dikleştirdi. "Ama sen burada olsan... 'Elinden geleni yaptın' derdin. Rei, Saylox ve Este’ye göz kulak olmamı beklerdin. Öyle de yapacağım. Onlar benim bu kokuşmuş evrene olan son borcum!"
Xelong kozmik bir yas tutarken, gerçek dünya kendi ahlaki enkazı altında can çekişiyordu. Şehrin neon ışıklarının ulaşamadığı, rutubet ve günah kokan o izbe arka sokaklardan birinde; siyah saçlı, porselen tenli genç bir kız, bir grup gözü dönmüş ergen tarafından köşeye sıkıştırılmıştı.
"Lütfen yapmayın! Bu benim bu ayki son kiram, son param!" diye yalvardı genç kız, çantasını paramparça olmuş umutları gibi göğsüne bastırarak. Merhamet, bu beton yığınları arasında çoktan can vermişti. "Parayı ver lan gavat!" diye kükredi grubun lideri. Çantayı hırsla çekip aldılar, ancak bu vahşi doyumsuzluklarına yetmedi; kızı soğukkanlılıkla bıçaklayıp karanlığın ortasına terk ettiler. Daha da korkuncu, kızın can çekişen bedeni önünde kahkahalar atarak selfie çekmeye başladılar.
"Hadi itler!" dedi en büyükleri, ağzındaki iğrenç sırıtışla. "Bu para dişimizin kovuğuna yetmez, biraz daha 'eğlence' bulalım."
O sırada, sokağın üzerindeki bir binanın çatısında, geceyi üzerinde bir zırh gibi taşıyan siyah paltolu bir silüet belirdi. Yüzünde simsiyah, hiçbir ışığı yansıtmayan bir maske vardı. Aşağıya bir gölge gibi süzüldü. Elinde para dolu bir çantayla, ölüme meydan okuyan bir sakinlikle grubun üzerine yürüdü. Ergenler, yeni bir kurban bulmanın iştahıyla onun önünü kesti.
"Hey hey! Nereye böyle bay gizemli?" dedi ergenlerin lideri, elindeki kanlı bıçağı kışkırtıcı bir tavırla sallayarak.
Siyah paltolu adam, maskesinin ardındaki mekanik ve buz gibi sesiyle cevap verdi: "Bankaya gidiyordum."
"Bankaya mı? Zahmet etme, o parayı bize ver de günün şenlensin. Zaten o para senin kısmetin değilmiş, anladın mı kardeş?" Bıçağı adamın boğazına, şah damarının tam üzerine dayadı. "Ya seve seve, ya öle öle!"
Siyah paltolu adam derin, ruhsuz bir iç çekti. "Yapacak bir şey yok anlaşılan... Şansına küs evlat." Çantayı ağır ağır açtı; ama içinden banknotlar değil, ölümün çelikten dili çıktı. Kompakt bir silahı bir saniyeden kısa sürede kurbanın alnına mıhladı. "Çünkü bu para senin kısmetin değilmiş."
PAT!
Sessizliği yırtan tek bir mermiyle liderin beyni duvara sıçradı. Diğerleri dehşetle silahlarına davrandılar, ama tetikleri çektiklerinde sadece boş bir tık sesi duydular; mermileri adeta buhar olmuştu. Siyah paltolu adam, kendi silahını bir kenara fırlattı, liderin cansız elinden düşen kanlı bıçağı kaptığı gibi gruptaki en gencin göğsüne vahşice sapladı.
Kalanları da tek tek, acımasız bir koreografiyle avlarken her birinin kulağına fısıldadı: "Kısmetiniz değilmiş..."
Yerdeki ceset yığınına ve öldürülen kıza son bir kez baktı. Adalet duygusu nasır tutmuş bu dünyaya hiddetle fısıldadı: "Devlet adaleti getiremiyorsa, ben getiririm." Polisi soğukkanlılıkla aradı, ihbarını yaptı ve siyah paltosunun karanlığına bürünerek gecenin içinde sırra kadem bastı.
