158. bölüm · Whispers Beyond Midnight
Bölüm 158: Zamanın Kıyısında Son İtiraf ve Okyanusun Lanetli Uyanışı
Hayal Dünyası’nın binlerce parçaya ayrılmış görkemli enkazı, kozmik birer elmas tozu gibi sonsuz boşluğun karanlığında eriyip giderken; Xelong, bu muazzam yok oluşu yaşlı bir hükümdarın vakur hüznüyle izliyordu. "Ne güzel günlerdi..." diye mırıldandı, sesi uzay rüzgarlarında yankılanan kadim bir ağıt gibiydi. "Seni sevsem de, senden nefret etsem de unutulmayacak bir hatırasın Hayal Dünyası. Değerini bil, çünkü artık sadece tozlu efsanelerde yaşayacaksın."
Xelong, şeffaf ve ruhani formunun kenarlarından itibaren ısınmaya başladığını, atomlarının yoğunlaşarak et ve kemikle yeniden örüldüğünü hissetti. Vücudu, evrenin kanunlarına meydan okuyarak tamamlanmaya yaklaşıyordu. "Biraz daha anılarımı düşünsem iyi olacak," dedi, dudaklarında buruk bir tebessümle. "Anıların, zamanın hırçın bir nehir gibi hızla akmasına sebep olduğunu ilk defa fark ediyorum. Bu, ömrümün son demlerinde tattığım en tatlı deneyim..."
Ancak zihninin karanlık dehlizlerinde, zehirli bir sarmaşık gibi dolanan o soru işareti hala diriliğini koruyordu: Eye Tarikatı. "Sahi, bu gizemli gölgelerin asıl gayesi nedir?" diye düşündü Xelong. "Görünüşe göre onlarda adalet psikolojisinin kırıntısı bile yok. Öyle olsaydı, bu kutsal dünyanın bir toz bulutuna dönmesine izin vermezlerdi. Ya Sun’a karşı bayrak açarlardı ya da onun yakıcı nuruna siper olurlardı. Ama onlar... Sadece izlediler. Eye Tarikatı’nın amaçları, bir labirentten daha karmaşık ve karanlık."
Aynı anlarda, gökyüzünün masmavi sınırlarına doğru devasa birer yıldız kayması gibi süzülen Rei, Este ve Atera, atmosferin dondurucu soğuğundan geçerek dünyaya doğru alçalıyorlardı. Sürtünmenin etkisiyle çevrelerindeki hava akkor bir ışığa bürünse de, aralarındaki sessizlik en derin okyanustan daha ağırdı.
Rei, zihnindeki düğümleri çözmek istercesine sessizliği yırttı. Bakışlarını Atera ve Este’ye sabitleyerek, "Docelo..." dedi, sesi rüzgarın uğultusuna karışırken. "Size tam olarak ne yaptı? Artık aramızda hiçbir sır kalsın istemiyorum. Dünyaya çakılana kadar vaktimiz sonsuz gibi, bu süreyi geçmişin küllerini eşeleyerek geçirelim."
Atera, gözlerindeki o sönmeyen suçluluk ateşiyle anlatmaya başladı. Her bir cümlesi, ruhundan kopan birer parça gibiydi. Docelo’nun manipülasyonlarını, zorla içirdiği ilaçları ve nasıl bir canavara dönüştürüldüğünü bir bir itiraf etti. Rei, duydukları karşısında sarsılmıştı. "Yani tüm bu kanlı oyunun asıl amacı... Yui’yi bulmak mıydı?"
Atera, kararlı ve hırçın bir sesle haykırdı: "Kızım için dünyayı yakarım Rei! O benim karanlıktaki tek ışığım, tek yaşama sebebim."
Este, her zamanki pervasız ama hüzünlü tavrıyla araya girdi: "Vay canına... Çocuk sahibi olmak, ruhunu bir şeytana kiralamakla eşdeğerse ben almayayım şekerim. Özgürlük, bu ağır yüklerden çok daha tatlı."
Rei, Este’nin alaycılığını görmezden gelerek Atera’ya odaklandı. "Yui’nin neden kaçtığını biliyor musun? Vielat’ı, hayatının aşkını o canavarca halde öldürdüğün için mi?"
Atera’nın sesi, bir cam kırığı gibi keskin ve acı doluydu: "Malesef... O saf ruh, benim içimdeki o zifiri karanlığı gördüğünde her şey koptu."
"Onun aklında gitmek zaten vardı Atera," dedi Rei, sesine bir nebze huzur katmaya çalışarak. "Haber vermeden kayboldu ama biz Hayal Dünyası’nın sahte cennetinde çok zaman kaybettik. Şimdi dünyaya döndüğümüzde, kızını bulman için sana tüm gücümle yardım edeceğim."
Atera başını vakur bir reddedişle iki yana salladı: "Düşünmen bile yüreğime su serpiyor Rei, ama Yui benim günahım yüzünden gitti. Onu bizzat kendi ellerimle bulup getirmeliyim. Başkasından medet ummanın bedelini bir aile yok ederek ödedim. Bu sefer yalnız yürümeliyim."
Este iç çekti: "Babalık, annelik... Gerçekten tanrıların bile taşıyamayacağı bir yükmüş."
Rei, gözlerini dünyanın ufuktaki masmavi çizgisine dikti. Kalbi, atmosfere girdikçe daha hızlı çarpıyordu. İçinden tek bir dua yükseldi: "Umarım seni görebilirim Yui... Umarım hala o masum çocuksundur."
Ekip gökyüzünden birer umut ışığı gibi inerken; dünyanın öteki ucunda, uçsuz bucaksız ve hırçın dalgaların hüküm sürdüğü bir okyanusun tam ortasında suyun altından bir beden fırladı. Docelo, ciğerlerine dolan tuzlu suyla boğulurcasına gözlerini araladı. Güneşin yakıcı ışığı göz bebeklerini dağlarken, okyanusun buz gibi suları yaralı bedenini dövüyordu.
Boğazından, ruhunun derinliklerinden gelen ve tüm evreni titretecek kadar saf bir nefretle örülmüş o fısıltı döküldü:
"Daha fazla acı... Daha fazlasını verin bana!"
