Bölümler 37Şu an: 31.
- 1 1.779 kelime
- 2 2.168 kelime
- 3 3.870 kelime
- 4 4.565 kelime
- 5 5.518 kelime
- 6 6.390 kelime
- 7 7.609 kelime
- 8 8.254 kelime
- 9 9.559 kelime
- 10 10.455 kelime
- 11 11.564 kelime
- 12 12.160 kelime
- 13 13.455 kelime
- 14 14.337 kelime
- 15 15.256 kelime
- 16 16.814 kelime
- 17 17.398 kelime
- 18 18.448 kelime
- 19 19.1.222 kelime
- 20 20.784 kelime
- 21 21555 kelime
- 22 221.599 kelime
- 23 23.1.454 kelime
- 24 24.751 kelime
- 25 25.2.211 kelime
- 26 26.1.802 kelime
- 27 KARAKTER MODELLERİ18 kelime
- 28 27.1.964 kelime
- 29 28.3.538 kelime
- 30 29.2.389 kelime
- 31 30.3.222 kelime
- 32 31.2.527 kelime · Okuduğun bölüm
- 33 32.1.189 kelime
- 34 33.1.237 kelime
- 35 34.1.306 kelime
- 36 35.2.347 kelime
- 37 373.820 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Bu bölümde tecavüz +18 vardır)
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
3 Hafta Sonra
Parmak uçlarıyla yataktan inip perdeleri açtı Defne. Odaya giren gün ışığı canlılık katmıştı bir nebze. Güneşin önünde ısınıyordu. Gözlerini yumup bir kez daha herşeye rağmen nefes aldı. Yatağın çarşafını düzeltip banyoya girdi. Elini yüzünü yıkadıktan sonra dişlerini fırçaladı. Odaya gidip gardrobunu açtı. Bugün yine evde geçecek gibiydi.
Aile evindeyken pantolon tercih ediyordu. Oyalanmak için saçını düzleştirdi. Daha sonra at kuyruğu yapıp perçemlerini bıraktı. Saate baktı, Telefon görüşmesine daha 3 saat vardı. Odasından çıktı ve salona gitti. Herkes salonda kahvaltı için Defneyi bekliyordu. Yemek masasına eksik oturmuyorlardı. "Yine dikdin bizi ağaç gibi buraya!" Hülya hanım son 3haftadır yaptığı gibi bugünde Defneye cehpe almıştı. "Kusura bakmayın uyanamadım. Buyurun geçelim" yemek masasına yerleştiler. Mazharın sandalyesi yine boştu. Sinan boş sandalyeye ilerleyince Defne sandalyeyi tuttu. "Hayırdır Sinan,kendi yerine geçmek varken neden burası?"
Sinan nefret dolu bakışlarıyla "Sandalyem cızırtı yapıyor rahatsız oluyorum" elbette yalandı. Defne sahte bir gülümseme sundu. "Anladım ama bugünde idare et ben bizzat yeni bir sandalye getirteceğim." Sinan kısılmış gözlerini Defneden çekti ve kendi sandalyesine geçti. Hizmetçi herkesin tabağını doldurduktan sonra işini yapmak üzere mutfağa gitti. Sessizce kahvaltısını yapıyordu herkes. Sessizliği bozan Defne oldu. "Kürşat bey eğer sizinde izniniz olursa birşey danışmak istiyorum" Kürşat "Tabii kızım konu nedir?" Defne elindeki çatal ve bıçağı bıraktı. "3 haftadır evin içerisinde olmak beni fazlasıyla sıkıyor. Ben gündelik hayatımda fazla ev insanı değilim ve buna alışamıyorum. Kastım gezmek,tozmak değil. Birşeylerle ilgilenmek,oyalanmak bana iyi gelecektir. Eğer izniniz olursa şirkette ufak bir pozisyon alabilirmiyim?"
Kürşat Bey ağzındaki lokmayı yuttu. Daha o birşey söylemeden eşi Hülya hanım "Oda ne demek öyle,insan hiç evinde sıkılırmı? Sırf keyfin için seni işe falan alamazlar. Çocuk oyuncağımı bu? Kır dizini evinde otur ve kocanı bekle." Herşeye burnunu sokmasına Defne artık sinirlenemiyordu. "Endişelerinizi anlıyorum Hülya hanım ama dediğim gibi ben buna alışkın değilim,sıkılıyorum. Ayrıca şirket hissesi istemedim,alt tarafı ufak bir pozisyon istedim. Sekreter olur ne bileyim başka birşey olur. Eminim bana görede bir iş vardır koca şirkette"
Hülya hanımın itirazı gecikmedi. Sertçe çatalını masaya indirdi. "Sıkılmakta neyin nesi? Kocan gurbette,sağ gelip gelmeyeceği belli değil ve sen kendi keyfinin derdinemi düşüyorsun? Görevin yas tutmakken buda ne oluyor? Madem birşeylerle oyalanmak istiyorsun gel evinde iş yap." Defne sakin kalmaya çalıştı. "Bahsettiğim şey bu değildi. Evin içinde durmaktan hoşlanmıyorum" Hülya hanım eşine döndü. "Kürşat benim bu işte rızam yok. Ayrıca dışarısı Defne için tehlikeli" keşke beni düşündüğü için bunu söyleseydi diye geçirdi Defne içinden. Kürşat bey kararsızca bir eşine bir gelinine baktı. Sonunda Defneye dönerek "Bu evin seni sıktığını görüyorum ama Hülya haklı kızım. Dışarısı senin için güvenli değil. Hem bu akşam bir davet var. Ailecek gideceğiz istersen sende gelirsin" Defne somurtmak istedi ama yapmadı. Tebessüm etti "Peki,nasıl isterseniz öyle olsun. Ama davete katılacağımı düşünmüyorum. İstediğim söylenemez. Size iyi eğlenceler" Gitmek istememesinin sebebi yanlız kalmaktı. Evdeki herkes giderse kafa dinleyebilirdi.
Kürşat Bey "Sen bilirsin" ve herkes kahvaltısını yapmaya devam etti. Erkekler işe gidince kadınlarda salonda kahve içtiler. Defneyse sırf laf olmasın diye yanlarında oturuyordu. Saate baktı tekrar. Sevinçle ayağa kalktı. "Mazharla telefon görüşmemiz var. İzninizle" hemen odasına gitti ve telefonunun çalmasını bekledi. Telefon çaldığı anda açtı. "Alo!" Defnenin sevinçle seslenmesinin ardından Mazhar "Nasılsın?" Hep ilk sorusu bu oluyordu. "İyiyim,sen?"
"Aynı işte bildiğin gibi. İyi bakıyorlarmı sana?"
"Evet..bunu sana sormalı." Mazhar bir süre sessiz kaldı. "Doğrusunu söylemek gerekirse pekte iyi bakmıyorlar." Defne güldü "Sende çok hassassın. Noldu yatağın kuştüyü değil diyemi bu acınası tavırların?" Mazharda güldü. "Hayır değil. Koltuk bile daha rahattı" Defne kahkaha patlatınca Mazharda ona eşlik etti. "Eee ne zaman geliyorsun?" Her görüşmede bunu soruyordu Defnede. "Hala bilmiyorum." Defne somurttu ama sesini düz tutmaya çalışarak "Neyse tamam. Bir dakika kaldı sürenin bitmesine. Kendine iyi bak Mazhar" Mazharda "Sende iyi bak. Ha birde...seninle kavga etmeyi özledim" Defne gülerek "Benimi yoksa benle kavga etmeyimi?" Mazhar net birşekilde "Seninle kavga etmeyi. Görüşürüz,sana yaklaşmalarına izin verme" Defne başını salladı "Tamam,görüşürüz" telefonun kapanma sesi gelince Defne yatağa oturdu. 3 haftadır hergün Mazhara yalan söylüyordu.
Hep söylemek istiyordu gerçekleri ama yapamıyordu. Sonuçlarından çekiniyordu. Tek temennisi görevin bitmesiydi
***************************************
Saatler sonra
Herkes davete gitmişti. Çocuklar bile gitmişti,gitmeyen tek kişi Defneydi. Evde sadece o ve hizmetçiler kalmıştı. Mutfaktaki hizmetçilerin yanına gitti. "Kolay gelsin kızlar. Kürşat beyler geç gelir. Siz isterseniz müştemilata geçin ve dinlenin. Ben kendi ihtiyaçlarımı karşılayabilirim." Hizmetçiler kararsızca birbilerine baktılar. "Hadi ama dinlenin biraz" Defnenin ısrarıyla onlarda gittiler. Ve nihayet tek kalmıştı. Kendine kahve yapıp salona geçti. Telefonundan klasik bir kitap seçip okumaya başladı.
Defne kitabın 456. Sayfasına geçince saate baktı. Saat 10 olmuştu. Yaklaşık iki saattir aralıksız kitap okuyordu. Kahve bardağını mutfağa götürüp makineye koydu. Mutfağın penceresinden dışarıya bakınca bir gariplik sezdi. Korumlara ortalarda görünmüyordu. Oysaki kahve yaparken ordalardı. Defne gerilsede sakin kalmaya çalıştı. Ne olur ne olmaz diye çekmeceden et bıçağı aldı. Eve göz gezdirdi. Kimseyi göremeyince odasına gidip kapıyı kilitledi. Panik yapmamaya çalışsada hızlı hızlı nefes alıyordu. Usulca koltuğa oturdu. Kürşat beyi aramak istedi ama telefonu salonda kalmıştı."Sakin ol Defne" kendi kendine konuşurken bir ses duydu. Banyonun kapısı açılınca çığlık attı istemsizce. Odaya giren kişi Sinandan başkası değildi. Defne ayağa kalkıp geriye doğru adım attı. "Senin ne işin var burada?"
Sinan kapıya doğru ilerleyip anahtarı cebine attı. "Ne yapıyorsun sen?" Defne elindeki bıçağı sıkıca tutuyordu. Sinan sessizce bıçağa baktı. "Benimi öldüreceksin?" Defne "Eğer hemen şuan anahtarı bana verip defolmazsan evet. Seni öldüreceğim" Sinan güldü. "Şu şovları bırak artık" Defneye doğru birkaç adım atınca Defne Bağırdı "Sinan geri çekil!" Sinan hiç aldırış etmedi. Tam karşısında durunca bıçağı kendi göğsünün hizasına getirdi. "Hadi yap,sapla!" Defne korkudan tir tir titriyordu. Bir daha yapamazdı. Bir kere yapmıştı ama bir daha kimsenin nefesini kesemezdi. Bıçağı tuttuğu eli güçsüzleşince Sinan hızla bıçağı alıp kenara fırlattı. Defne geriledi ve sırtı soğuk duvara çarptı. "Ne istiyorsun?" Sesi fısıldar gibi çıkmıştı. Sinan "Çok şey. Çok isteğim var ama hiçbirini elde edemiyorum. Mazharın koltuğunu istedim vermediler,Mazharın otoritesini istedim vermediler,ona verdikleri gücü kendimede istedim vermediler,ona verdikleri sevginin birazını istedim yine vermediler. İlk ve tek aşkım Ceylanı istedim...yine vermediler. İlk aşkımı bile Mazhara verdiler! Mazhardan önce ben sevdim onu,ben tanıdım! Ama vermediler."
Ve Defne sonunda Sinanın Mazhara olan nefretini ve kinini anlamıştı. Sinan Ceylana aşıktı. Mazharda bunun farkındaydı ve ikisinin arasında görünmez bir savaş vardı. Defne "Bu meselelerle ilgilenmiyorum! Benden ne istiyorsun?" Sinan biraz durdu. "Mazhar benim sevdiğimi aldı. Bende onunkini alacağım" Defne ürpermişti. Sinan alkol kokan nefesini verdi Defneye. "Seni istiyorum"
Burun burna gelecek kadar yakınlaşınca Defne "Seni buna pişman ederim,sakın bana dokunayım deme!" Sinan yarım ağız güldü. "Evde yalnızız,korumalar yok,Kayınbaban yok...Mazhar yok. Sana dokunmamam için geçerli bir sebep söyle" Defnenin göğüs kafesi hızla kalkıp iniyordu. "Seni yaşatmazlar!" Sinan sağlıklı olmayan bir kahkaha patlattı. "Beni zaten hiç yaşatmadılar. Yanlış cevap yengeciğim" iğrenç bakışlarıyla Defneyi soyuyordu. Defnenin dibine kadar girince Defne hiç beklemeden Sinanın bacak arasına tekme attı. Sinan yere düşüp öğürerek acısını düşürürken Defne kaçmaya yeltendi ama olmadı. Defnenin ayak bileğini tutup sertçe çekti. İkiside yerdeydi artık. Gözleri dönmüş şekilde elleriyle Defnenin bedenini istismar ediyordu. Defne çırpınıyor,yardım çığlıkları atıyordu.
Ama fiziksel güç olarak Sinan daha üstündü. Defne elleriyle Sinanın göğsünü yumrukluyordu. Sinanın attığı sert tokatla başı yere doğru düşmüştü. O kadar serttiki başı dönüyor,gözleri kararıyordu. Bir kaç saniye hareketsizce duvarla bakıştı. Bunu fırsat bilen Sinan hızla Defnenin boynuna gömüldü. Yalıyor,pis nefesini veriyordu. Kendine gelen Defne çırpınmaya devam etti. "Yapma..dur!"Parmaklarını Sinanın saçlarına geçirip çekince Sinan kısık sesle inledi. Defnenin bileğini tutup saçını kurtardı. Sinan üzerine çıkınca hareket kabiliyeti azalmıştı Defnenin. Tek eliyle Bileklerinden tutup Defnenin başının üstüne sabitledi. Defne artık hiç denecek kadar kıpırdıyordu. Sinan boşta kalan eliyle Defnenin göğsünü avuçlayınca Büyük bir çığlık koptu. O an fiziksel olarak canını yakmamıştı belki ama psikolojik olarak hayatını yerle bir etmişti. Defnenin gözlerinden ardı ardına süzülen yaşlara aldırış etmedi Sinan.
Defnenin dudaklarına yapışınca Defne kafasını sallayarak kurtulmaya çalıştı."Dur...ne olursun dur!" Alkol kokan nefesi,art niyetle dans eden dili Defneye şunu düşündürtmüştü.
Hayatında kötü olduğunu düşündüğü çok olay olmuştu.
Ama hiç birisi
Bunun kadar sasıcı
Bunun kadar iğrenç
Bunun kadar mide bulandırıcı
Bunun kadar kötü olmamıştı.
Hep güçlü olduğunu düşünürdü oysaki. Şimdiyse zavallı gibi hissediyordu kendisini.. Bir anlığına kafasını kaldırdı ve Sinanın sarmaladığı eline baktı. Elindeki yüzüğe baktı. Beyninde çalan bir şarkı gibi hatırladı Mazharın sözlerini.
Bu yüzüğe saygın olmasını istiyorum
Nikah cüzdanına karşı sadakatli olmanı istiyorum.
Defneye kalsaydı artık çırpınmayı bırakır,kabus göremeyi kabul ederdi. Sonrada canına kıyar bütün bunlara bir son verirdi. Ama parmağında parıldayan yüzük buna izin vermedi. O yüzük Mazharın mührüydü. Sonra dudağındaki iğrenç baskıya dikkatini verdi. En son Baran öpmüştü dudaklarını. Orasıda Baranın mührüydü.
Yapamam diye geçirdi içinden
Kendime ihanet edemem
Kendini toparlayıp Sinanın çenesini bütün gücüyle ısırdı. Etini kopartacak kadar sertti. Sinan acıyla Defnenin üzerinden kalktı. Bunu fırsata çeviren Defne az önce Sinanın köşeye fırlattığı bıçakla göz göze geldi. Fazla beklemeden bıçağa doğru hızla emekleyip eline aldı. Sinan ona doğru bir adım arınca ayağa kalktı. "Bir adım daha atarsan andım olsunki saplarım!" Kendinden emin çıkıyordu sesi. Sinan "Yapamazsın" deyip cesaretle adım attı. Defne "Son kez uyarıyorum!" Sinan hiç istifini bozmadan Defneye ulaşınca Defne korku ve gerginlikle gözlerini yumup bıçağı sapladı.
O an
Sinan durmuştu
Defne kabustan uyanmıştı
Zemin kanla duş almıştı
Damla damla düşüyor,rahatsız edici bir ses çıkarıyordu. Defne cesaretini toplayıp gözlerini açınca Sinanın irileşmiş gözleriyle bakıştı. Sinanın gözlerinde şaşkınlık,acı,nefret ve daha birçok şey vardı. Defne o an pişman olmayı bekledi,ama olmadı. Dudaklarına belli belirsiz bir tebessüm yer aldı. Nasıl olduğuyla ilgilenmiyordu ama ihanet etmemişti. Sinan yere yığılınca bir saniye bile beklemedi. Ceketin cebinden anahtarı alıp koşarak salona gitti. Telefonundan Kürşat beyi aradı.
"Alo?"
"Kürşat bey.."
"Bir sorunmu var kızım?" Yutkundu Defne. Söylemeliydi.
"Eve gelebilirmisiniz? Mümkünse sadece siz,kimseyede haber vermeyin"
"Pekala..10 dakikaya oradayım" Defne odaya gitmeye korkuyordu. Hızla çarpan kalbi ona yardımcı olmuyordu. Aradan dakikalar geçmişti ve Kürşat bey gelmişti. Salonda oturan Defneyi görünce irkildi. Defnenin yanağında kızarıklık,kıyafetinde kan lekesi vardı. Dağılan saçlarıyka korkutucu görünüyordu. "Defne bu kanda neyin nesi,kimin kanı bu?" Defne hareketsizce "Sinanın" Kürşat bey afalladı. "Ne demek Sinanın,nerede şimdi Sinan?" Yavaşça yerinden kalktı Defne. "Yeğeniniz bu gece bana tecavüz etmeye kalkıştı" Kürşat bey bir anlığına nefesini tuttu. Öz yeğeni gelininemi saldırmıştı? Evet,öyleydi. "Defne...o nerede?" Defne fazla konuşmadı. Odasına doğru ilerleyince Kürşat beyde onu takip etti. Odaya giremedi Defne,bir dahada girecek gibi değildi.
Kürşat bey korka korka girdi odaya. Yerde kanlar içinde yatan yeğenini görünce olduğu yere çakıldı. Gövdesine saplanmış bıçak yerli yerindeydi. Uzunca bir süre baktı yeğenine. Ne düşündüğünü anlamak zordu. Oğlu gibi. Defneyle göz teması kurmadan "Sana dokunmaya çalıştımı? Dürüst ol" Defne gözünden akan yaşı sildi. "Çalıştı. Hatta dokundu" tiksinir gibi çıkan sesiyle Kürşat bey yalan olmadığına emin oldu. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Ama titreyen elleriyle kravatının düğümünü çözüp gönleğinin ilk iki düğmesini açtı. Nefes almakta zorlanıyordu. Koltuğa tutundu ayakta durabilmek için. Defne destek olmak istedi ama giremedi odaya. Zaten destek alması gerekende kendisiydi.
"Ben çırpındım..yapma dedim,dur dedim...dinlemedi" Kısık ve ağlamaklı sesine karşıt Kürşat beyin gözündende bir damla yaş aktı. "Ama pes etmedim. İzin vermedim ona! Siz şimdi bana kızıyorda olabilirsiniz...ama ben mecburdum. Kendimi korumak için yap-" Kürşat bey kesti "Açıklama yapma. Sen gerekeni yaptın. Evet kızıyorum,ama kendime. Yıllardır koynumuzda beslediğimiz yılanı farketmediğim için kendime kızıyorum. En çokta sana yaptıkları için kendime kızıyorum... belki bir işe yaramayacak ama ben çok özür dilerim. O kadar mahcubumki! Elimden birşey gelmemesi beni dahada delirtiyor. Özür dilerim kızım,bunları yaşamana ben sebep oldum. Seni koruyamadım,oğlumun emanetini koruyamadım. Utanıyorum,kendimden ailemden utanıyorum"
Defne birşey söylemedi. Ne denirdiki zaten? Sinanın yavaşça kalkıp inen göğsü hala yaşadığına dair bir işaretti. "Elinizden birşeyler gelebilir Kürşat bey...onun ölmesine izin vermeyin. Böyle bir pislik uğruna katil damgası yiyemem. Onu kurtarın" Kürşat bey ağır ağır başını salladı. "Tamam kurtaracağım,ben izleride yok ederim. Ne istersen yaparım" Sonra telefondan korumasını aradı. Koruma gelince Defneyide alıp bir daireye yerleştirdi. Kürşat bey olaya kaza süsü verecek,ortalık durulana kadarda Defneyi eve getirmeyecekti. Ama ortalık dahada karışacaktı.
Dairesine giden Defne boş surat ifadesiyle banyoya gitti. Duş almak için suyu açtı. Temizlenmek istiyordu,Sinanın bıraktığı izleri bedeninden söküp atmak istiyordum. Derisini yırtarcasına sıvazlıyordu. Kıyafetindeki kan suyu kızıllaştırarak beyaz fayansı kirletiyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlaması fazla geç kalmamıştı. Zemine oturdu ve suyun altında saatlerce ölmenin hayalini kurdu.
***************************************
2 Ay Sonra
Defneden
Bugün aldığım 7. Sakinleştirici iğnesiydi bu. Bedenim yorgunlukla kendini yatağa bıraktı. Başımda dikilen bir doktor,bir hemşire,koruma ve Kürşat bey acınası gözlerle acınası halime bakıyordu. Olayın üzerinden 2 ay geçmişti belki ama ben her gece tekrar yaşıyordum o anı. Uyuyunca kabuslarını görüyordum. Uyanık kalınca olanları düşünüp sinir krizleri geçiriyordum. Bedenim ilaç almaktan doğrulamıyordu. Başımın şiddetli ağrısı,eklemlerimin acısı...günde en az 3 kere ağlıyordum. Canım çok acıyordu ve doktorlar ilaçla bunu düzeltebileceğini zannediyordu. Oysaki bir çözümü vardı. Bu iki ayda 5 kere intihara kalkışmıştım ama kadın korumam beni yanlız bırakmıyor,ölmeme izin vermiyordu.
Elimdeki kelepçeye lanetler yağdırdım. Beni zaptedemiyorlardı ve kelepçeyle durdurmaya çalışıyorlardı. Bir kez daha kendime ve etrafımdakilere saldırmamdan korkuyorlardı. Ağlamaktan yanan gözlerimi zorlukla açtım. "Kürşat bey..yapmayın. Bana şu boktan iğneyi yapıp durmayın!" Kontrol edemesiğim öfkem onada patlıyordu. "Mecburuz kızım. Bu yolun sonu akıl hastanesi. Uyuman gerekiyor,sakinleşmen gerekiyor. 10 kilo verdin iki ayda. Kendine gelmelisin artık." Doğruydu,50 kilodan 40 kiloya düşmüştüm. Göz kapaklarımı açık tutmaya zorladım. "Bırakın kurtulayım bu acıdan. Ne olursunuz bırakında kıyayım canıma" Daha fazla dayanamayan gözlerimi yenilgiyle yumdum. Yeni bir kabusa daha merhaba demek için hazırlandım.
3 Ay Sonra
"Bırak beni dedim!" Hemşireye savurduğum tekmelerimi koruma tutmaya çalıştı. Ellerimle kendi saçlarımı yolarken saç diplerim acıyla yardım dileniyordu ama farkında bile değildim. "Yeter Bırakın beni!" Sarsılarak ağladım yine. "Yalvarırım bırakın beni dayanamıyorum" Doktor telefondan "Alo Kürşat bey. Defne yine bir tür sinir krizi geçiriyor...peki Efendim" komidinin üzerindeki iğneyi alınca çığlık attım. "Hayır yapma!" Sertçe iğneyi koluma saplayınca acıyla inledim. Narkozlarla,sakinleştiricilerle,uyuşturucularla uyuyordum. Bedenim titreyerek yatağa düştü. Ter içinde gözlerimi kapattım.
4 Ay Sonra
"Sinan hala komada. Bir gelişme yok yani. Konuştuğumuz gibi Mazharında hiçbir şeyden haberi yok. Aylardır senle telefonla konuşmaması şüphe çekiyor ama uydurdum bir yalan. Görevdeler ve her gün Mazharla irtibat halindeyiz. Fazla detay vermeselerde az kaldı diyor Mazhar. Yakında Allahın izniyle gelecek" Algılayabiliyormuydum? Bunu bile anlamıyordum. Artık kimseyle konuşmuyordum. İlaç vermemeleri için bile yalvarmıyordum. "Defne kızım Mazhar seni böyle görürse iyi şeyler olmaz" Korkuyorlardı. Cevap vermedim Kürşat beyde birşey demeden gitti.
3 Ay Sonra
Bedenimin her yeri ağrıyordu. Kolumu kaldıracak dermanım yoktu. Kürşat beyin ayarladığı Psikiatrist saçma sorularıyla başımı ağrıtıyordu. "O gece en çok hangi duygun ağır bastı?" Saçma sorusuna göz devirdim. Cevap vermeyeceğimi bile bile soruyordu. "Peki...Mazhar bu akşam 6 gibi Türkiyede olacaktı ve saat 6'yı geçti. Bunu biliyorsun. O geldiğinde ne olacak?" Yutkundum. Geçkalmıştı bana. Onunla görüşmeyi istemiyordum. Kimseyi görmek istemiyordum.
Ben sadece ölmek istiyordum. Mazhar gelmeden bunu yapsam iyi olacaktı. Kadın bir kaç boş sorudan sonra gitti. Korumam beni yanlız bırakmıyordu,önce ondan kurtulmalıydım. "Duş almak istiyorum,yanlız."
"Olmaz!" Boğazımı temizledim. "Bugün Mazhar geliyor...o gece yaşananları bedenimden sökmek istiyorum. İzin ver arınayım ve Mazhatın karşısına öyle çıkayım," yüpzü gevşedi. "Peki ama kapıda beklerim ona göre" hemen banyoya ilerledim. Kapıyıda sessizce kilitledim ve etrafıma bakındım. Duşakabinin camı ilişti gözüme. Sabunluk ağırdı,tüm gücümle fırlatınca cam gürültüyle kırıldı. Korumam kapıyı açmaya çalışırken yerden bir parça cam aldım. Camı boğazıma dayadım. Bir daha böyle bir şansım olmayabilirdi. Aynadan hayal gücümle Baranın yansımasını gördüm.
"Özür dilerim sevgilim...seni hala deliler gibi seviyorum ama sen bunu bilmiyorsun. Ve bilemeyeceksinde. Elvada aşkım,bizim hikayemiz en başından beri hercaiydi zaten. Ama sana andım olsun,eğer yine ölmeyi beceremezsem yanına geleceğim. Ait olduğum yere geleceğim ve yaşamaya çalışacağım,hiç kimse umutumda olmayacak."
Kendimi suçlu hissediyorum. Ölürsem bu yükten.
...
DEVAM EDECEK
(Umarım beğenmişsinizdir,Defne ölecekmi? Mazhar ve Baran olanları duyunca ne tepki verecek? Defne ölmezse Barana gidebilecekmi? Barana giderse Mazhar ne yapacak? Birde diğer bölümde sürprizim olacak. Ayrıca görev esnasında Baran ve Mazharın yaşadıklarını diğer bölümde aktaracağım. Okumaya ve takip etmeye devam edin💫)
Bölüm etkileşimi
