Bölümler 37Şu an: 30.
- 1 1.779 kelime
- 2 2.168 kelime
- 3 3.870 kelime
- 4 4.565 kelime
- 5 5.518 kelime
- 6 6.390 kelime
- 7 7.609 kelime
- 8 8.254 kelime
- 9 9.559 kelime
- 10 10.455 kelime
- 11 11.564 kelime
- 12 12.160 kelime
- 13 13.455 kelime
- 14 14.337 kelime
- 15 15.256 kelime
- 16 16.814 kelime
- 17 17.398 kelime
- 18 18.448 kelime
- 19 19.1.222 kelime
- 20 20.784 kelime
- 21 21555 kelime
- 22 221.599 kelime
- 23 23.1.454 kelime
- 24 24.751 kelime
- 25 25.2.211 kelime
- 26 26.1.802 kelime
- 27 KARAKTER MODELLERİ18 kelime
- 28 27.1.964 kelime
- 29 28.3.538 kelime
- 30 29.2.389 kelime
- 31 30.3.222 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 31.2.527 kelime
- 33 32.1.189 kelime
- 34 33.1.237 kelime
- 35 34.1.306 kelime
- 36 35.2.347 kelime
- 37 373.820 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arabadan inmeden önce kafama geçirdikleri siyah kumaş etrafı görmemi engelliyordu. Tamamen onların yönlendirmesiyle ilerliyordum. Merdiven basamakları çıktık daha sonra bir kapıdan geçtik. Sonunda beni bir sandalyeye oturtup ellerimi bağlamışlardı. Tek sorun Mazhardan sss çıkmıyordu. Onu farklı biryere götürdüklerini düşünüyordum."Mazhar nerede?" Boşluğa bakarak sorduğum soruya "Yanında ama ayık değil. Arabada rahat durmayınca icabına bakmışlar. Uyanır birazdan" nedense rahatlamıştım. Yanımda olması güven veriyordu.
Aradan ne kadar geçti bilmiyordum ama kısa bir süre değildi. Tahminimce 1 saat öylece beklemiştim. "Mazhar neden hala uyanmadı?" Belkide bana yalan söylüyorlardı. "Yok Mazhar falan! Onu ve Baranı başka bir yerde tutuyorlar." Başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüş gibiydi. "Nasıl,nedenki?" Adam cevap vermedi. "Cevap vermezsen boğazımı yırtana dek bağırırım" bir hareketlilik hissedince odaklanmaya çalıştım. Adam "İşte şimdi baş başa kaldık" deyip başımdaki siyah kumaşı çekti. Gözlerim ışığa alışınca etrafı inceledim. Burası o malikaneydi! İstanbula geldiğimiz gün 15 e yakın kişinin hedefinde olduğum evdi burası. Olduğum odada hiçbir eşya yoktu,sadece kenarda bir sandalye daha vardı. Hemen karşımda büyük bir cam ve mükemmel denebilecek bir manzara. Ormana bakıyordu ve güneşin batışı buradan çok güzel görünüyordu.
Kel adama döndüm. "Kimsiniz siz?" Adam "Kocan anlatmadımı?"
Hayır,kahretsinki hiçbir şey anlatmamıştı!
"Kimsiniz dedim!" Adam ellerini cebine koydu. "Bu bilgiyi seninle paylaşamam." Hırsla ayağımı yere vurdum. "Ben sizi tanımıyorum! Benden ne istiyorsunun anlamıyorum"
Adam sırıttı. "Şuan senin sayende son 6 yıldır planladıkları bir operasyonu yönetiyorlar. Düşün bakalım senden ne istiyoruz"
Son 6 yıldır planlanan bir operasyon.
Baran
Mazhar
Anahtar
Sinirle "Geveleyip durma! Nede olsa elinizdeyim artık,bildiklerini anlatabilrisin" adam sandalyeyi sürükleyerek karşıma koydu ve oturdu. "Neyi bilmek istiyorsun?" Kaşlarım havalandı. "Anlatacakmısın?" Adam komik olmayan bir şekilde kahkaha attı. "Tabiikide hayır" derin bir nefes verip sesimi yumuşattım. "Bak Elim kolum bağlı,Mazhar yok,Baran yok..beni kurtaracak kimse yok. Uzun bir süre buradayız belliki. Anlat lütfen ben şuan kimin elindeyim,neden buradayım,başıma ne gelecek,operasyon derken neyi kastettin?" Ardarda sorduğum sorularla adam ofladı. "Benden cevap alamayacaksın"
"Beni öldürecekmisiniz?"
"Belki"
"İşkencemi edeceksiniz?"
"Duruma göre değişir"
"Tecavüzmü edeceksiniz?"
"Kimse senle cinsel temasa geçmeyecek!"
"O zaman neden buradayım?!"
"Sen kurbansın!"
Anlamayarak geri çekildim. "Kurbansın derken?" Adam bıkkınca arkasına yaslanıp bir süre düşündü. Daha sonra öne doğru eğilip işaret parmağını salladı. "Sana anlatacaklarımı kimseye söylemeyeceksin,gerçi şu durumda istesende yapamazsın ama yinede söyleyeyim dedim" hızla başımı aşağı yukarı salladım. Adam derin bir nefes verdi.
"Sana herhangi bir isim veremem. Burada olmanı isteyen bir kişi,yada kişiler değil. Bir sistem" devam etmesini bekledim. "Seni yem olarak kullanmak istiyorlar. Balıkları oltaya çekmenin tek yolu bu." Rahatsızca kıpırdandım. "Balıklar?" Adam arkasına yaslandı. "Mazhar ve Baran"
Hiçbir halt anlamamıştım. Adam farketmiş olacakki "Bak..sen savcısın. Az çok anlarsın böyle işleri" biraz kafa yordum. "Bahsettiğin sistem bir çeşit örgüt falanmı?" Sorumla adam "Yaklaştın. Ama onlar örgütten fazlası." Yine anlayamamıştım. "Peki benden ne istiyorlar?" Adam başını sağa sola salladı. "Seni değil,balıkları istiyorlar"
Balıklar.
Baran.
Mazhar.
sinirle "Şifreli konuşmayı bırak!"diye bağırdım. "Nesini anlamadın? Sistem Mazhar ve Baranı istiyor. Onları elde etmek için seni kullanmayı düşünüyorlar...Defne seni hırpalayacaklar,belki öldürecekler ama şunu bil. Şu durumda senin için ölüm kurtuluş demek. Seni bir kaç tekmeyle yada kuşunla kullanabilirler ama daha derin izler bırakacaklar. Bu sadece fiziksel olmayacak." Kalbim hızlanmaya başlamıştı. Adam ayağa kalktı. "Bu kadarını bilmen senin için daha iyi" adamı süzdüm. "Bana bunları anlatmayabilirdin." Belkide bu adam düşman değildi. Kulağıma eğildi. "Beni Kasır gönderdi. Her ihtimale karşı sisteme casus olarak girdim. Belliki birilerine ihtiyacın var. Sesin çıkmasın,zamanı geldiğinde seni buradan çıkaracağım"
Tabii ya..amcam
Başımı salladım. Adam gülümsedi ve omzumu okşadı. "Korkma,Kasırın yiğeni bizimde yiğenimiz,ayrıca adım Murat" birilerinin yanımda olması iyi hissettirmişti. Aklımda zibilyon tane soru işareti vardı ama daha fazla cevap vermeyecekti. Şimdi sadece bekleyecektim. Birşeylerle karşılaşmayı bekleyecektim
***************************************
Akşam olmuştu. Eskisi gibi olmasada hala gergindim. Aklımda sadece Baran ve Mazhar vardı. Onlara ne olmuştu? Kapının açıldığını iştince oraya bakmaya çalıştım. Kısa saçlı bir kadın girmişti odaya. "Bumu?" Murat abi başını salladı. Kadın beni süzdü. "Yazık" neden bana acıyıp duruyorlardı! Nede olsa buradan kurtulacaktım. Kadın "Getir" deyince Murat abi sandalyeden kalkmama yardım etti. Kadını takip etmeye başladık. Topuklu ayakkabılarının zeminde bıraktığı tok ses yankılanıyordu. Bilmediğim başka bir odaya girdik. Ofis gibiydi. Çalışma masası,sandalye,dolaplar,dosyalar... masanın başındaki koltukta yaşlı bir adam oturuyordu. Adam beni inceledi. "Defne Varol" adımı zikretmesi sinirlerimi bozmuştu. Ayrıca
Defne Ardıç
Defne Varol değil.
Adam "Bu saatten sonra esaretimiz altındasın. Operasyon bitene dek böyle devam edecek" ne operasyonuydu bu?
"Tahminen ne zaman biter? Verdiğiniz oda hiç rahat değil" adam sözlerime yarım ağız güldü. "Kocan ve eski kocan anlaşmayı kabul edince operasyona başlayacağız. Tahminen 1,5 yıl sonra biter" öyle bir kahkaha patlattımki odadakiler deliymişim gibi bakıyordu. "1,5 yıl öylemi? Kocam ve eski kocamla yapacağınız anlaşma umurumda bile değil. Beni kesseler burada kalmam!" Adamın gözlerinde bir parıltı belirdi. "Gerekirse keseriz" donup kaldım. Adamda bunu yapacak tip vardı. "Suç işliyorsunuz! Hak,hukuk,adal-" adam sözümü kesti. "Burada hakta hukukta adelette bizim küçük hanım!" Sinirlenerek "Kimse devletten üstün değildir! Herkes devletin hukuk anlayışına ve adaletine güvenmeli,desteklemelidir!" Adam gülünç bir durummuş gibi gülüyordu.
"Kes edebiyatı! O zaman bakalım çok sevdiğin devletin seni kurtarmaya gelecekmi" ayağa kalktı ve kadına fısır fısır birşeyler söyledi. Kadının gözleri kocaman açılmıştı. Yinede onaylayıp Murat abiye "No 23'e götür" dedi. Murat abi yutkununca iyi şeyler olmayacağını anladım. Murat abi açık vermemek için beni hızla odadan çıkardı. "Nereye gidiyoruz No 23'te neresi?" Soruma cevap vermedi. "Mura-" kolumu sıkıp eğildi ve kısık bir sesle "Şşşt..kameralar var" deyince sustum. Zemin kattanda aşağıya inince cezaevi koridorlarını andıran koridordan geçtik. Hatta tabiricaizse koğuşlar bile vardı. Gördüklerimle dilim tutuldu,hareket edemedim..
Yanyana olan odalarda demir kapılar ve küçük dikdörtgen bir oyuk vardı. Tam bir hücreye benziyordu! Odalardan gelen sesler korkutucuydu. Durmayan kahkaha ve çığlık sesleri kalbimi hızlandırıyordu. Her kapının önünde bir adam nöbet tutuyordu. Murat abi beni sürükleye sürükleye koridorun sonundaki odaya götürdü. Bu süreçte oyuklardan bir sesle irkildim. Saçları dağınık yaşlı bir kadın koca koca gözlerle bana bakıp bağırıyordu. "Git buradan! Sana git dedim,o buraya ait değil!" Murat abi dahada hızlandı. Kapının üzerinde No 23 yazıyordu. Odaya girince gözüm ağrıdı.
Odadaki herşey beyazdı. Duvarlar,yatak,sandalye,tavan ve floresanın beyaz ışığı...
Odanın köşesinde duvara asıldı bir önlük gördüm. Murat abi kapıyı kapatır kapatmaz "Bu hiç iyi olmadı,hemde hiç!" Odağımı ona verdim. "Burası neden böyle?" Murat abi sinirle "Seni delirtecekler!" Deyince kavrayamamıştım olayı. "Psikolojik şiddet Defne...ruhsal sağlığını bozacaklar piç kuruları!" Yatağın üstündeki rafta newton salıncağını gördüm. Önlüğe baktım bir süre ve odanın kombinasyonu..
Siktir,beni delirteceklerdi!
Kalbim deli gibi çarparken "Murat abi birşey yap gidelim buradan hadisene!"
Murat abi endişeyle bana bakıyordu. "Bir gece dayanabilirmisin? Amcanı arayacağıma ama plan yapıp seni kurtarması zaman alır" hızla başımı salladım. "Tamam dayanırım sen hemen şimdi git ara" Murat abi başını sallayıp odadan çıktı. Oda sinirlerimi bozuyordu. Aradan kaç dakika geçti bilmiyordum ama öylece dikiliyordum. Odaya sarı saçlı yeşil gözlü orta yaşlarda bir kadın girdi. Kadının yüzündeki gülümseme normalde olsa sıcak bir sevinç dalgası verirdi ama şuan sadece ürkütücüydü.
"Defne,neden dikiliyorsun ortada otursana kuzum" al işte şimdiden beni delirtmeye çalışıyordu. "İyiyim böyle" kadın "Peki,nasıl istiyorsan. Adım Banu" elini uzattı ama tutmadım. Bozulmamıştı. "Biliyorum şuan içinde olduğun durum seni geriyor ama gevşemelisin. Burada o kadar uzun süre ayakta kalabilmen için bana ihtiyacın var." Kadına güldüm. "Siktirgit!" Kadın yine bozulmadı,arsızın tekiydi! "Sana iyilik yapmak istiyorum tatlım. Bana müsaade etmelisin"
Derin bir nefes verdim "Kes! Emin ol bahsettiğin kadar uzun sürmeyecek burada kalmam. Benim için gelecekler" Banu komikmiş gibi güldü. "Kim gelecek? Mazharmı,Baranmı..kendini buna inandırmamalısın." Sinirle perçemimi kulağımın arkasına yerleştirdim. "Belkide. Neden hepiniz sanki onların buraya gelmesi imkansızmış gibi konuşuyorsunuz?" Banu denen kadın Newton Salıncağının en sağındaki bilyeyi çekti ve bıraktı. Birbirine çarpan metal bilyelerin çıkardığı ses sinir bozucuydu. "Gelemezler diyemem. Ama zannettiğin kadar hızlı gelmezler. Şuan çok uzakta olduklarını bilmeni isterim"
Dikkatle "Çok uzakta derken,neredeler?" Soruma karşılık almak şaşırtıcıydı. "Irakta" sanki birisi kalbimi eliyle sıkıyordu. "N-Nasıl Irakta,niyeki,neden oradalar?" Banu yatağa oturdu. "O kadarını söyleyemem. Yerine getirilmesi gereken bazı görevler var." Herkes üstü kapalı konuşuyordu. "Ne görevi bu ya?" Kadın omuz silkti. "Onu ben bile bilmiyorum. Sistemdeki belirli kişiler biliyor sadece" yenilgiyle omuzlarımı düşürdüm. "Neyle alakalı,onu biliyormusun?" Kadın zorlama dercesine bakınca önümde döndüm. "Eeee? Hep orada dikilecekmisin?"
Sanane!
"Git buradan" Banu ayağa kalktı. "Peki,yarın yine geleceğim" memnuniyetsiz bakışlarım altında odadan çıktı. Az önce koridorda bağıran kadın aklıma gelince yine ürperdim. Burada benim gibi olan birsürü insan olmalıydı. Şimdi asıl konuya gelelim.
Mazhar ve Baran Iraktaydı!
***************************************
Barandan
Rutubet kokulu depoya girerken Mazhar denen dangalakta hemen yanımda yürüyordu. Yüzünde gerginlik ve endişe karışımı bir ifade vardı. Göz ucuyla baktım. "Ne bakıyorsun lan!" İğrenircesine "Güzelliğine" cevabımla renkten renge giriyordu. "Defne nerede,iyimi?" Mazhar anında bana döndü. "Sanane lan,sen ne hakla soruyorsun bunu?!" Sinirlerim atıyordu. "Adam gibi soru sorduk cevap versene!" Mazhar tekrarladığım soruyu cevapsız bırakınca durdum. "Başı beladamı?" Bu sefer oldukça ciddiydim. Mazhar sıkıntıyla "Ben..bilmiyorum" algılayamadım başta. Yakasına yapıştım. "Ne demek lan bilmiyorum? Bu kız senin evinde değilmi!"
Mazharda sertçe beni itti. "Bilmiyorum işte! Beni aldıklarında Defne yanımdaydı" sakinleşmeye çalıştım. "Eeee? Sadece seni alıp gittiler yani öylemi?" Mazhar yüzünü ovuşturdu. "Onuda aldılar. Kalabalıklardı birşey yapamadım. Farklı arabalardaydık nereye götürdüler bilmiyorum! Beni nasıl buraya kadar getirdiler zannediyorsun sen? Defnenin hayatıyla tehdit ettiler" Şalterlerim atıyordu. "Nasıl aldılar lan, Yanında olmana rağmen aldılar öylemi" başını sallayınca küfür savurdum. "Bizim farkımız ne biliyormusun Mazhar Varol..Defne senin yanında olmasına rağmen onu koruyamadın! Ama senin yerinde ben olsaydım öleceğimi bilsem bile onu bırakmazdım,bir yolunu bulur ikimizide çıkarırdım oradan!"
Mazharın çenesi kasılmıştı. "Nesini anlamıyorsun? Tehdit ettiler diyorum,kalabalıklardı!" Konuştukça ses tellerini koparasım geliyordu. "Ya birşey yaparlarsa?" Kaşları çatıldı anında. "Olmayacak! Tekinle anlaşma yaptım. Görev karşılığında Defnenin canı" buna inanmışmıydı? "Sende hemen sazan balık gibi atladın" Eli yumruk haline gelmişti. "Eğer Defnenin kılına zarar gelirse beni tutamayacaklarının bilincindeler. Ben onun hayatı için buradayım. Ya sen? Sen ne için kabul ettin görevi?" Okları hemen kendinden çekmişti adi piç. "Sanane" alayla güldü. "Senide Defneyle tehdit ettiler biliyorum." Öyleydi. Beni Defne dışında hiçbir güç buraya getiremezdi. Suskunluğum ona gerekli cevabı vermişti. "Baylar,bittiyse eğer toplantıya başlayalım mı?" Pezevenk Tekinin sesiyle sakinleşmeye çalıştım. Ahşap masa ve etrafındaki 6 sandalyeden birisine oturdum. Mazhar denen herifte tam karşıma oturdu.
Tekin masanın başına oturdu,biraz sonrada Halit,Furkan ve Hasan gelmişti. Abim Kenan Onlarında sistemden olduğunu söylemişti. Onlarda yerleşince Tekin önündeki dosyadan bir fotoğraf çıkardı. Tekin fotoğrafa vurdu işaret parmağıyla. "Muhammed el-Haşimi..yaklaşık 20 senedir kaçak. Sistem yerini biliyor ama olduğu yerden çıkaramıyor. Bir çeşit askeri güç tarafından korunuyor. Bu 20 senede 547 kişi gönderdik adamı getirmesi için ama nafile,hepsi ceset olarak döndü. Sizi buraya getirdik çünkü adamı getirecek olan sizlersiniz. Gönderdiğimiz adamları rastgele seçmiyoruz ve siz şu son 20 yılda en çok umutlu olduğumuz ajanlarsınız."
Mazhar "Neden istiyorlar bu adamı?" Tekin arkasına yaslandı. "Adam kimyager. Kaçak olmadan önce sistemde çalışıyordu. Onda sistemin önemli formülleri var ve sistem formülleri istiyor. Formüller yanlış kişilerin eline geçmemeli." Gülesim gelmişti. Öne doğru eğildim "Belkide adam doğru olanı yapıyor. Yanlış kişilerden kastın kim bilmiyorum ama bence yanlış olan formüllerin sisteme verilmesi. Yanlış olan sistem" korkusuzca söylediklerim Tekinin sinirlenmesine sebep olmuştu. "Kimse fikrinizi sormadı Baran bey. Sadece verilen görevi yapın" bozulması hoşuma gidiyordu. "Her neyse,Görev için eğitileceksiniz. Yakın dövüş,silahlar,pratik zeka...aklınıza ne geliyorsa. Grup olarakta çalışmayı bilmelisiniz. Özel meselelerinizi burada söz konusu halin getirmeyin" bunu bana ve Mazhara bakarak söylemişti.
"Eğitime gerek yok. Zaman kaybı,siz planı söyleyin biz uygulayalım" Mazharın söylediklerine katılıyordum ama sesli söylemeye gerek yoktu. Tekin "Bu iş dediğiniz kadar basit olsaydı size gerek kalmazdı zaten. Ama maalesef kaldı,eğitim şart. Bu konu tartışmaya kapalı" Pezevengin tekiydi! "Ben ufaktan kaçayım baylar. Size iyi dersler dilerim." Tekin ayağa kalkınca Mazhar "Tekin..anlaşmamızı unutma. Tırnağına zarar gelirse dünyayı başınıza yıkarım ona göre" Tekin başını salladı "Merak etme bize emanet" bende araya girdim. "Merak ederiz. Şöyle yapalım sen hergün bize Defnenin ses kaydını at. Hangi şartlarda,hangi koşullar altında tutuluyor..her gün iyi olduğuna dair telefon konuşması talep ediyorum. Her gün aynı saatte bir konuşma" Tekin "Bana güvenmiyormusunuz?" Hiç çekinmeden "Güvenmiyorum. Benim şartım bu,ha ama eğer yok yapamam diyorsan ben bu işte yokum"
Tekin "Peki,kabul o zaman. Hallederiz ama başka şart yok" başımı salladım "Yok" Tekin depodan çıkınca oturdum Mazhar yan yan bana bakıyordu. "Hayırdır niye öyle bakıyorsun? Defneyi onların insafına bırakacak değilim" birşey söylemeden oturdu yerine. Furkan,Halit ve Hasan kendi aralarında görev hakkında konuşuyordu. "Sence ne kadar sürer?" Halitin Furkana yönelttiği soruyla Furkan "En az 3 yıl. Bahsettikleri eğitim öyle bir haftalık iş değil. Bizi fena yoracaklar belli" doğru olabilirmiydi? 3 yıl çok uzun bir süreydi. "Bir yanlışınız olmasın? Alt tarafı elemanı kaldıracağız bunun için 3 yıla gerek yok" Mazharın endişeli sorusu üzerine Hasan güldü. "Bilemeyiz,3 yıl olmasa bile en az 1yılı vardır"
Yine uzun.
Biraz sonra depoya takım elbiseli bir adam girdi. Elindeki telefondan bir ses kaydı açtı.
Defnenin sesi.
Defnemin sesi.
"Alo!Az önce kaltağın teki bana Irakta olduğunu söyledi Mazhar. Umarım mantıklı bir açıklaması vardır ayrıcada en az 1 hafta içinde kimse beni bu lanet yerden almaya gelmezse kendime sıkarım!" Sesi hoparlördeydi. Kendimi tutamayıp güldüğümde Mazhar bana ters ters baktı ama sonra telefona doğru "Sesin hoparlörde küfür etmeyi bırak!"
Hadi ama küfürün en çok yakıştığı kişi Defneydi,gerçi ona herşey yakışıyordu.
"Her neyse sen iyimisin Defne,birşey yaptılarmı sana?" Mazhar nihayet mantıklı birşey söyleyince Defnenin cevabını bekledim. "Yani bu telefon görüşmesi olmasaydı az kalsın bana deli önlüğü giydireceklerdi!" Bu kız ne diyordu? "Anlamadım Defne açık konuşurmsun?" Kibar kibar konuşuyordu piç. "Of Mazhar boşver. Allahtan telefonla konuşayım demişsinde çıkardılar o lanet odadan. Neyse ne zaman geleceksin beni almaya?"
Ben istemiştim telefonla konuşmayı.
"Bilmiyorum Defne bizim işimiz ne kadar sürer hiçbir fikrim yok. Ama merak etme bizimkiler seni en yakın zamanda bulacaktır." Defneden ses gelmedi bir süre. "Tahmini ne zaman gelirsin peki?" Sesi çekingen çıkıyordu. "Dediğim gibi bilmiyorum belli değil." Yine bir sessizlik oldu. "Mazhar..ne olursa olsun gel olurmu?" Bir kırılma hissettim,bilmiyorum ama sanki içimde birşeyler çatladı. "Geleceğim" Mazhar gülümsüyordu. "Sözmü?" Boğazıma birşeyler batıyordu. "Söz" Adam telefonu almak isteyince Mazhar "Kapatmam gerekiyor,yarın yine bu saatlerde konuşacağız. Kendine iyi bak ve sakın ezdirme" Aynen öyle,kendine iyi baksındı. "Ben kendimi ezdirirmiyim hiç? Her neyse sende kendine iyi bak. Mümkünse tek parça halinde dön" telefonun kapanma sesi gelince adam telefonu alıp çıktı. Bizim telefonlarımızı almışlardı,görev boyunca belirli kişiler hariç kimseyle iletişime geçemeyecektik.
Defne Mazharı önemsiyordu,tahminimdende fazla hemde. "Yengeyle ara iyi herhalde?" Furkan gerizekalılığını bir kez daha gösterince onu boğmamak için kendimi tuttum.
Yenge diyordu!
Depoya başka bir adam geldi. "Benimle gelin baylar,kalacağınız yeri göstereyim" depoda zaten birkaç tane oda yanyanaydı. Adam herkese odasını gösterdikten sonra gidip araçlardan eşyalarımızı getirdi. Ne olur ne olmaz diye bavul hazırlatmışlardı.
Kendi bavulumu alıp odama gittim. Bir yatak,bir dolap,ahşap masa ve birde sandalye vardı. Duvara asılı biy aynasına anlam veremesemde umursamadım. Bavulu kenara itip sandalyeye oturdum.
Mazhar,ne olursa olsun gel olurmu?
Sözmü?
Kendine iyi bak ve tek parça halinde gel.
Beynimde Defnenin sesi yankılanıyordu. Aklımda dönen düşüncelerden nefret ediyordum. O ihtimal biraz daha güçlenmişti. Düşünmeye bile korktuğum ihtimal gerçek gibiydi.
Ya Defne Mazhara aşık olduysa?
Başım ağrımaya başlayınca viraz yatmak için yatağa geçtim
****************************************
Defneden
Mazharla konuştukran sonra bir nebze olsun rahatlamıştım. Ama bir konuda hala endişeliydim...Baran iyimiydi? Onunda Irakta olduğunu söylemişlerdi ama içim rahat değildi. Telefonda Mazhara soracak cesaretim yoktu. Kocama eski kocamın halini soracak yüreği henüz yememiştim. Başka bir odaya geçirmişlerdi. Mazharla düzenli bir irtibatta olacağım için birşey olmasından korkuyorlardı. Normal bir odaydı,yatak,dolap,masa,sandalye koltuk...deli odasından iyiydi.Bir türlü rahat edemiyordum ve açtım. Hiç bir şey yememiştim çünkü hiç bir şey getirmemişlerdi. Murat abide yoktu ortalıklarda. Midem birkez daha guruldayınca ağlamak istedim. Kimsedende isteyemezdim. Kapı açıldı ve içeriye Murat abi girdi. Mutkulukla yanına gittim. "Murat abi Allah gönderdi seni! Ben açlıktan öleceğim bana birşeyler getirebilirmisin?" Yalvaran sesime hiç aldırış etmedim.
Murat abi elindeki poşeti kaldırdı. "Döner severmisin bilmiyorum ama şansımı deneyeyim dedim" Poşete altın bulmuşum gibi bakıyordum. Ne ara aldığımı bile bilmiyordum. "Kim sevmez döneri?!" Aceleyle poşeti yırtıp döneri çıkardım. Murat abi "Sen yemeğini ye ben ufaktan kaçayım. Dikkat çekmeyelim şimdi" Murat abi odadan çkarken ben çoktan kocaman bir ısırık almıştım.
Saatler sonra
Akşam olmuştu ve kimse yanıma gelmemişti. Sıkılıyordum ama yapacak hiçbir şeyde yoktu. Uyumaya çalışmıştım ama oda olmamıştı. Bahçeye birden fazla araba girince cama yapıştım. Arabadan inen kişileri görünce sevinçten ağlayabilirdim. Kürşat ben iki elindede silahla arabasından indi. Arkasından Yunus bey ve Sinan. Birde sayamadığım kadar çok koruma. Bu kadar hızlı olacaklarını düşünmemiştim. Cam açılmıyordu,onuda kilitlemişlerdi. Kürşat bey havaya üç kere sıkınca bir kez daha çok havalı olduğunu düşündüm. "Veysel çık dışarı!" Gür sesi kulaklarıma ulaştı. O yaşlı adamda bahçeye çıktı. Konuşuyorlardı ama duyamıyordum! Aradan 10 dakila falan geçti.
Kürşat bey adamlarına "Geri dönüyoruz" diye bağırınca neye uğradığımı şaşırdım. Arabalara ilerlediklerini görünce çaresizce cama vurdum. "Hey ben buradayım!" Duymuyorlardı. Bir çift göz bana kilitlenince nefesimi tuttum. Sinan beni görmüştü. Kısık gözleriyle bana bakıyordu. Kurtulmuştum! Yada öyle sanıyordum. Sinan tek kelime etmeden arabaya yönelince hiç düşünmeden sandalyeyi alıp cama vurdum. Bir kaç kez sertçe vurmamdan sonra cam kırılmıştı. Avazım çıkana kadar bağırıp "Kürşat bey buradayım!"
Gürültüyle bahçedeki birkaç kişi bana dönmüştü. Kürşat bey nihsyet benle göz göze gelince önce yüzünde tebessüm oluştu. Kısa sürede kendini toparlayıp Veysel denen adama doğrulttu silahını. "Hani burada değildi? Çabuk onu buraya getirin!" Adi herif kandırmıştı Kürşat beyi. Odaya bir koruma girince Veyselin adamı olduğunu anladım. Kolumdan tutup çekiştitince bağırdım. "Yardım edin!" Kürşat bey bir el daha ateş etti "Veysel bir daha uyarmam!" Adam çekiştirirken eğilip yerden cam parçası aldım. Adamın yanağına çizik atınca beni bırakmıştı. Geriye doğru bir kaç adım attım ve camı kendi boğazıma dayadım. "Eğer yaklaşırsan öldürürüm kendimi! Geri çekil geç şuraya" adam kendime birşey yapmamdan korktuğu için söylediğim yere geçti. Camın tam önündeydi.
Aptal.
Adama tekme atınca aşağıya düşmüştü. İkinci kattaydım. Bahçedekiler şaşkınlıkla bana bakıyordu. Herkesin duyabileceği bir sesle "Eğer hemen şuan buradan gitmezsem kendimi öldürürüm! Ve eminim bu hiçbiriniz işine gelmez. Ben ölürsem Mazhar ve Baranı orada tutacak hiçbir güç kalmaz. Geldiklerindeyse hepinizi kurşuna dizerler! Şimdi beni dinliyorsunuz...Kürşat beyin adamlarından 6 tanesi buraya gelecek ve güvenli bir şekilde aşağıya inmeme yardım edecek. Bende kendimi keameyeceğim. Veyselmisin nesin sende gitmemize engel olmayacaksın." Veysel denen adamda duyacağım şekilde "Eğer şimdi gitmene izin verirsem yine aynı şey olur. Mazharıda Baranıda orada tutacak bir güç kalmaz çünkü senin canın tehlikede diye gittiler. Şimdi güvende olursan geri dönecekler ve görevlerini tamamlamayacaklar. Seni neden bırakayım?"
Bunuda düşünmüştüm.
"Bırakacaksın. Seninde dediğin gibi güvende olduğumu bilirlerse geri dönerler..ama ya bilmezlerse? Kürşat beylerle birlikte buradan gideceğim. Her gün aynı saatte yine Mazharla irtibata geçeceğim ama ona kurtulduğumu söylemeyeceğim. Onlarda orada kalmaya ve şu boktan göreve devam edecekler." Veysel biraz düşündü. "Mazhara ve Barana anlatmayacağını nereden bileyim?" Bende düşündüm ve buldum. "Mazharla olan telefon konuşmlarımızı sizde dinleyeceksiniz. Yanlış birşey söylersem zaten anlarsınız" Veysel sakallarını kaşıdı. "Peki gitmene izin veriyorum"
İzin isteyen oldu sanki. Salak!
Kürşat bey 6 koruma gönderince rahatlamıştım. Odaya girdiler. Etrafımı sarıp beni güvenli bir şekilde malikaneden çıkardılar. Kürşat bey elini uzatınca gülümseyip tuttum. Anında beni kendine çekince güvende olduğumu anladım. Yunus bey beni hemen arabaya bindirdi. Hemen sonra Kürşat bey ve korumalarda arabalara yerleşince bahçeden çıktık ve hızla oradan uzaklaştık. Rahat bir nefes verip arkama yaslandım.
Hemen yanımda oturan Kürşat bey gururla bana bakıyordu. "Aferin kızım,belki delilikti yaptığın ama eğer yapmasaydın şuan hala o evde olabilirdin" bazen delilik iyidir hocam. Sadece gülümsedim. Ön koltuktaki Sinana kaydı gözlerim. Beni görmesine rağmen söylememişti amcasına.
Bu adam piçin tekiydi!
Orada camı kırmasaydım sinsi sinsi arabaya binip gidecekti. Bunu Kürşat beye söylemelimiydim? Yada her neyse. Ortalığı daha fazla karıştırmaya gerek yoktu. "Kürşat bey Mazhar ne zaman söner sizce?" Kürşat bey sorumla sıkıntılı bir nefes verdi. "Sana detay veremem ama...en az 1 sene sürer"
1 Sene?
12 Ay?
365 Gün?
Siktir!
Bir sene bekleyecektim ve onlara gerçeğide söyleyemezdim. "Kürşat bey birşeyler yapmazmıyız? Ne bileyim birilerini gönderip mesaj iletemezmisiniz?" Kürşat bey "Maalesef Defne. Anlaşma anlaşmadır. Ben bozsam bile ortalık savaş alanına dönüşür. Eminim bunu yapsam bile Mazharlar gelene kadar ya onlara yada bizden birisine birşey olur. Onları tanımıyorsun Defne..kalabalıklar. Bir savaş çıksa bile kaybeden biz oluruz. Sorun kaybetmek değil. Ama ben ailemden birisine zarar gelmesine müsaade edemem. Ha bu arada...sende ailedensin." Bir yandan içim ısınırken bir yandan geriliyordum.
Yani Mazhar-ve Baran- 1 yıl boyunca yokmuydu?
...
Geç attım biliyorum ama kusura bakmayın zamanım yoktu. Umarım beğenmişsinizdir💫
Bölüm etkileşimi
