Bölümler 37Şu an: 29.
- 1 1.779 kelime
- 2 2.168 kelime
- 3 3.870 kelime
- 4 4.565 kelime
- 5 5.518 kelime
- 6 6.390 kelime
- 7 7.609 kelime
- 8 8.254 kelime
- 9 9.559 kelime
- 10 10.455 kelime
- 11 11.564 kelime
- 12 12.160 kelime
- 13 13.455 kelime
- 14 14.337 kelime
- 15 15.256 kelime
- 16 16.814 kelime
- 17 17.398 kelime
- 18 18.448 kelime
- 19 19.1.222 kelime
- 20 20.784 kelime
- 21 21555 kelime
- 22 221.599 kelime
- 23 23.1.454 kelime
- 24 24.751 kelime
- 25 25.2.211 kelime
- 26 26.1.802 kelime
- 27 KARAKTER MODELLERİ18 kelime
- 28 27.1.964 kelime
- 29 28.3.538 kelime
- 30 29.2.389 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 30.3.222 kelime
- 32 31.2.527 kelime
- 33 32.1.189 kelime
- 34 33.1.237 kelime
- 35 34.1.306 kelime
- 36 35.2.347 kelime
- 37 373.820 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mesajı ve fotoğrafı Mazhara göstermelimiydim? Baran İstanbula gelmişti ve bu bilinmeyen numaradan gelen mesajdan hiçbirşey anlamamıştım. Zafer,anahtar,kapı,Mazhar,Baran
Hadi ama neden bu kadar üstü kapalı bir mesajdıki!
Ayrıca ölmemeye çalış derken? Sonra düşünürü kutusuna atıp banyoya ilerledim. Kısa bir duş aldım ve valizden giyecek bir kaç parça kıyafet çıkardım.
Saçlarımıda at kuruğu yapıp perçemlerimi düzelttim. Odaya girdiğimde Mazharda üzerini değiştirmişti. Siyah gömlek ve siyah kumaş pantolon giymişti. "Defne benim acil çıkmam gerekiyor" koltuğun üzerindeki ceketi giydi. "Nereye gidiyorsun,ne işi?" Makyaj masasının üzerindeki Rolex kol saatini aldı. "Babamların bir ticaret şirketi var,İstanbula döndüğüme göre bende artık o işin içindeyim. Amcam ve Sinan şirkette şuan zaten" Kollarımı göğsümde birleştirdim. "Tamamda neden bu kadar erken? Acil olan ne?" Mazhar telefonunu cebine attı. "Şirketin %15'lik hissesi satılmış. Kim almış ona bakacağız,projelerimiz içon danışacağız falan filan..neyse ben çıkıyorum" kapıyı açtı "Mazhar" bana döndü. "Efendim?" Çekingence "Bende geleyimmi? Yani tek başıma burada ailenle ne yapacağım bilmiyorum" Mazharın kararsız bakışları üzerimde gezindi. "Bir taşkınlık çıkarmayacağına söz ver" hızla başımı salladım "Söz!" Çantamı alıp yanına ulaştım. Birlikte dışarıya çıktığımızda Kürşat bey "Sendemi geliyorsun kızım?" Acaba kızarmıydı?
"Evet baba,Defne evde sıkılıyormuş annemi falanda biliyorsun. Defnenin şu durumda yanlız kalması doğru olmaz diye düşündüm." Mazharın açıklamasıyla Kürşat bey başını sallayıp arabaya bindi. Bizde bindik. 10-15 dakika sonra şirketin önünde durduk. Resmen gökdelendi. Arabadan inip şirkete girdik. Çalışanlar Kürşat beyin etrafında dört dönmeye başlayınca ne kadar havalı bir kayınbabam olduğunu düşündüm. Şaka.
Asansöre bindik, 36. Katın düğmesine bastı Mazhar. Kapı açılınca Kürşat beyi takip ettik. Bir odaya girince odanın yanındaki
Toplantı odası-D5
Yazısını gördüm. Odada tanıdık yüzler vardı. Yunus bey ve Sinan buradaydı. Sinanın gözündeki morluk Mazharın dünki imzasıydı. Mazhar beni durdurup bir çalışanı çağırdı. "Defne tolantılarımıza maalesef siviller giremez. Seni bekleme salonuna alsınlar orada beni bekle. Çok sürmez" deyince somurttum ama istemeye istemeye çalışanı takip ettim. Koridorun ucundaki büyük bir alanda lila koltuk takımını gördüm. Buradan toplantı odasının kapısı görünüyordu. Tekli koltuğa oturdum. Ordan oraya giden insanların bazıları aceleyle bazıları sinirle bazılarıyda güle güle geçiyordu önümden. Beni buraya getiren kadın "Bir isteğiniz varmı Defne hanım?" Diye sorunca "Hayır,teşekkürler." Dedim kısaca. Kadın dikilmeye devam edince "Birşeymi söyleyecektiniz?" Dedim. Kadın panikledi. "Şey ben..aslında birşey soracaktım" kaşlarım havalandı "Buyurun sorun" kadın çok gizliymiş gibi biraz eğilip kısık bir sesle "Siz Mazhar beyin nesi oluyorsunuz?" Diye sorunca jeton düşmüştü. Gülümseyerek "Eşiyim" dedim. Kadın cin çarpmış gibi bakakaldı. Herkes neden buna şaşırıyordu?
"Siz..ben çok özür dilerim hadsizlik ettim bu soruyu sorarak. Sizi buraya almamalıydım buyurun sizi daha rahat biryere götüreyim" eli ayağına dolaşmıştı. "Gerek yok canım burası gayet rahat." Kadının garip hareketlerine karşı "Onlar çıkana kadar bana arkadaşlık edermisin?" Oturmasını işaret ettim. Kadın başta kararsız kalsada oturdu. "Adın ne senin?" Kadın "Leyla efendim" elimi uzattım "Memnun oldum Leyla" oda gülümsedi. "Az önce neden o kadar şaşırdın söylediğime" gergince bana "Ben şey sanıyordum"dedi. Sabırla "Ne sanıyordun?" Diye sorum. "Ben aslında biz,bütün şirket Mazhar beyin Gamze hanımla nişanlı olduğunu biliyor. Siz bir anda eşiyim deyince. Üstelik birde Gamze hanımında burada çalışıyor olmasına rağmen sizin uraya gelmeniz biraz garip geldi"
Gamze buradamı çalışıyordu?
Ben anın şokundayken Mazhar hızla toplantıdan çıkıp yanıma geldi. "Gidiyoruz Defne hadi" sinirli çıkan sert sesine anlam veremedim. "Mazhar ne oluyor?"
"Defne! Bir kez olsun dediğimi sorgulamadan yap" sabır çekerek ayağa kalktım. Leylaya gülümsedim ve Mazharla birlikte asansöre bindik. "Sorun ne?" Şakaklarında belirginleşen damarlara odaklandım. "Eve gidene kadar soru sorma" asansör durunca aceleyle atrafına baka baka ilerledi. Ona yetişmek zordu. Kapının eşiğinde gördüğüm iki kişiyle olduğum yere çakıldım. Birisi bu sabah beni öldürmek isteyen Gamzeydi. Diğeriyse her gece kabuslarıma giren Barandı...
***************************************
Ben donakalmış bir şekilde Barana bakıyordum. İstanbula geleceğini biliyordum ama işte beklemiyordum onu görmeyi. Baranda bana bakıyordu. Gamze denen kızsa öfkeden kudurur biçimde beni izliyordu. İlk hareketlenen Gamze oldu. "Sen!" Bana doğru bir kaç adım attı. Tam karşımda durunca Baranı görememiştim. Mazhar "Gamze sırası değil" deyip elimi tuttu. Beni kapıya foğru götürünce Baranı daha net görmüştüm. Kolumu sertçe Mazhardan çekip Barnın karşısına dikildim. "Sen nasıl yüzsüz,arsız bir herifsin ya?!" Baran boğazını temizledi. "Anlamadım?"
Anladın işte!
"Ne işin var senin burada?" Dudaklarını yaladı. "Ne demek ne işin var? Ben bu şirketin %15'ine sahibim. Kendi şirketime gelirken sana soracak değilim" Hisseyi satın alan Baranmıydı? Mazharın hareketleride anlaşılmıştı. "Hadi ya! Tesadüf yani" sırıttı pişkince. "Yani onun gibi birşey. Baktım Mardinde olmuyor,aramızda kalsın Elifle ayrılınca dayanamadım ve yeni bir sayfa açmak için İstanbula geldim" yutkundum. "Ayrıldınızmı?" Mazhar bana bakarak "Sanane Defne" dedi ama Baran keyifle "Yani oldu öyle tatsız şeyler" diyerek bana cevap verdi. Sonra Mazhara döndü. "Kız bana soru soruyor ne salça oluyorsun?!" Mazhar yumruk yaptığı elini kaldırdı ama geri indirdi. "Lan bak seni şuracıkta deşerim!" Baran alayla "Aa ayıp oluyor Mazhar beyciğim! Nede olsa artık ortağız. İş arkadaşı sayılırız" Mazharı kışkırtıyordu. Mazhar Baranın yakasına yapışınca araya girdim. "Mazhar! Etrafına bak burada olmaz" dedim Mazharı geriye iterek.
Baran "Bırak bırak ne yapıyorsa yapsın" deyince "Sende kes sesini!" Diye bağırdım ve Mazharı çekiştirdim. "Mazhar gidelim!" Gözlerini Barandan ayırmıyordu. Baran "Neyse baydı burası. Benim Kürşat beyle görüşmem gerekiyor. Hadi görüşürüz" asansöre binip kapısı kapanana kadar Mazhar onu izledi. "Mazhar tamam bak gitti işte! Hadi bizde gidelim" Kafasını bana çevirdi. "Yok bu adam birgün elimde kalacak!" Kolunu çekiştirdim ve dışarıya çıktık. "Mazhar bak ne diyeceğim..gezelimmi bugün? Daha önce sadece iki kez İstanbula gelmiştim ve gezme fırsatım olmamıştı. Hem kahvaltıda yapmadık,belki biryerde oturur yemek yeriz." İsteğime şaşırmış gibiydi. "Yani bilmiyorum. Madem istiyorsun tamam o halde." Valeyi aradı ve arabayı getirtmesini söyledi. Bu sefer şoför yoktu ve Mazhar sürecekti. Bende ön koltuğa bindim. En azından bir kaç saatliğine kafa dinlemeliydik. Sahile geldik,Mazharla ilerideki balık ekmekçiden iki ekmek alıp ahşap bir masaya oturduk. Dalga sesleri huzur veriyordu. Yüzüme çarpan rüzgar nefes aldığımı bana hatırlatıyordu ve bu bana çok iyi gelmişti.
"Hiç dilek diledinmi?" Merakla sorduğum soruyla ağzındaki lokmayı yuttu. "Kimin olmadıki?" Alayla güldüm "Yani ne biliyim,evini,aileni falan düşününce hiçbir şeye muhtaç olupta dilek dilediğini düşünmedim." Mazhar birkaç yudum su içti. "Senin çok oldu herhalde?" Güldüm. "Benim için dilek dilemek bile lükstü" Mazhar ekmeğini masaya koydu. "Nasıl yani? Bildiğim kadarıyla babanın maddi durumu iyiydi" Peçeteyle ağzımı sildim. "Dilek dilemek için illahi fakirmi olmak gerekiyor?" Mazharda peçeteyle ellerini sildi. "Yani sen lüks falan deyince konunun para olduğunu düşündüm" gülümsedim "Annemi hiç görmedim. Anne boşluğu..sanki bir yarın yokmuş gibi. Küçükken bu konuda daha hassastım tabii. 9. Yaş doğum günümde arkadaşlarımı çağırmıştım. Mumları üfleyeceğim esnada arkadaşlarımdan biri dilek tutmamı söyledi. Bende çocuğum işte hemen gerçekleşecek sandım...annemi diledim. Annem yanıma gelsin istedim." Yutkundum. Mazhar merakla "Sonra?" Diye sordu.
"Kutlamadan sonra babamın yanına gittim. Ne bileyim işte çocuk aklı 'annemi diledim neden hala gelmedi' diye sordum" ellerim titremeye başladı. "Babam önce bir kaç saniye bana baktı. Sonra,sonra bana hayatımın ilk tokadını attı. Tabi ben anlamadım,babam omuzlarımdan tutup beni sarsınca ağlamaya başladım. Bana 'O kadını bir daha asla düşünmeyeceksin. Senin bir annen yok' demişti. O zamanlar hep içten içe sorgulardım. Babam neden annemden nefret ediyor diye. Adını anmaz,andırmazdı. Bir gün cesaretimi toplayıp ona bunu sormayı planladım ama yapamadım işte. Sonrada o sorumun cevabı babamla birlikte toprağa girdi. O günden sonra hiç dilek dilemedim,annemle ilgili olmasa bile. O yüzden benim için lüks birşey" elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim.
Mazhar sözümü hiç kesmemiş hatta ben ağlayınca birkaç dakika hiç konuşmamıştı. "Ne denir bilmem ama öncelikle başın sağ olsun. Annen içinde baban içinde." Derin nefesler aldım. Mazhar "Aynı yokluğu baban içinde hissediyormusun?" Neden sorduğunu anlamamıştım ama cevapladım. "Hayır. Babamla aramız değişikti. Ölümü beni etkiledi elbette ama annemin yokluğu kadar değil. Bazen babama çok sinirlendiğimde keşke annem değilde sen ölseydin demek isterdim ama yine kızar diye söylemezdim. Ve sonra babamda öldü. Sonrasını biliyorsundur zaten" dedim kesip atarak. Mazhar anlıyorum dercesine başını salladı. "Yine hep ben konuştum. Birazda senin dileklerini öğrenebilirmiyiz gizemli adam?" Güldü. "Öğrenemezsin. Dilekler kimseye söylenmez." Mağlubiyetle önüme döndüm. "Mazhar bazen hiç çekilmiyorsun" itirafımla kahkaha attı. "Ne tesadüf sende hiç çekilmiyorsun. Buradaki kelime oyununu fark ettinmi? Ben bazen çekilmezim sense her zaman" gözlerimi devirmekle yetindim.
"Neyse savcı hanım karnınızı doyurduysanız kalkalım." Baygınca bakıp ayağa kalktım. "Eve gideceğiz değilmi? Ailene bu kadar bağlı olman gözlerimi yaşarttı." Mazhar "Eve gideceğimizide nereden çıkardın?" Heyecanlamıştım. "Ay ne bileyim! Ana kuzusu olduğunu göz önünde bulundurursak eğer eve gideceğimizi düşünmem normal" Mazharın kaşları çatılmıştı. "Ana kuzusu değilim" bundan emin gibiydi. Onu sinirlendirmek hoşuma gidiyordu. Burnumu kırıştırdım. "Ağzından buram buram süt kokusu alıyorum" çenesi kasılmıştı. "Bunu söyleyen sen olmasaydın anında cesedini bulurlardıda neyse!" Gözlerimi kırpıştırdım. "Çok korktum şuan" çantamı aldım. "Neyse hadi süt bebesi gidelim artık" Mazhar renkten renge girerken ben önden arabaya ilerledim. Gülmemek elde değildi.
Şoför koltuğuna geçtim. Mazhar camı tıklattı. İndir dercesine elini salladı. "Ne yapıyorsun sen? Anahtarın bile yok" sol elindeki anahtarı görünce hemen kaptım. "Artık var. Ben sürmek istiyorum" baygınca arabanın etrafından dolanıp yan koltuğa geçti. "Nereye gidiyoruz?" Camı açıp bir dal sigara yaktı. Çok fazla sigara içmezdi. "Çiftliğe" deyince yüzümü ekşittim. "Beni ineklerin yanınamı götüreceksin?" Mazhar dumanı bana verince öksürdüm. "Yani atları kastetmiştim ama madem istemiyorsun eve sür" deyince "Tamam! Çiftiğe gidelim" Mazhar cıkcıkladı. Kınarcasına "Neden ırkçılık yapıyorsun? Ha İnek,ha At. Çok ayıp" yamacık bir gülümseme sundum. "Mazhar şu konumu açarmısın artık?" Keyfi yerine gelmişti. Konumu açınca arabayı çalıştırdım.
Sonunda çiftliğe varınca yaşlı tonton bir amca karşıladı bizi. İsmi Ahmetti. İki çift çizme getirince onları giydik. Adamı takip ederken heyecandan ölecektim. Hiç ata binmemiştim. İneklerin olduğu bölgenin önünden geçerken "Mazhar eğer süt aşerdiysen çekinme söyle bak hazır inekte var" Ben kendi şakama kahkaha atarken Mazhar gazap dolu bakışlarla susmamı bekliyordu. İlerlemeye devam ettik. Biraz uzakta atları görünce hızlandım. Beyaz bir atın önünde durdum. Okşadım çekingence. Saldırırmıydı acaba? Başta kişneyince irkilmiştim ama sonra oda bende alışmıştık. "Ne güzel şeysin sen öyle" Hevesle yaşlı adama döndüm. "Binebilirmiyim?" Adam samimiyetle "Tabii kızım. Bu gördüğün bütün hayvanlar senin sayılır. Nede olsa kocanın çiftliği" kalbim çok hızlı atıyordu. "Tamam her neyse nasıl bineceğim?" Açıkçası çiftliğin kimin olduğuyla ilgilenmiyordum.
Mazhar "Daha binmeyi bile bilmiyorsun. Bide senin sakatlığınla uğraşamam" deyince hevesim kursağımda kalmıştı. "Tamam öğretirsiniz işte" Mazhar düz ifadeyle "Defne hayır. Ben bildiğini düşünmüştüm. Başıma dert açma" Ağzımı birşey söylemek için açtım ama sonra geri kapattım. "Tamam hadi gidelim o zaman boşuna durmayalım burada" Bir adım atmıştımki Mazhar beni durdurdu. "Eğer çok istiyorsan arkama bin. En azından güvenli olur" Kaşlarım çatıldı. "İstemez!" Beni istediği koşullarda kullanamazdı. "Peki o zaman" ellerini cebine koyup ilerledi. Hemende kabullenmişti! Ata baktım bir kez daha. Hadi ama bir daha böyle bir şansım olmayacaktı.
"Tamam!" Mazhar durdu. Zaferle gülümseyerek yanıma geldi. Ceketini çitin üzerine asıp gömleğinin manşetlerini katladı. Ata birkaç saniyede binince kalakalmıştım. Adamın boyu uzun biner tabi! Ben nasıl bineceğimi düşünürken Mazhar elini uzattı. Fazla düşünmeden tuttum. Hiç zorlanmadan beni yukarı çekince hemen bacağımı diğer tarafa attım. Nihayet yerleşince nefesimi verdim. At hafif hareketlenince Mazhara yapıştım. Mazhar eğlenen sesiyle "At bahanesiyle ırzıma geçiyorsun resmen" deyince hızla onu bıraktım. At yine hareketlenince yine tuttum. "Ya ne yapayım!" Mazhar atı yönlendirince at yürümeye başladı. Başta düşmekten korkuyordum ama sonra biraz olsun alışmıştım. "Bende seni cesur birşey sanırdım Savcı hanım" illahi sinirlerimi bozacaktı! "Ne alakası var? Korkmuyorum ben,Sen bilmiyorsun sürmeyi!"
Cavp vermedi ama güldüğü belliydi. Hiç beklemediğim bir anda at koşmaya başlayınca tiz bir çığlık döküldü ağzımdan. Mazhara yapışmıştım ahtapot gibi. Rüzgar sertçe yüzüme çarpıyordu. Bir süre sonra bundan keyif almaya başlamıştım. İşte şimdi anın tadını alma vaktiydi! Mazhar ormanlık yola girdi. "Bu şey bir mükemmel!" Deyiverdim. Mazharda başıyla onayladı. Atın toynak sesleri,rüzgar,doğa...hep bu anda kalsam olmazmıydı?
Aradan 15,20 dakika geçmişti. Hayatımda hiçbirşeyden bu kadar keyif almamıştım. Hava kararınca Çifliğe geri döndük. Attan inerken yüzümde güller saçılıyordu. Ahmet amca "Yine bekleriz kızım" deyince "Bir dahakine ben tek binerim ona göre" adam gülerek beni onayladı. Mazhar ceketini koluna attı. "Hadi geç oldu artık" telefondan saate baktım. Saat 19.10 du. Ahmet amcayla vedalaşıp arabaya bindik. Bu sefer Mazhar sürecekti. Yolu izlerken Mazhara döndüm. "Bugün için Teşekkür ederim." Mazhar "Rica ederim. Bu fikir senden çıkmıştı. Sayende bende uzun zaman sonra biraz kafa dinlemiş oldum" gülümseyerek önüme döndüm. Birkaç saatliğine hayat çekilir hale gelmişti.
Mazhardan bir küfür duyunca "Ne oldu?" Diye sordum. "Benzin az kaldı ve en yakın benzin istasyonu 10 dakika uzaklıkta. En fazla 5 dakika dayanır" ofladım. Hayat resmen bize 'siz bugün fazla eğlendiniz birazda cefa çekin' diyordu. "Ne yapacağız?" Mazhar telefondan birisini aradı. Açmayınca bir başkasını aradı. Üst üste 9-10 kişiyi aradı ama kimse açmadı. Mazhar "Ne oluyor lan?" Deyip arabayı durdurdu. Gerilmiştim. "Mazhar sorun ne?" Bir numarayı daha aradı ama sonuç alamadı. "Kimse telefonlarını açmıyor. Ne babamlar nede korumalar" kalbim sıkışmaya başlamıştım. En azından bir kaçı telefonu açmalıydı. Ama kimse açmamıştı. Mazhar sinirle yüzünü ovuşturdu. Mesaj attı babasına ama mesaj gönderilmemişti bile. Mazhar küfür edip duruyordu. Ben bile bu kadar gerilmişken onu düşünemiyordum. "Tamam hemen kötü düşünme. Sür arabayı duruncada otostop falan çekeriz"
Mazhar arabayı çalıştıracaktıki başka bir araba anında önümüzü kesince Mazhar son saniyede frenlemişti. Sarsılmıştım ama kendimi tutabilmiştim. Arkadanda bir araba sıkıştırınca kalbim ağzımda atmaya başlamıştı. Arabalardan onlarca siyah takımlı adamlar inmişti. Hepsinin elinde silah ve bütün silahlar bizi hedef almış haldeydi. Mazhar torpitodan bir silah çıkardı. "Defne sakın arabadan inme ve kapıları kilitle!" Kapıyı açacaktıki kolundan tuttum. "Nereye gidiyorsun? Öldürecekler seni!" Mazhar birşey demeden sertçe kolunu çekti ve arabadan indi. "Hayırdır beyler?" Sesi geliyordu. Adamlardan biri silahı arabanın içine-yani bana- doğrulttu. "Sende in!" Deyince Mazhar "Çek lan onu sikerim belanı!" Bağırınca adam havaya bir el ateş etti. "Şakamız yok! Eğer inmezse arabayı taramaktan çekinmeyiz"
Fazla beklemeden arabadan indim. Mazhar sinirle bana baksada umursamadım. "Tamam indim işte. Ne istiyorsunuz?" Titrek sesim sinirlerimi bozmuştu. Adam "Zamanı gelince öğreneceksiniz." Deyip adamlarına kaş göz yaptı. İki adam bana yaklaşınca Mazhar "Bir adım daha atarsanız o ayaklarınızı-" adamlar yaklaşmaya devam edince Mazhar hiç düşünmeden ikisinide hızla vurdu. İki adamda yığılınca beynimin uyuştuğunu farkettim. Ben yerdekilere bakarken birisi aniden beni çekip silahı kafama dayadı. Mazhar "Lan!" Deyip gelmeye çalışsada adam "Yaklaşma sıkarım!" Deyince durmak zorunda kaldı. "Bizimle geleceksiniz. En ufak taşkınlıkta karının beynini dağıtırım!" Mazhar "Senin evveliyatını sikerim oruspu çocuğu!" Deyince kulaklarım bayram etti. Mazhar kolay kolay küfür etmezdi ve edincede bir garip geliyordu.
Adam beni ilerletince Mazhara "Sakin kal ve dediklerini yap. Bizi öldürmeye gelmedikleri belli" dedim. Mazhar istemeye istemeye elindeki silahı yere indirdi. Adam beni arabaya bindirdi,Mazharıda kollarından tutup diğer arabaya bindirdiler. Tek temennim Mazharın ailesine birşey olmamasıydı. Belliki planlı bir girişimdi. Yanıma iki adam binince tiksinmiştim. Ön tarafta dolunca araba hareket etti. "Kimin adamısınız?" diye sordum. Yanımdaki adam "Tanımazsın ama yakında tanıyacaksın." Büyük ihtimal Mazharın düşmanlarından biriydi her kimse. "Ne yapacaksınız bize?" Yine soru sorunca adam sabır çekerek "Onuda göreceksin. Ama sana birşey söyleyeyim...bu oyunda canı en çok yanacak olan sensin" hiçbirşey anlamamıştım. "Ne oyunu?"adam sırıttı. "Sen anahtarsın" dedi sadece. Aklıma sabahki mesaj gelince yutkundum
'Ölmemeye çalış çünkü sen bizi zafere götüreceksin. Sen Mazharında Baranında anahtarısın ve biz o kapıları açacağız'
İpin ucu Baranada değiyordu.
Burada neler dönüyor?
...
Bölüm etkileşimi
