43.Bölüm/Yetersiz Tıp

Vaveyla Yazarı: Siyah Zambak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 43.Bölüm/Yetersiz Tıp
  1. 1 Tanıtım 1/Aile57 kelime
  2. 2 Tanıtım 2/Arkadaş6 kelime
  3. 3 1.Bölüm/Dolunay298 kelime
  4. 4 2.Bölüm/Sadistin Cezası569 kelime
  5. 5 3.Bölüm/Karışmış Olabilirmişmişsiniz309 kelime
  6. 6 4.Bölüm/Hoşçakal Bile Demem285 kelime
  7. 7 5.Bölüm/Gereksiz DNA1.075 kelime
  8. 8 6.Bölüm/Alışılmışın Dışı773 kelime
  9. 9 7.Bölüm/Birkaç Kardeş329 kelime
  10. 10 8.Bölüm/Kafa Karıştıran Uyku344 kelime
  11. 11 9.Bölüm/Nutella809 kelime
  12. 12 10.Bölüm/Kasa1.472 kelime
  13. 13 11.Bölüm/Karıcığım390 kelime
  14. 14 12.Bölüm/Nişanlım398 kelime
  15. 15 13.Bölüm/Kuzey950 kelime
  16. 16 14.Bölüm/Sırlar ve Yalanlar385 kelime
  17. 17 15.Bölüm/Gece Yargıcı1.536 kelime
  18. 18 16.Bölüm/Restorandaki Takıntı567 kelime
  19. 19 17.Bölüm/Geçmiş506 kelime
  20. 20 Tanıtım 3/Bir Arkadaş4 kelime
  21. 21 18.Bölüm/Katliam 1915 kelime
  22. 22 19.Bölüm/Arkanda Abilerin Yanında Ben553 kelime
  23. 23 20.Bölüm/Abi695 kelime
  24. 24 21.Bölüm/İntikam Ateşi580 kelime
  25. 25 22.Bölüm/Aydemir Yüzleşmesi1.321 kelime
  26. 26 23.Bölüm/Canımın Yarısı499 kelime
  27. 27 24.Bölüm/İyi Uykular409 kelime
  28. 28 25.Bölüm/Bırakmayacağım455 kelime
  29. 29 26.Bölüm/Gece ve Yankı394 kelime
  30. 30 27.Bölüm/Kusursuz Leke326 kelime
  31. 31 28.Bölüm/İşkence 1385 kelime
  32. 32 29.Bölüm/125 Borç330 kelime
  33. 33 30.Bölüm/İşkence 2671 kelime
  34. 34 31.Bölüm/İşkence 31.030 kelime
  35. 35 32.Bölüm/İşkence 4387 kelime
  36. 36 33.Bölüm/Topraklar ve Alevler613 kelime
  37. 37 34.Bölüm/İzin Vermem311 kelime
  38. 38 35.Bölüm/Aydemirler ve Aden1.021 kelime
  39. 39 36.Bölüm/Elvedasız Veda407 kelime
  40. 40 37.Bölüm/Harabe Bina1.152 kelime
  41. 41 38.Bölüm/Hastanede Mutluluk771 kelime
  42. 42 Gidişat109 kelime
  43. 43 39.Bölüm/Huzur722 kelime
  44. 44 40.Bölüm/Tulumlu Sinema Gecesi956 kelime
  45. 45 41.Bölüm/Ölüm Batağı909 kelime
  46. 46 42.Bölüm/Duygular ve Günyüzü757 kelime
  47. 47 43.Bölüm/Yetersiz Tıp750 kelime · Okuduğun bölüm

NOT, eğer hassas veyea18 yaş altındaysan bu bölümü okuman daha rahat ve özet şeklinde anlaşılır

İyi okumalar🎀

DENİZ’İN AĞZINDAN

Sabahın serinliği konağın kalın camlarını döverken, elimdeki iki kupa ılık bitki çayıyla koridorda sessizce ilerliyordum.

Tıp fakültesinde, klinik psikoloji kürsülerinde bize insan zihninin en karanlık sapmalarını, travmanın insan ruhunu nasıl öğüttüğünü saatlerce anlatmışlardı.

Teoride her şeyi biliyordum. Bir insanın ne kadar kırılgan olabileceğini, savunma mekanizmalarının zihni korumak için ne kadar korkunç yollara sapabileceğini ezbere biliyordum.

Ama teoride bilmek başka bir şeydi, ellerinde büyüdüğüm, adını her duyduğumda içimin titrediği kardeşimin odasının kapısını çalmak başka bir şey.

Derin bir nefes alıp kapıyı iki kez tıklattım ve içeri girdim.

Yatağın kenarına oturduğunda, üzerindeki yumuşacık tavşan pijamasıyla dışarıdan bakıldığında hâlâ on üç yaşında, dünyadan habersiz masum bir çocuk gibi duruyordu. Kupalardan birini uzattığımda parmaklarının hafifçe bardağı kavrayışını izledim.

Profesyonel gözlerim hemen analiz etmeye başladı:

Titreme yok, pupiller normal, solunum düzenli. Hiçbir panik belirtisi yok.

Tam bir klinik vaka soğukkanlılığı. Ve bu, beni bir abiden ziyade bir hekim olarak dehşete düşüren asıl detaydı.

"Bugün seninle sadece abin olarak değil, zihnindeki o yükü anlamak isteyen biri olarak konuşmak istiyorum," dedim.

Sesimdeki o nötr, yönlendirici tonu korumaya özen gösteriyordum.

Bir psikolog olarak hastasının duvarlarını örmesine izin vermemeli, doğru anahtarla o kapıyı aralamalıydım.

Sorduğumda, Remzi Zorlu’nun öldüğünü bildiğimizi ama o bir ayın detaylarını bilmediğimizi, kalbinde ve zihninde ne hissettiğini mercek altına almak istediğimi net bir şekilde ifade ettim.

Verdiği ilk tepki bile başlı başına bir analiz konusuydu.

Gözlerindeki o saniyelik parıltı, sesindeki o buz gibi sakinlik...

"Ona yaptıklarımı bilmek istediğini sanmıyorum," dedi.

Bir hekim olarak burada durmam, hastayı zorlamamam gerekirdi.

Ama o benim kardeşimciğimdi. İçimdeki o yıkıcı merak ve koruma içgüdüsü mesleki mesafemi zorluyordu.

"Emin ol çok merak ediyorum," dedim.

Ve o an, masaya doğru yönelip çektiği o defter...

İşte o defter, psikoloji kitaplarında yazmayan, insan ruhunun en dibindeki o cehennemin capcanlı kanıtıydı.

Sayfaları çevirmeye başladığımda, üzerime çöken o buz gibi havayı hâlâ iliklerimde hissediyorum.Bir insan zihni, bir insan bedeni bunu nasıl kayda geçirebilirdi?

Sayfalardaki o kusursuz, nizamî ama bir o kadar da hastalıklı titizlik...

Gözlerim yazılara takıldıkça mesleki maskemin yavaşça çatladığını, içimdeki uzmanın susup yerine çaresiz bir abinin kaldığını hissettim.

Kanımın çekildiğini, ellerimin titremesine engel olamadığımı fark ettim.

"Bunlar gerçek mi?" diye sordum, sesimdeki o profesyonel tını son kez kırılıp dökülerek.

"Evet," dedi.

O an karşımda oturan kızın, benim ellerimde büyüyen o minik Dolunay olmadığını acı bir şekilde idrak ettim.

O, yılların süzgecinden geçerek bir canavara dönüşmüş, ama o canavarı da bu hayatın ta kendisi yaratmıştı.

Diyalog ilerledikçe zihnindeki o korkunç mekanizma gözlerimin önünde sergilendi.

Ateşten korkup korkmadığını sordu bana.

"Sence bir kül artık yanmaktan korkar mı abi?" dediğinde, tıp literatüründeki tüm tükenmişlik sendromu tanımlarının, tüm dissosiyatif bozuklukların bu cümlenin yanında ne kadar yavan kaldığını düşündüm.

O, yanıp kül olmamıştı; o ateşin kendisi olmuştu.

Remzi'nin bedenine kazınan 125 mühür, damarlarına zerk edilen o acıyı katlayan özel serumlar, ölmeyecek kadar verilen elektrik dozları...

Bir insan bedeninin ve ruhunun bu işkence çemberini kaldırabilmesi imkansızdı.

Ama o, bir sanatçı titizliğiyle bu vahşeti planlamış ve uygulamıştı.

Beni en çok sarsan yerlerden biri, ağlamak kavramı üzerine konustuğumuz an oldu.

"Çünkü sen ağladığında sırtını sıvazlayan bir ailen vardı ama ben ağladığımda yüzüme ilk şamarı babamdan yerdim," dediğinde, zihnimde o saniyeler içinde büyük bir suçluluk dalgası patladı. Biz o konakta, o sıcak odalarda kahkahalar atarken, bu kız o karanlık odalarda babasının şiddetiyle, kancaların altında, kanın o kırmızı rengiyle baş başa büyümüştü.

"Benim üstüm hep kirliydi biliyor musun... Kan olurdu benim üstüm, hep kan. Ve ben kandan hiç korkmazdım... en sevdiğim renktir kırmızı."

Bu sözler beynime bir çivi gibi çakıldı. Bir çocuk için kırmızı sadece bir renkken, onun için hayatta kalmanın, acının ve kimliğin tek rengi haline gelmişti.

Ve final... O bir ayı nasıl bitirdiğini sorduğumda yüzüne yayılan o ifade:

"Onu ilk önce toprağın altına gömdüm, 3 gün... Ve sonra en sevmediği şeyi yaptım; yaktım onu."

"Ne hissettin Dolunay?" diye sordum.

Sesimdeki o titremeyi gizleyemiyordum artık.

Dudakları o kusursuz, o ürpertici memnuniyetle kıvrıldı ve o cümle odanın duvarlarında yankılandı:

"İntikamın tadı çok güzelmiş abi..."

O an odadan çıkıp gitmek, bu gerçeği Aden'e, Kuzey'e, diğerlerine anlatmak istedim.

Ama ayaklarım yere mivrildi sanki. Karşımda intikamını almış, o zehrin son damlasına kadar içmiş ama ruhunu tamamen o toprağa gömmüş bir enkaz duruyordu.

Ona baktığımda bir psikolog olarak gördüğüm tek şey, onarılamaz derecede parçalanmış ama kendi içinde kusursuz bir simetriyle kilitlenmiş bir zihindi.

Onu bu karanlıktan çekip alabilir miydik? Yoksa o intikamın tadını bir kez aldıktan sonra, bu dünyadaki hiçbir ışık onun içindeki o yangını söndüremez miydi?

Cevabını henüz bilmiyordum. Ve bu, beni o odadaki her şeyden daha çok korkutuyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.