37.Bölüm/Harabe Bina

Vaveyla Yazarı: Siyah Zambak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 37.Bölüm/Harabe Bina
  1. 1 Tanıtım 1/Aile57 kelime
  2. 2 Tanıtım 2/Arkadaş6 kelime
  3. 3 1.Bölüm/Dolunay298 kelime
  4. 4 2.Bölüm/Sadistin Cezası569 kelime
  5. 5 3.Bölüm/Karışmış Olabilirmişmişsiniz309 kelime
  6. 6 4.Bölüm/Hoşçakal Bile Demem285 kelime
  7. 7 5.Bölüm/Gereksiz DNA1.075 kelime
  8. 8 6.Bölüm/Alışılmışın Dışı773 kelime
  9. 9 7.Bölüm/Birkaç Kardeş329 kelime
  10. 10 8.Bölüm/Kafa Karıştıran Uyku344 kelime
  11. 11 9.Bölüm/Nutella809 kelime
  12. 12 10.Bölüm/Kasa1.472 kelime
  13. 13 11.Bölüm/Karıcığım390 kelime
  14. 14 12.Bölüm/Nişanlım398 kelime
  15. 15 13.Bölüm/Kuzey950 kelime
  16. 16 14.Bölüm/Sırlar ve Yalanlar385 kelime
  17. 17 15.Bölüm/Gece Yargıcı1.536 kelime
  18. 18 16.Bölüm/Restorandaki Takıntı567 kelime
  19. 19 17.Bölüm/Geçmiş506 kelime
  20. 20 Tanıtım 3/Bir Arkadaş4 kelime
  21. 21 18.Bölüm/Katliam 1915 kelime
  22. 22 19.Bölüm/Arkanda Abilerin Yanında Ben553 kelime
  23. 23 20.Bölüm/Abi695 kelime
  24. 24 21.Bölüm/İntikam Ateşi580 kelime
  25. 25 22.Bölüm/Aydemir Yüzleşmesi1.321 kelime
  26. 26 23.Bölüm/Canımın Yarısı499 kelime
  27. 27 24.Bölüm/İyi Uykular409 kelime
  28. 28 25.Bölüm/Bırakmayacağım455 kelime
  29. 29 26.Bölüm/Gece ve Yankı394 kelime
  30. 30 27.Bölüm/Kusursuz Leke326 kelime
  31. 31 28.Bölüm/İşkence 1385 kelime
  32. 32 29.Bölüm/125 Borç330 kelime
  33. 33 30.Bölüm/İşkence 2671 kelime
  34. 34 31.Bölüm/İşkence 31.030 kelime
  35. 35 32.Bölüm/İşkence 4387 kelime
  36. 36 33.Bölüm/Topraklar ve Alevler613 kelime
  37. 37 34.Bölüm/İzin Vermem311 kelime
  38. 38 35.Bölüm/Aydemirler ve Aden1.021 kelime
  39. 39 36.Bölüm/Elvedasız Veda407 kelime
  40. 40 37.Bölüm/Harabe Bina1.152 kelime · Okuduğun bölüm
  41. 41 38.Bölüm/Hastanede Mutluluk771 kelime
  42. 42 Gidişat109 kelime
  43. 43 39.Bölüm/Huzur722 kelime
  44. 44 40.Bölüm/Tulumlu Sinema Gecesi956 kelime
  45. 45 41.Bölüm/Ölüm Batağı909 kelime
  46. 46 42.Bölüm/Duygular ve Günyüzü757 kelime
  47. 47 43.Bölüm/Yetersiz Tıp750 kelime

ADEN’İN AĞZINDAN

Harabe binanın önüne geldiğimizde hava zifiri karanlıktı. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, rüzgâr kırık camların arasında ıslık çalıyordu.

Gözlerimi binanın en üst katına diktiğimde kalbim duracak gibi oldu.

Dolunay... Binanın tepesindeki o kırık duvara doğru yürüyordu.

Yüzündeki o bomboş, ruhsuz ifadeyi metrelerce öteden bile görebiliyordum.

Tunç fırlamak istedi. "Dolunay!" diye bağıracakken tek bir hareketimle onu durdurdum.

Yüzünü kavrayıp geriye çektim, parmaklarımı koluna kenetledim.

Kuzey arkamızdan atılacakken Berke onu tuttu.

"Sakın," dedim fısıltıyla. Sesi duyarsa, ayak seslerimizi hissederse kendini o boşluğa bırakırdı.

"Bizi görürse ya da paniklerse bitirir işini. Zihninin en karanlık yerinde şu an. Ya yavaşça dibine gireceğiz ya da onu tamamen kaybedeceğiz."

Kuzey’in gözlerindeki o çaresiz dehşet, hayatımda gördüğüm en ağır şeydi. Tunç ise hıçkırıklarını bastırmak için dudaklarını ısırıyor, gözyaşları yağmura karışıyordu.

Işıkları kapatıp, tek bir taş bile oynatmadan binanın içine süzüldük. Kırık merdivenleri tırmanırken üst kattan gelen sesler yankılanmaya başladı.

Bizi olduğumuz yere çivileyen, dizlerimizin bağını çözen o ses...

Dolunay kendi kendine konuşuyordu. Hayır, konuşmuyordu; zihnindeki o zehirli gölgeyle bağıra çağıra kavga ediyordu.

"Ağlamak mı? Çok acınasısın!"

"Biliyorum..."

"Belki de sevilmeyi hak etmiyordun. Remzi’nin bir suçu yoktu..."

"Kes sesini!"

Kuzey ve Tunç basamakların ortasında dona kaldılar. Deniz ellerini başının arasına alıp yere çöktü.

Kendi kız kardeşinin zihninde yaşadığı o cehennemi, kendi kendini nasıl katlettiğini dinlemek bir aile için ölümden beterdi.

Tunç titreyen elini ağzına bastırmış,kız kardeşinin feryatlarıyla sarsılıyordu.

Onlara sessiz olmalarını işaret edip adım adım yukarı tırmanmaya devam ettim.

Duvara yaslanmış, nefesimizi bile tutarak o kapının ardındaki kopuşu dinliyorduk.

"Aden bile istemedi seni!"

"Sus! Kes sesini! Kes, kes!.."

Darbeler geliyordu ardından. Başını duvarlara vuruyordu. Her bir darbe sesi içimden bir parçayı koparıp alıyordu.

Parmaklarımı duvardaki tuğlalara o kadar sert geçirdim ki ellerim kanadı.

"Aden neden gelmedi bunca sene? Bulamaz mıydı sanıyorsun seni?

Ya ailen...

Yokluğunu bile anlamamışlardır şimdi.

Söyle bana, kim üzülür ölürsen?

Değersizsin...

Remzi’nin ölümü kadar değersizsin!"

O an ses kesildi. Dehşet verici, ölümcül bir sessizlik çöktü.

"Şimdi," dedim. Sesim bir fısıltıdan farksızdı ama içimdeki bütün şalterler atmıştı.

Çatı katına giren o son kırık kapıdan süzüldüğümüzde gördüğüm manzara kanımı dondurdu.

Dolunay, binanın kenarındaki o incecik beton çıkıntıda, yüzünü fırtınaya dönmüş duruyordu.

Aşağıya bakıyordu. Yüzünde ne öfke kalmıştı ne de gözyaşı.

"Haklısın, belki de...

Bu dünya bana fazla.

Ama

Elveda demeye bile değmezsin dünya."

Ayağını boşluğa doğru kaldırdığı o milisaniyelik anda zihnimdeki her şey silindi.

Ne korku kaldı ne mantık. Dünyadaki bütün varlığımı, bütün adımlarımı o tek hamleye koydum.

Bir kaplan gibi öne atıldım. Kolum beline dolandığı an, ikimizin ağırlığıyla geriye, beton zemine kapaklandık.

Güm!

Sırtım sertçe betona çarptı.

Onu göğsüme öyle bir kenetledim ki aramızdan rüzgâr bile geçemezdi.

"Tuttum seni..." diye kükredim yağmura inat.

"Tuttum bücürüm! Bırakmam! Yerin dibine de girsen bırakmam,asla bırakmam"

O sırada Kuzey, Tunç ve Berke içeri daldı. Kuzey dizlerinin üzerine çöküp Dolunay’ın başını ellerinin arasına aldı, alnını alnına dayadı.

"Buradayız güzelim... Buradayız, bitti," diye hıçkırıyordu.

Tunç ise yanımıza kapandı, kardeşinin ellerine sarıldı. "Beni duymadın mı? Abin burada, bırakamazsın bizi!"

Dolunay kollarımın arasında kaskatı kesilmişti.

Onu kurtarmıştık. Ailesinin kollarının arasındaydı. Benim göğsüme sığınmıştı.

Dolunay kollarımızın arasında, o soğuk betonun üstünde öylece kaskatı kalmıştı.

Gözleri açıktı ama bakışları bomboştu. Ne bizi görüyordu ne de üzerimize yağan fırtınayı hissediyordu.

Zihni o kadar ağır bir kırılma yaşamıştı ki bedeni bu yükü daha fazla taşıyamadı.

Göz kapakları yavaşça süzüldü ve kollarımın arasında bilincini tamamen kaybetti.

"Dolunay!" diye haykırdı Tunç, onun sarkan elini iki eliyle kavrayarak.

"Dolunay, aç gözlerini! Ses ver abine!"

"Ateşi var," dedi Kuzey, ıslak saçlarını geriye tarayıp alnına dokunduğunda.

Sesi koca bir dağın devrilişi gibi çaresiz çıkıyordu.

"Nefesi çok zayıf... Aden, kımıldamıyor bu çocuk!"

"Bayıldı," dedim, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak.

"Zihni kapatmış kendini. Beden de pes etti."

Kollarımın arasındaki o küçücük bedeni incitmekten korkar gibi kucağıma aldım.

Yıllardır omzunda taşıdığı o devasa yüküne tezat, tüy gibi hafifti. Riva’nın o soğuk sığınağında geçen bir buçuk ay onu bir kemik torbasına çevirmişti.

"Berke, arabayı hemen binanın dibine çek!" diye kükredim merdivenlere doğru yürürken.

"Kuzey, özel hastaneyi ara. Başhekime söyle, VIP katı kapatsınlar. Tek bir gazeteci, tek bir yabancı insan olmayacak o katta!"

Tunç ve Kuzey önümden fırladı. Merdivenleri nasıl indiğimizi, o sağanak yağmurun altında arabaya nasıl ulaştığımızı hatırlamıyorum.

Dolunay’ı arka koltukta kucağımdan bir an olsun ayırmadım.

Tunç yanımızda onun soğuk ellerini ovuyor, Kuzey ise ön koltukta dikiz aynasından sürekli kardeşinin yüzüne bakıp sessizce gözyaşı döküyordu.

"Yetişemezsek..." diye fısıldadı Tunç, sesi yağmurun camlara vuran gürültüsünde boğuldu.

"Ya onu kurtardığımız an kaybedersek Aden?"

"Kaybetmeyeceğiz," dedim, Dolunay’ın ıslak şakağına dudaklarımı bastırarak.

"O bu dünyadaki bütün cehennemleri yendi. Bu hastalıklı zihne de boyun eğmeyecek. Ben buradayım."

...

Hastanenin kapısından içeri fırtına gibi daldığımızda zaman bizim için durmuştu.
Dolunay’ı kucağımda sedyeye yatırırken ellerimin buz kestiğini hissettim.
Doktorlar ve hemşireler anında etrafını sardı, sedye acil müdahale odasına doğru hızla çekilirken Kuzey ile Tunç arkasından fırlamak istedi.
Onları göğüslerinden tutup zorla durdurdum.
"Bırakın işlerini yapsınlar!" diye kükredim ama kendi sesim bile bana yabancı geliyordu.
Kuzey kapının camına alnını dayamış, içeriye bakıyordu. Göğsü körük gibi inip kalkıyor, koca cüssesi çaresizlikten sarsılıyordu.
Tunç ise koridordaki duvara sırtını dayayıp yere kaydı, başını ellerinin arasına aldı.
Yıllarca aradıkları, izini sürdükleri küçük kız kardeşleri kollarının arasında bir mum gibi sönmek üzereydi.

Gözlerimi o kapıdan bir an bile ayırmadım. Berke koridorun başında durmuş, hastane güvenliğini ve VIP katın tüm giriş çıkışlarını tutuyordu.
Saatler sonra müdahale odasının kapısı açıldığında doktor dışarı çıktı.
Yüzündeki o yorgun ama rahatlamış ifadeyi gördüğümde içimdeki bütün organlar yerli yerine oturdu sanki.

Kuzey anında doktorun yakasına yapışacak gibi öne atıldı. "Nesi var? Konuş doktor, iyi mi?"

"Sakin olun," dedi doktor, ellerini kaldırarak.
"Ciddi anlamda sıvı ve besin kaybı var. Vücut aşırı bitkin düştüğü için kendini tamamen kapatmış, bir nevi ağır bir baygınlık ve koma hali. Bedenindeki yüzeysel yaraların bakımını yaptık, serum ve antibiyotik tedavisine başladık. Hayati tehlikeyi atlattı."

Tunç derin bir nefes alıp yüzünü kapattı.
"Uyanacak mı?"
"Uyanacak," dedi doktor.
"Ama zihni çok büyük bir travmayı atlatmaya çalışıyor. Uyandığında ne hatırlayacağını, zihninin bu ağır yükü nasıl işleyeceğini zaman gösterecek. Ona baskı yapmayın, zorlamayın."

Sessizlik, VIP oda numarası 402’nin üzerine beyaz bir örtü gibi serilmişti.

İki gün boyunca Dolunay o odada hiç kıpırdamadan uyudu.
Kuzey bir an olsun yatağın başındaki sandalyeden kalkmadı; kardeşinin serum takılı incecik elini kendi avuçlarının içinde sakladı.
Tunç odanın içinde sessiz bir gölge gibi dolandı, her nefes alışında kardeşinin göğsünün yükselişini saydı.
Bense kapının hemen yanında, karanlıkta durup onun o solgun yüzünü izledim.

Üçüncü günün sabahında, güneş ışıkları tül perdenin arasından süzülüp yatağın üzerine düştü.
Dolunay’ın kirpikleri hafifçe titredi.
Odadaki herkes tek bir nefes bile almadan durdu. Tunç hemen yatağa yaklaştı, Kuzey oturduğu yerde kaskatı kesildi.
Dolunay yavaşça gözlerini açtı. Tavanın beyazlığına, burnuna dolan o keskin dezenfektan kokusuna ve kolundaki serum kordonuna baktı.
Bakışları bomboştu. Ne çatı katındaki o fırtına vardı gözlerinde ne de zihninde yankılanan o zehirli seslerin gölgesi.
O sadece benim bücürümdü

YAZARDAN
Arkadaşşşlarrr
ben bu adeni sevdim gibi, kalbim böyle bir ısındı
mafya kısımlarına ufak bir ara veriyor ve o aile sıcaklığına giriş yapıyoruz yavaştan
fark ettim ki en sevdiğim abi kuzeyciğimiz
bunun Yaralasarla bir ilgisi yok tabii ki☺️😉
sizin en sevdiğiniz abi kim merak ediyorum
umarım yorumlarda bahsedersiniz
İyi okumalar, mutlu kalın🎀✌️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 4beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.