34. bölüm / 47
Gecenin Kusursuz Lekesi*mafya gerçek ailem31.Bölüm/İşkence 3
Bölümler 47Şu an: 31.Bölüm/İşkence 3
- 1 Tanıtım 1/Aile57 kelime
- 2 Tanıtım 2/Arkadaş6 kelime
- 3 1.Bölüm/Dolunay298 kelime
- 4 2.Bölüm/Sadistin Cezası569 kelime
- 5 3.Bölüm/Karışmış Olabilirmişmişsiniz309 kelime
- 6 4.Bölüm/Hoşçakal Bile Demem285 kelime
- 7 5.Bölüm/Gereksiz DNA1.075 kelime
- 8 6.Bölüm/Alışılmışın Dışı773 kelime
- 9 7.Bölüm/Birkaç Kardeş329 kelime
- 10 8.Bölüm/Kafa Karıştıran Uyku344 kelime
- 11 9.Bölüm/Nutella809 kelime
- 12 10.Bölüm/Kasa1.472 kelime
- 13 11.Bölüm/Karıcığım390 kelime
- 14 12.Bölüm/Nişanlım398 kelime
- 15 13.Bölüm/Kuzey950 kelime
- 16 14.Bölüm/Sırlar ve Yalanlar385 kelime
- 17 15.Bölüm/Gece Yargıcı1.536 kelime
- 18 16.Bölüm/Restorandaki Takıntı567 kelime
- 19 17.Bölüm/Geçmiş506 kelime
- 20 Tanıtım 3/Bir Arkadaş4 kelime
- 21 18.Bölüm/Katliam 1915 kelime
- 22 19.Bölüm/Arkanda Abilerin Yanında Ben553 kelime
- 23 20.Bölüm/Abi695 kelime
- 24 21.Bölüm/İntikam Ateşi580 kelime
- 25 22.Bölüm/Aydemir Yüzleşmesi1.321 kelime
- 26 23.Bölüm/Canımın Yarısı499 kelime
- 27 24.Bölüm/İyi Uykular409 kelime
- 28 25.Bölüm/Bırakmayacağım455 kelime
- 29 26.Bölüm/Gece ve Yankı394 kelime
- 30 27.Bölüm/Kusursuz Leke326 kelime
- 31 28.Bölüm/İşkence 1385 kelime
- 32 29.Bölüm/125 Borç330 kelime
- 33 30.Bölüm/İşkence 2671 kelime
- 34 31.Bölüm/İşkence 31.030 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 32.Bölüm/İşkence 4387 kelime
- 36 33.Bölüm/Topraklar ve Alevler613 kelime
- 37 34.Bölüm/İzin Vermem311 kelime
- 38 35.Bölüm/Aydemirler ve Aden1.021 kelime
- 39 36.Bölüm/Elvedasız Veda407 kelime
- 40 37.Bölüm/Harabe Bina1.152 kelime
- 41 38.Bölüm/Hastanede Mutluluk771 kelime
- 42 Gidişat109 kelime
- 43 39.Bölüm/Huzur722 kelime
- 44 40.Bölüm/Tulumlu Sinema Gecesi956 kelime
- 45 41.Bölüm/Ölüm Batağı909 kelime
- 46 42.Bölüm/Duygular ve Günyüzü757 kelime
- 47 43.Bölüm/Yetersiz Tıp750 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Remzi’nin bacaklarındaki kaslar, sıvının damarlarına yayılmasıyla birlikte kontrolsüzce kasılmaya başladı.
Bedenindeki 125 kesiğin etrafındaki deri, içeriden gerilen kas liflerinin baskısıyla adeta yarılarak yeniden kanadı.
Sandalyeye bağlı bilekleri tıkır tıkır titriyor, gırtlağından insan sesine benzemeyen, boğuk ve sürekli bir inilti yükseliyordu.
Pompanın ekranındaki kırmızı sayılar ritmik bir soğukkanlılıkla geriye doğru sayıyordu:
00:42:18...
Gözlerimi masadaki dijital ekrandan çekip kucağımdaki siyah deftere baktım.
Kapağını parmak uçlarımla okşarken Remzi’nin çaresiz çırpınışları, benim için odadaki havalandırma sesinden farksız bir arka plan gürültüsüydü.
"Kasların şu an kendi kendini eziyor, değil mi?" dedim, ses tonumu tek bir desibel bile yükseltmeden.
"Tıpkı altı yaşındaki bir kız çocuğunun ruhunu ezdiğin gibi... Ama güzel olan ne biliyor musun? Bu sadece fiziksel bir kramp değil Remzi. Zihnin de bu acıya tutunmaya çalışıyor ama tutunamayacak. Bir süre sonra acı o kadar katlanılmaz bir hal alacak ki, beynin kendini kapatmak isteyecek. İşte o zaman ben müdahale edeceğim."
Masadan küçük bir sprey şişesi aldım. İçinde, solunduğu an sinir sistemini aşırı uyararak bilinci açık tutan keskin bir amonyak ve tuz karışımı vardı.
Ayağa kalktım. Sandalyede bükülmüş, acıdan gözleri yuvalarından fırlayacak gibi duran Remzi’ye doğru yürüdüm.
Başını geriye atıp tavanı izliyor, nefes almaya çalışırken göğsündeki tarihler birer birer esniyordu.
Spreyi tam yüzüne doğru iki kez sıktım.
Keskin koku ciğerlerine dolduğu an Remzi dehşetle sarsıldı.
Kapanmak üzere olan gözleri anında ardına kadar açıldı, bilinci bir kırbaç darbesi yemiş gibi yeniden acının tam ortasına fırlatıldı.
"Ölmene ya da pürüzsüzce bayılmana izin yok," dedim fısıltıyla. Yüzüne iyice yaklaştım.
"O serum kaslarını santim santim bükerken, sen her bir saniyesini canlı canlı, bilincin sonuna kadar açıkken hissedeceksin."
Remzi’nin patlamış dudaklarından kanlı bir tükürük süzüldü.
"S-sen... Sen insan değilsin..." diye fısıldadı hırıltıyla.
"Şeytansı bir lekesin..."
Dudaklarımda hafif, gölge gibi bir tebessüm belirdi.
"Ben sizin eserinizim Remzi Zorlu," dedim.
"Beni siz inşa ettiniz. Şimdi kendi eserinizin tadını çıkarın."
Arkamı dönüp masaya tekrar oturdum.
Dijital ekranda birinci saatin dolmasına az kalmıştı.
Pompanın üzerindeki küçük vanayı hafifçe sağa çevirdim.
Cızzzz...
Cihazın sesi değişti, borudaki sıvının akış hızı iki katına çıktı.
Remzi’nin odanın duvarlarını çatlatan o ilk gerçek, katıksız çığlığı koptuğunda, ben siyah defterin boş kalan arka sayfalarından birini açmış, kurşun kalemimle saatin tıkırtılarını not ediyordum. Remzi’nin göğsünden yükselen o kesintisiz, boğuk hırıltı odanın rutubetli havasında sönümleniyordu. Laktik asit yüklemesiyle kasları saatlerdir kendi kendini eziyor, vücudundaki 125 kanlı tarihin etrafındaki etler morarıp esniyordu. Bilinci amonyak buharıyla sürekli açık tutulduğu için pes etme ya da bayılma lüksü olmamıştı.
Siyah defterimi yavaşça kapattım. Masanın arkasından kalkıp serum pompasının anahtarını çevirdim.
Cihazın mekanik bip sesi kesildi, damarlarına akan o zehirli sıvı durdu.
Remzi, kaslarındaki o korkunç baskının hafiflemesiyle başını öne düşürdü.
Akciğerlerine giren her nefes, parçalanmış etlerini yakıyordu ama gözlerinde Anlık bir "bitti mi?" umudu çaktı.
"Kramplar durdu diye sevinme Remzi," dedim, adımlarımı sandalyenin etrafında ritmik bir tempoyla atarken.
"Çünkü kasların sadece... Bir sonraki aşamaya hazırlanman için serbest bırakıldı."
Masanın altındaki ikinci kilitli bölmeyi açtım.
İçinden, üzeri pürüzsüz gümüş kaplama, yaklaşık yirmi santim uzunluğunda iki adet ince, çelik mil ve bir akü bağlantı aparatı çıkardım.
Aparatı betona bırakırken çıkan o ağır metal sesi odada yankılandı.
"Üçüncü aşama: Sinir Haritası," dedim.
Remzi gözlerini zar zor aralayarak yerdeki kablolara baktı. Çenesi titriyordu.
"B-bedenimde... Yeri kalmadı... Ne yapacaksın daha..."
"Bedenindeki 125 damga sadece yüzeysel bir çeteledir Remzi," diye yanıtladım, sesim buz gibi bir düzlükte ilerlerken.
"Etine tarihler yazıldı ama o acılar sinir sistemine tam işlemedi. Bu miller ne işe yarıyor biliyor musun?"
Elindeki gümüş çelik milleri ışığa doğru kaldırdım.
"Bunları doğrudan kemik zarına ve ana sinir kanallarına sabitleyeceğim. Elektrik akımını derine verdiğimde, o 125 tarihin hepsi aynı anda, zihninin en derin hafıza merkezinde patlayacak. Dışarıdan bakıldığında yeni bir yara görmeyeceksin... Ama içeride, omuriliğin her saniye alev alacak."
Remzi başını hırsla sağa sola sallamaya başladı, sandalyeyi betondan sökmek istercesine çırpındı.
"Hayır! Hayır, yapma! Öldür beni, vur kafama bir tane bitir şu işi! Yeter!"
"Geç kaldın," dedim fısıltıyla.
Sandalyenin arkasına geçtim.
İki elini sıkıca sabitleyen kelepçelerin hemen altındaki hassas sinir noktalarını parmağımla buldum.
Çelik mili sağ kolundaki ilk damganın —12.11.13— tam merkezine, derinin altına, doğrudan sinir kılıfına doğru soğukkanlılıkla itmeye başladım.
Remzi’nin gırtlağından yükselen çığlık, odadaki beton duvarlarda yankılanıp koptu.
Zincirler şakırdadı, göz damarları neredeyse patlayacak raddeye geldi.
İkinci mili de sol omzundaki 04.04.15 damgasının altına sabitledim.
Millere bağlı siyah ve kırmızı kabloları yerdeki güç ünitesine bağladım.
Masanın üzerindeki güç düğmesine elimi koydum.
"Bu buton, bedenine kazıdığım her bir günü sana hücresel düzeyde hatırlatacak," dedim gözlerinin içine bakarak.
"125 günü aynı anda yaşayacaksın."
Ve şalteri birinci kademeye indirdim.
Şalteri birinci kademeye indirdiğim an, kablolardan geçen düşük voltajlı akım doğrudan Remzi’nin kemik zarına ve ana sinir kılıflarına ulaşır ulaşmaz bedenindeki bütün kaslar aynı anda tahta gibi kaskatı kesildi.Çığlığı boğazında tıkandı; gözleri yuvalarından fırlayacak gibi büyüdü ama tek bir kelime bile çıkaramadı.
Derisindeki 125 kanlı kesik, elektrik akımının etkisiyle sanki aynı anda yeniden yarılıyordu.
Vücudu sandalyede titremeyen, tamamen kilitlenmiş tek bir blok haline gelmişti.
Beş saniye... Tam beş saniye boyunca şalteri o kademede tuttum. Ardından kademeyi sıfırladım.
Akım kesildiği an Remzi’nin göğsü hızla öne düştü. Ağzından süzülen köpüklü salya ve kan betona damladı. Bu bana korkunç bir zevk verdi
Akciğerlerine giren düzensiz, yırtıcı nefesler odanın duvarlarında yankılanıyordu. Bilinci kapanmak, o karanlık baygınlığa kaçmak için can atıyordu ama şakaklarına yerleştirdiğim amonyak bantları zihnini acının tam ortasında tutmaya devam ediyordu.
"Gördün mü Remzi?" dedim, masadaki voltaj ayar düğmesine parmaklarımı dokundurarak.
"Elektrik deriyi yakmaz, kemiği kırmaz... Sadece zihnine, bedenine kazıdığım o 125 günü aynı millisaniyede tekrar yaşatır. Şu an omuriliğin 12 Kasım 2013'ün soğuğunu ve 04 Nisan 2015'in acısını aynı anda hissettiriyor sana."
Remzi, kan bürümüş gözlerini zorlukla bana kaldırdı. Sesi artık bir insana değil, boğazı kesilmiş bir hayvana aitti.
"L-lütfen... Leke... Yeter... Kalbim... Duracak..."
"Durmayacak," dedim soğukkanlılıkla.
"Kalbinin ritmini, atım hızını ve tansiyonunu şu ekrandan anlık takip ediyorum. Tam sınırda tutuyorum seni. Ne ölmene izin var, ne de acıdan kaçmana."
Düğmeyi bu kez ikinci kademeye çevirdim.
Odadaki ışık hafifçe cızırradı. Remzi’nin sırtı yay gibi gerildi, sandalyeyi yere tutan cıvatalar betonda gıcırdadı.
Bu kez gırtlağından yükselen ses, kurguladığım 5 aşamalı planın tam da ortasında olduğumuzu kanıtlıyordu.
İlk aşamada etine geçmişimi yazmıştım.
İkinci aşamada kaslarını kendi içinde ezmiştim.
Şimdi üçüncü aşamada, ruhunu o sinir yollarının içinde parça parça ediyordum.
Geriye sadece iki aşama kalmıştı:
Zihnini tamamen karanlığa gömecek dördüncü aşama ve onunla olan hesabımı sonsuza dek kapatacak nihai final.
Voltaja bir tık daha bastım. Remzi’nin çığlığı, duvarların dondurucu soğuğuna karıştı.
Bölüm etkileşimi
