38. bölüm / 47
Gecenin Kusursuz Lekesi*mafya gerçek ailem35.Bölüm/Aydemirler ve Aden
Bölümler 47Şu an: 35.Bölüm/Aydemirler ve Aden
- 1 Tanıtım 1/Aile57 kelime
- 2 Tanıtım 2/Arkadaş6 kelime
- 3 1.Bölüm/Dolunay298 kelime
- 4 2.Bölüm/Sadistin Cezası569 kelime
- 5 3.Bölüm/Karışmış Olabilirmişmişsiniz309 kelime
- 6 4.Bölüm/Hoşçakal Bile Demem285 kelime
- 7 5.Bölüm/Gereksiz DNA1.075 kelime
- 8 6.Bölüm/Alışılmışın Dışı773 kelime
- 9 7.Bölüm/Birkaç Kardeş329 kelime
- 10 8.Bölüm/Kafa Karıştıran Uyku344 kelime
- 11 9.Bölüm/Nutella809 kelime
- 12 10.Bölüm/Kasa1.472 kelime
- 13 11.Bölüm/Karıcığım390 kelime
- 14 12.Bölüm/Nişanlım398 kelime
- 15 13.Bölüm/Kuzey950 kelime
- 16 14.Bölüm/Sırlar ve Yalanlar385 kelime
- 17 15.Bölüm/Gece Yargıcı1.536 kelime
- 18 16.Bölüm/Restorandaki Takıntı567 kelime
- 19 17.Bölüm/Geçmiş506 kelime
- 20 Tanıtım 3/Bir Arkadaş4 kelime
- 21 18.Bölüm/Katliam 1915 kelime
- 22 19.Bölüm/Arkanda Abilerin Yanında Ben553 kelime
- 23 20.Bölüm/Abi695 kelime
- 24 21.Bölüm/İntikam Ateşi580 kelime
- 25 22.Bölüm/Aydemir Yüzleşmesi1.321 kelime
- 26 23.Bölüm/Canımın Yarısı499 kelime
- 27 24.Bölüm/İyi Uykular409 kelime
- 28 25.Bölüm/Bırakmayacağım455 kelime
- 29 26.Bölüm/Gece ve Yankı394 kelime
- 30 27.Bölüm/Kusursuz Leke326 kelime
- 31 28.Bölüm/İşkence 1385 kelime
- 32 29.Bölüm/125 Borç330 kelime
- 33 30.Bölüm/İşkence 2671 kelime
- 34 31.Bölüm/İşkence 31.030 kelime
- 35 32.Bölüm/İşkence 4387 kelime
- 36 33.Bölüm/Topraklar ve Alevler613 kelime
- 37 34.Bölüm/İzin Vermem311 kelime
- 38 35.Bölüm/Aydemirler ve Aden1.021 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 36.Bölüm/Elvedasız Veda407 kelime
- 40 37.Bölüm/Harabe Bina1.152 kelime
- 41 38.Bölüm/Hastanede Mutluluk771 kelime
- 42 Gidişat109 kelime
- 43 39.Bölüm/Huzur722 kelime
- 44 40.Bölüm/Tulumlu Sinema Gecesi956 kelime
- 45 41.Bölüm/Ölüm Batağı909 kelime
- 46 42.Bölüm/Duygular ve Günyüzü757 kelime
- 47 43.Bölüm/Yetersiz Tıp750 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sessizlik, Aydemir Konağı’nın yüksek tavanlı salonlarına tıpkı ağır bir sis gibi çökmüştü.
Dolunay’ın o kapıdan çıkıp gittiği günden beri evde zaman durmuş gibiydi.
Her sabah aynı kasvetli sessizliğe uyanılıyor, her gece aynı ağır bekleyişle gözler kapatılıyordu.
Bir buçuk ay...
Tam kırk beş gün boyunca konaktaki kimse tam anlamıyla nefes alamadı.
Masanın başında oturan Deniz Bey, parmaklarının arasında tuttuğu soğumuş kahve fincanına bakıyordu.
Saçlarındaki beyazlar bu bir buçuk ayda daha da belirginleşmiş, yüzündeki çizgiler derinleşmişti.
Kızının kokusunu, sesini, yürürken halıda çıkardığı o hafif ayak seslerini arıyordu.
Evin içinde nereye baksa Dolunay’ın ,yarım kalmış gülüşlerine çarpıyordu.
Konaktaki herkes kendi acısıyla bir köşeye çekilmişti.
Anneleri, Dolunay’ın odasındaki yatağı her gün sanki kızı o gece gelecekmiş gibi özenle düzeltiyor, yastığına sinen o hafif kokuyu çekebilmek için dakikalarca o odada kalıyordu. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Konuşurlarsa, Dolunay’ın gerçekten gitmiş olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten korkuyorlardı.
Deniz, masadaki sessizliği bozmak istercesine derin bir iç çekti.
"Hiç mi bir iz yok?" diye sordu, sesindeki çaresizliği gizleyemeyerek.
Cevap alamayacağını biliyordu ama yine de soruyordu.
Çünkü bu bir buçuk ay boyunca Aydemir ailesinin bütün imkanları seferber edilmişti.
Özel ekipler, eski emniyet bağlantıları, güvenlik kameraları...
Hepsi boş çıkmıştı.
Dolunay sanki yer yarılmış da içine girmiş gibi yok olmuştu.
"Sanki bu dünyadan silinmiş gibi..." dedi annesi, gözünden süzülen tek damla yaşı silerken.
"O çocuk ne yiyor, ne içiyor, nerede uyuyor? Yaralarını kim sarıyor?"
Evdekilerin bilmediği, tahmin bile edemediği şey; Dolunay’ın bu bir buçuk ay boyunca Rusyadaki o karanlık sığınakta kendi geçmişiyle, Remzi Zorlu’yla ve içindeki "Gece Yargıcı" ile kanlı bir hesaplaşma içinde olduğuydu. Konağın huzurlu ama hüzünlü odalarında onun için dualar edilirken, Dolunay beton duvarların arasında 125 yaranın, bir haftalık zifiri karanlığın ve çelik tabutun ortasındaydı.
Konağın bahçesinde yapraklar dökülürken Aydemir ailesi için her gün bir öncekinden daha ağır geçiyordu.
Bu evde atan her kalp onun için çarpıyor, kapı her çaldığında herkesin gözü eşiğe kayıyordu.
Ama bir buçuk ayın sonunda o kapı hâlâ açılmamıştı. Konak, Dolunay’ın bıraktığı o devasa boşlukla yüzleşmeye devam ediyordu.
Gece bu sessizliğe daha fazla dayanamadı
— Ne yani, vaz mı geçtik?
— Gece...
— Ne abi ya, sürekli susacak mıyız böyle? Nerede benim ikizim, hani? Ben yüzünü hatırlayamıyorum, biliyor musun? İki kere... Sadece iki kez gördüm ben onu! Sesini hatırlamıyorum ben onun ya, sesini! Ben daha uyumadım onunla, film gecesi yapmadık beraber, parka gitmedik... Biz beraber kahvaltı bile etmedik!
— Gece, yapma kardeşim...
— Abi, ben daha kardeşimle hiç konuşmamıştım...
Deniz daha fazla dayanamadı, kardeşini kollarının arasına aldı. Gece, abisinin kollarının arasında ağlıyordu. Bütün aile harap olmuştu.
"Vazgeçmedik," dedi Kuzey, sesine son bir gayretle kararlılık katmaya çalışarak.
"Duydun mu beni Gece? Vazgeçmedik. Bu konaktaki tek bir kişi bile nefes aldığı sürece Dolunay'dan vazgeçilmeyecek. Ben o kızı o karanlığın içinden çekip çıkaracağım. Sana söz veriyorum... Beraber kahvaltı da edeceksiniz, o film gecesini de yapacaksınız."
Gece burnunu çekti, abisinin gözlerindeki o kırık ama sarsılmaz söze tutunmak ister gibi baktı.
"Gerçekten mi abi? Bulacak mıyız onu?"
"Bulacağız," dedi Kuzey.
"Nereye saklandıysa, hangi cehennemin dibindeyse bulacağız."
Ama Kuzey de biliyordu. Bu bir buçuk ay boyunca çalmadıkları kapı, girmedikleri sokak kalmamıştı.
Dolunay onları korumak için mi kaçmıştı, yoksa içindeki o karanlık onu tamamen yutup bir gölgeye mi dönüştürmüştü, kimse bilmiyordu.
Aydemir Konağı o gece, Gece’nin feryatlarının ardından daha da derin bir mateme büründü.
Hepsi aynı çatının altındaydı ama kalpleri, Riva’nın o soğuk, karanlık sığınaklarında kendi savaşını veren Dolunay’ın yanında kalmıştı.
Deniz ve Gece’nin bu kararından sonra zaman kaybetme lüksleri yoktu. Aydemir Konağı’ndaki o felç edici çaresizlik, yerini tek bir amaca bıraktı:
Ne pahasına olursa olsun Dolunay’ı bulmak.
Aydemirler’in bütün imkanlarını kullanarak yürüttükleri o arayış, en sonunda kaçınılmaz bir noktada Aden’in izleriyle çakıştı.
Çünkü bu şehirde Dolunay’ın bastığı toprağı, aldığı nefesi Aden’den daha iyi izleyebilecek ikinci bir insan yoktu.
Eski bir deponun üst katındaki o karanlık odada, masanın üzerindeki haritalar ve sahte kimlik dökümanları cılız bir lambanın altında parlıyordu.
Kapı aniden sertçe çalındı. Berke belindeki silaha uzanırken Aden tek bir hareketiyle onu durdurdu. Gözlerini kapıya dikti.
Gelecek kişileri biliyordu; kokularını, attıkları adımlardaki o çaresiz ama kararlı öfkeyi tanıyordu.
"Aç kapıyı Berke," dedi Aden, pürüzsüz ve buz gibi bir sesle.
"Geldiler."
Ağır ahşap kapı itilerek açıldığında eşikte Kuzey ve Gece duruyordu. İkisi de bitkin, uykusuz ve gözlerindeki o kırık umutla içeri adım attılar.
Deniz’in gözleri doğrudan Aden’e kilitlendi. İki adamın bakışları odanın ortasında görünmez bir kılıç gibi çarpıştı.
"Aden..." dedi Kuzey, sesindeki o sorgulayan, hesap soran tonu bastırmaya çalışarak.
"Bir buçuk aydır tek bir iz bulamadık. Ama senin bir şey bildiğini biliyorum. Kardeşim nerede?"
Gece bir adım öne çıktı. Gözleri kan çanağıydı, elleri hafifçe titriyordu.
"Biliyoruz," dedi fısıltıyla.
"Onu bizden daha çok aradığını, her adımı takip ettiğini biliyoruz. Bana ikizimi ver Aden... Yalvarırım, onun nerede olduğunu söyle."
Aden derin bir nefes verdi. Sigarasını küllükte ezdi ve masadaki haritanın üzerine doğru yürüdü.
Yüzündeki o soğukkanlı maskenin arkasında, Gece’nin gözlerindeki acıyı gördüğünde yüreğinin sızladığını hissetti.
"Tek başınıza bir hiçsiniz," dedi Aden, gözlerini Kuzey’e çevirerek.
"Aradığınız yerler, baktığınız kameralar, sorguladığınız adamlar... Hepsini Dolunay çoktan tahmin etti ve izlerini sildi. O sıradan bir kaçak değil Deniz. O şu an zihnindeki o devasa savaşın ortasında."
Kuzey masaya doğru bir adım atıp ellerini ahşap yüzeye dayadı.
"Umurumda değil! Zihninde ne yaşadığı, hangi karanlığa gömüldüğü umurumda değil! O benim kardeşim, o bu çocuğun ikizı! Onu o karanlığın içinden çekip çıkaracağız!"
"Çıkaramayacaksınız," dedi Aden, sesi dondurucu bir kesinlik taşıyordu.
"Çünkü onu o karanlığa gömen şey sadece geçmişi değil... Sevdiklerini, yani sizi koruma arzusu."
Gece’nin boğazından kırık bir ses çıktı.
"Bizi mi korumak?"
"Evet," dedi Aden.
"Siz konağınızda onun yasını tutarken o Rusya’daki o beton sığınakta 125 yaranın hesabını kesiyordu. Remzi Zorlu’yla tek başına savaşıyordu."
Odadaki hava bir anda ağırlaştı. Deniz ve Gece duydukları isimle dona kaldılar.
Remzi... O kabus henüz bitmemişti.
"Şimdi dinleyin beni," dedi Aden, ikisine de bakarak.
"Güçlerinizi, paranızı, adamlarınızı benimle birleştireceksiniz. Ama kuralı ben koyarım. Polis yok, gereksiz hamleler yok. Dolunay’ı bulmak istiyorsanız, benim baktığım yerden bakmak zorundasınız. Çünkü o sadece benim 'bücürüm' değil, sizin de kardeşiniz... Ve bu kez onu kaybettiğimizde, geriye toplayabileceğimiz tek bir parçası bile kalmayacak."
Deniz, elini uzattı. Aden, o eli tereddütsüz sıktı.
Aydemirler ve Aden... Ayrı kulvarlarda aynı acıyı çeken o iki güç, nihayet tek bir amaç için birleşmişti. Şimdi tek bir hedefleri vardı:
Dolunay’ın izini bulmak ve yaklaşan o büyük fırtınaya karşı tek bir saf olmak.
Bölüm etkileşimi
