21. bölüm / 47
Gecenin Kusursuz Lekesi*mafya gerçek ailem18.Bölüm/Katliam 1
Bölümler 47Şu an: 18.Bölüm/Katliam 1
- 1 Tanıtım 1/Aile57 kelime
- 2 Tanıtım 2/Arkadaş6 kelime
- 3 1.Bölüm/Dolunay298 kelime
- 4 2.Bölüm/Sadistin Cezası569 kelime
- 5 3.Bölüm/Karışmış Olabilirmişmişsiniz309 kelime
- 6 4.Bölüm/Hoşçakal Bile Demem285 kelime
- 7 5.Bölüm/Gereksiz DNA1.075 kelime
- 8 6.Bölüm/Alışılmışın Dışı773 kelime
- 9 7.Bölüm/Birkaç Kardeş329 kelime
- 10 8.Bölüm/Kafa Karıştıran Uyku344 kelime
- 11 9.Bölüm/Nutella809 kelime
- 12 10.Bölüm/Kasa1.472 kelime
- 13 11.Bölüm/Karıcığım390 kelime
- 14 12.Bölüm/Nişanlım398 kelime
- 15 13.Bölüm/Kuzey950 kelime
- 16 14.Bölüm/Sırlar ve Yalanlar385 kelime
- 17 15.Bölüm/Gece Yargıcı1.536 kelime
- 18 16.Bölüm/Restorandaki Takıntı567 kelime
- 19 17.Bölüm/Geçmiş506 kelime
- 20 Tanıtım 3/Bir Arkadaş4 kelime
- 21 18.Bölüm/Katliam 1915 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 19.Bölüm/Arkanda Abilerin Yanında Ben553 kelime
- 23 20.Bölüm/Abi695 kelime
- 24 21.Bölüm/İntikam Ateşi580 kelime
- 25 22.Bölüm/Aydemir Yüzleşmesi1.321 kelime
- 26 23.Bölüm/Canımın Yarısı499 kelime
- 27 24.Bölüm/İyi Uykular409 kelime
- 28 25.Bölüm/Bırakmayacağım455 kelime
- 29 26.Bölüm/Gece ve Yankı394 kelime
- 30 27.Bölüm/Kusursuz Leke326 kelime
- 31 28.Bölüm/İşkence 1385 kelime
- 32 29.Bölüm/125 Borç330 kelime
- 33 30.Bölüm/İşkence 2671 kelime
- 34 31.Bölüm/İşkence 31.030 kelime
- 35 32.Bölüm/İşkence 4387 kelime
- 36 33.Bölüm/Topraklar ve Alevler613 kelime
- 37 34.Bölüm/İzin Vermem311 kelime
- 38 35.Bölüm/Aydemirler ve Aden1.021 kelime
- 39 36.Bölüm/Elvedasız Veda407 kelime
- 40 37.Bölüm/Harabe Bina1.152 kelime
- 41 38.Bölüm/Hastanede Mutluluk771 kelime
- 42 Gidişat109 kelime
- 43 39.Bölüm/Huzur722 kelime
- 44 40.Bölüm/Tulumlu Sinema Gecesi956 kelime
- 45 41.Bölüm/Ölüm Batağı909 kelime
- 46 42.Bölüm/Duygular ve Günyüzü757 kelime
- 47 43.Bölüm/Yetersiz Tıp750 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KUZEYİN AĞZINDAN
Tersanenin paslı metal ve rutubet kokan havası genzimi yakıyordu.
Belimdeki silahı kavramış, gözlerimi bir an bile Dolunay’dan ayırmıyordum.
Günlerdir konağa getirdiğimiz, üzerine titreyeceğimiz, sokaklarda Zorluların evinde ne yaşadığını düşünüp korumaya çalıştığımız o kayıp kız kardeşimi...
Ama şu an bu leş depoda, yanında durduğum kız bana yabancı bir kabus gibi geliyordu.
"Dolunay, içeri körlemesine dalmayacağız," dedim fısıltıyla, kolunu hafifçe tutarak.
"Yavuz bir tuzak kurduysa içerisi kaynıyordur. Beni dinle—"
Sözümü tamamlamama izin vermedi. Kolunu tuttuğum elimi öyle bir hareketle savurdu ki, bir an dengemi kaybettim. Bakışları bana döndüğünde omurgamdan aşağı buz gibi bir ürperti indi.
O gözlerde Aydemir konağında oturan, sessizce etrafı izleyen kızdan tek bir kırıntı yoktu.
Kapüşonunu kafasına geçirdi, yüzüne siyah bir maske çekti.
"Beni korumak istiyorsanız sadece arkamı kollayın," dedi. Sesi o kadar katı, o kadar ruhsuzdu ki tanıdığım hiçbir insana ait olamazdı.
"İçeride ne görürseniz görün, soru sormayın."
Deponun devasa paslı kapısını sert bir tekmeyle kırdığında çıkan gürültü boşlukta yankılandı.
Tunç’la birbirimize bakıp silahlarımızı çektik ve arkasından içeri daldık.
İçerisi zifiri karanlıktı; sadece ortadaki tek bir spot ışığı beton zemindeki taze kanı ve siyah bir el telsizini aydınlatıyordu.
Telsizden cızırtılı bir ses yükseldi:
"Gece Yargıcı... O çocuk bu depodaydı evet... Ama onu burada tutacağımızı düşünecek kadar saf olamazsın."
Kafam karmakarışıktı. Gece Yargıcı mı? Hangi çocuktan bahsediyorlardı?!
"Ona bir şey yaptıysanız bu şehri ikinize de mezar ederim!" diye kükredi Dolunay.
Telsiz kapandığı an yukarıdaki demir platformdan üzerimize mermi yağmaya başladı.
Dolunay’ı refleksle konteynerin arkasına çektim.
Mermiler metale çarptıkça yüzümüze kıvılcımlar sıçrıyordu.
"Lanet olsun, tuzağa düşürüldük!" diye bağırdı Tunç yukarı ateş açarak.
"Dolunay sen kiminle konuşuyorsun?! Kim bu adamlar?!"
Dolunay Tunç’a cevap bile vermedi.
Yüzündeki maskenin arkasından parlayan gözlerinde en ufak bir korku veya tereddüt yoktu.
Tam aksine... Zihninde bir şalter atmış gibiydi. Katıksız bir nefret, gözü dönmüş bir yıkım isteği sarmıştı bünyesini.
"Bana siper olun," dedi soğukkanlılıkla.
"Yukarı çıkıp hepsini indireceğim."
"Saçmalama, vurulursun!" diye bağırdım dehşetle koluna uzanarak.
"Yukarıda en az sekiz adam var!"
"İzleyin ve öğrenin," dedi.
Daha ne olduğunu anlayamadan bir gölge gibi sıçradı.
İnsan sınırlarını zorlayan bir hızla konteynerin üstüne fırladı, oradan demir merdivenlere atladı.
Ve o an...
Hayatım boyunca unutamayacağım o vahşet başladı.
Dolunay platforma çıktığı an ilk adamın silah tutan elini kavradı.
Adamın bileğini öyle bir hırsla kırdı ki, kemik sesini aşağıdan biz bile duyduk.
Adamın çığlığı tamamlanmadan adamın kendi silahını çenesine dayayıp tek el ateş etti.
Silah sesi depoda patladı; adamın cansız bedeni ikinci kattan beton zemine torba gibi düştü.
Tunç yanımda küfür savurarak geriledi.
"Kuzey... Bu kız ne yapıyor böyle?!"
Cevap veremedim. Boğazım düğümlenmişti.
Dolunay durmuyordu.
Bir yırtıcı gibi ikinci adamın üzerine atıldı, adamın boğazını kavrayıp demir parmaklıklara savurdu. Belinden çıkardığı bıçağı hiç duraksamadan adamın şah damarına sapladı.
Kan parmaklıklardan aşağı, durduğumuz yere doğru damlamaya başladığında Tunç’la ikimizin elindeki silahlar neredeyse düşecekti.
O ise gözünü bile kırpmıyordu.
Bıçakladığı adamı parmaklıklardan aşağı savurdu.
Yukarıdaki adamlar bağırarak üzerine ateş açmaya çalışıyordu ama Dolunay bir mermiden kaçar gibi kavisler çiziyor, adamların arasına dalıyordu. İki adamı aynı anda tutup birbirine çarptı, birinin boynunu tek hamlede kırdı, diğerini ise göğsüne indirdiği döner tekmeyle platformdan aşağı attı. Aşağı düşen adamın kemiklerinin beton zeminde kırılma sesi boş depoda yankılandı.Gözlerimin önünde sekiz eğitimli tetikçiyi saniyeler içinde, sıradan birer çöp gibi katletti.
Bu bir savunma değildi; bu tam anlamıyla bir infazdı.
Yukarıda tek bir canlı bile kalmadığında deponun içine ağır, boğucu bir sessizlik çöktü.
Aşağıda oluşan kan havuzundan yükselen o keskin koku genzimizi yakıyordu.
Dolunay merdivenlerden ağır adımlarla indi.
Siyah deri ceketine, yüzüne ve boynuna kan sıçramıştı.
Maskesini tek bir hareketle sıyırıp yere attı.
Yüzünde ne bir pişmanlık, ne bir yorgunluk, ne de bir açıklama yapma isteği vardı.
Gözleri hâlâ o korkunç, simsiyah nefretle parlıyordu.
Bize doğru yürüdü. Belindeki şarjörü çıkarıp yenisini takarken çıkardığı o mekanik ses depoda çınladı.
"Gidiyoruz," dedi. Sesi o kadar buz gibiydi ki, az önce orada sekiz insanı katleden sanki kendisi değilmiş gibiydi.
"Aden’i Remzi’nin elinden alacağız."
Aramızdaki mesafeyi kapatıp önüne geçtim.
Yemin ederim hayatımda binbir türlü yeraltı pisliği görmüştüm ama ilk kez birinden bu kadar dehşete düştüğümü hissettim.
Ellerim titriyordu.
"Sen..." dedim, sesim boğazıma tıkandı, zorlukla konuşabildim.
"Sen ne yaptın Dolunay? Sen bunca yıl nerede, ne hale geldin?!"
Dolunay durdu. Kan sıçramış yüzünü bana doğru kaldırdı ve o karanlık gözlerini doğrudan gözlerime dikti.O gözlerde ilk kez Aydemir soyadının hiçbir anlam ifade etmediğini, bizim evdeki o masum kız kardeş rolünün koskoca bir yalandan ibaret olduğunu ve karşımızda duran bu ölümcül kadını asla gerçekten tanımadığımızı iliklerime kadar hissettim.
"Sana bir soru sordum!" diye bağırdım, sesim boş depoda yankılandı.
"Sen kimsin Dolunay?!"
Dolunay adımlarını durdurdu.
Yüzündeki kan lekelerinin arkasından bana döndü.
Gözlerindeki o katı, yürüyen ölüm ifadesi bir anlığına pürüzlendi.
Bakışlarında saniyeler süren devasa bir yorgunluk, kimsesizlik ve kırılmışlık belirdi.
"Ben senin kardeşin değilim Kuzey," dedi, sesi fısıltı gibi ama bıçak kadar keskindi.
"Ben 12 yaşımda o sokaklarda ölen kızın cesediyim. Yanımda durmak istemiyorsan arabanın anahtarını ver ve defol git."
Arka arkaya attığı o soğuk adımlarla yanımdan geçip gitmeye çalıştı.
Ama yapamadım. İçimdeki o Aydemir kanı, günlerdir içimde büyüyen o geç kalmış abilik duygusu şokun önüne geçti. Kolunu tuttum. Bu sefer onu durdurmak için değil, arkasında durmak için.
"Yanlış anladın," dedim nefes nefese, gözlerinin içine bakarak.
"Nereden geldiğin, ne yaptığın umurumda değil. Ama seni bir kez daha o karanlığa yalnız göndermem. Nereye gidiyorsak, birlikte gidiyoruz."
Dolunay şaşkınlıkla gözlerime baktı.
Yıllardır kimseden görmediği o koşulsuz sahiplenme karşısında ilk kez bocaladı.
Tunç da belindeki şarjörü değiştirip yanımıza geldi.
"Kuzey haklı. Madem bu gece cehenneme gidiyoruz, yalnız gitmeyesin."
Dolunay derin bir nefes verdi, gözlerindeki buzlar saniyeliğine eridi.
"Remzi’nin Paşabahçe’deki eski depolarından biri. Aden’i oraya götürdüler. Vaktimiz yok."
Daha fazla sorgulamadan kardeşimi takip etmeye karar verdim
Bölüm etkileşimi
