18.Bölüm/Katliam 1

Vaveyla Yazarı: Siyah Zambak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: 18.Bölüm/Katliam 1
  1. 1 Tanıtım 1/Aile57 kelime
  2. 2 Tanıtım 2/Arkadaş6 kelime
  3. 3 1.Bölüm/Dolunay298 kelime
  4. 4 2.Bölüm/Sadistin Cezası569 kelime
  5. 5 3.Bölüm/Karışmış Olabilirmişmişsiniz309 kelime
  6. 6 4.Bölüm/Hoşçakal Bile Demem285 kelime
  7. 7 5.Bölüm/Gereksiz DNA1.075 kelime
  8. 8 6.Bölüm/Alışılmışın Dışı773 kelime
  9. 9 7.Bölüm/Birkaç Kardeş329 kelime
  10. 10 8.Bölüm/Kafa Karıştıran Uyku344 kelime
  11. 11 9.Bölüm/Nutella809 kelime
  12. 12 10.Bölüm/Kasa1.472 kelime
  13. 13 11.Bölüm/Karıcığım390 kelime
  14. 14 12.Bölüm/Nişanlım398 kelime
  15. 15 13.Bölüm/Kuzey950 kelime
  16. 16 14.Bölüm/Sırlar ve Yalanlar385 kelime
  17. 17 15.Bölüm/Gece Yargıcı1.536 kelime
  18. 18 16.Bölüm/Restorandaki Takıntı567 kelime
  19. 19 17.Bölüm/Geçmiş506 kelime
  20. 20 Tanıtım 3/Bir Arkadaş4 kelime
  21. 21 18.Bölüm/Katliam 1915 kelime · Okuduğun bölüm
  22. 22 19.Bölüm/Arkanda Abilerin Yanında Ben553 kelime
  23. 23 20.Bölüm/Abi695 kelime
  24. 24 21.Bölüm/İntikam Ateşi580 kelime
  25. 25 22.Bölüm/Aydemir Yüzleşmesi1.321 kelime
  26. 26 23.Bölüm/Canımın Yarısı499 kelime
  27. 27 24.Bölüm/İyi Uykular409 kelime
  28. 28 25.Bölüm/Bırakmayacağım455 kelime
  29. 29 26.Bölüm/Gece ve Yankı394 kelime
  30. 30 27.Bölüm/Kusursuz Leke326 kelime
  31. 31 28.Bölüm/İşkence 1385 kelime
  32. 32 29.Bölüm/125 Borç330 kelime
  33. 33 30.Bölüm/İşkence 2671 kelime
  34. 34 31.Bölüm/İşkence 31.030 kelime
  35. 35 32.Bölüm/İşkence 4387 kelime
  36. 36 33.Bölüm/Topraklar ve Alevler613 kelime
  37. 37 34.Bölüm/İzin Vermem311 kelime
  38. 38 35.Bölüm/Aydemirler ve Aden1.021 kelime
  39. 39 36.Bölüm/Elvedasız Veda407 kelime
  40. 40 37.Bölüm/Harabe Bina1.152 kelime
  41. 41 38.Bölüm/Hastanede Mutluluk771 kelime
  42. 42 Gidişat109 kelime
  43. 43 39.Bölüm/Huzur722 kelime
  44. 44 40.Bölüm/Tulumlu Sinema Gecesi956 kelime
  45. 45 41.Bölüm/Ölüm Batağı909 kelime
  46. 46 42.Bölüm/Duygular ve Günyüzü757 kelime
  47. 47 43.Bölüm/Yetersiz Tıp750 kelime

KUZEYİN AĞZINDAN

Tersanenin paslı metal ve rutubet kokan havası genzimi yakıyordu.

Belimdeki silahı kavramış, gözlerimi bir an bile Dolunay’dan ayırmıyordum.

Günlerdir konağa getirdiğimiz, üzerine titreyeceğimiz, sokaklarda Zorluların evinde ne yaşadığını düşünüp korumaya çalıştığımız o kayıp kız kardeşimi...

Ama şu an bu leş depoda, yanında durduğum kız bana yabancı bir kabus gibi geliyordu.

"Dolunay, içeri körlemesine dalmayacağız," dedim fısıltıyla, kolunu hafifçe tutarak.

"Yavuz bir tuzak kurduysa içerisi kaynıyordur. Beni dinle—"

Sözümü tamamlamama izin vermedi. Kolunu tuttuğum elimi öyle bir hareketle savurdu ki, bir an dengemi kaybettim. Bakışları bana döndüğünde omurgamdan aşağı buz gibi bir ürperti indi.

O gözlerde Aydemir konağında oturan, sessizce etrafı izleyen kızdan tek bir kırıntı yoktu.

Kapüşonunu kafasına geçirdi, yüzüne siyah bir maske çekti.

"Beni korumak istiyorsanız sadece arkamı kollayın," dedi. Sesi o kadar katı, o kadar ruhsuzdu ki tanıdığım hiçbir insana ait olamazdı.

"İçeride ne görürseniz görün, soru sormayın."

Deponun devasa paslı kapısını sert bir tekmeyle kırdığında çıkan gürültü boşlukta yankılandı.

Tunç’la birbirimize bakıp silahlarımızı çektik ve arkasından içeri daldık.

İçerisi zifiri karanlıktı; sadece ortadaki tek bir spot ışığı beton zemindeki taze kanı ve siyah bir el telsizini aydınlatıyordu.

Telsizden cızırtılı bir ses yükseldi:

"Gece Yargıcı... O çocuk bu depodaydı evet... Ama onu burada tutacağımızı düşünecek kadar saf olamazsın."

Kafam karmakarışıktı. Gece Yargıcı mı? Hangi çocuktan bahsediyorlardı?!

"Ona bir şey yaptıysanız bu şehri ikinize de mezar ederim!" diye kükredi Dolunay.

Telsiz kapandığı an yukarıdaki demir platformdan üzerimize mermi yağmaya başladı.

Dolunay’ı refleksle konteynerin arkasına çektim.

Mermiler metale çarptıkça yüzümüze kıvılcımlar sıçrıyordu.

"Lanet olsun, tuzağa düşürüldük!" diye bağırdı Tunç yukarı ateş açarak.

"Dolunay sen kiminle konuşuyorsun?! Kim bu adamlar?!"

Dolunay Tunç’a cevap bile vermedi.

Yüzündeki maskenin arkasından parlayan gözlerinde en ufak bir korku veya tereddüt yoktu.

Tam aksine... Zihninde bir şalter atmış gibiydi. Katıksız bir nefret, gözü dönmüş bir yıkım isteği sarmıştı bünyesini.

"Bana siper olun," dedi soğukkanlılıkla.

"Yukarı çıkıp hepsini indireceğim."

"Saçmalama, vurulursun!" diye bağırdım dehşetle koluna uzanarak.

"Yukarıda en az sekiz adam var!"

"İzleyin ve öğrenin," dedi.

Daha ne olduğunu anlayamadan bir gölge gibi sıçradı.

İnsan sınırlarını zorlayan bir hızla konteynerin üstüne fırladı, oradan demir merdivenlere atladı.

Ve o an...

Hayatım boyunca unutamayacağım o vahşet başladı.

Dolunay platforma çıktığı an ilk adamın silah tutan elini kavradı.

Adamın bileğini öyle bir hırsla kırdı ki, kemik sesini aşağıdan biz bile duyduk.

Adamın çığlığı tamamlanmadan adamın kendi silahını çenesine dayayıp tek el ateş etti.

Silah sesi depoda patladı; adamın cansız bedeni ikinci kattan beton zemine torba gibi düştü.

Tunç yanımda küfür savurarak geriledi.

"Kuzey... Bu kız ne yapıyor böyle?!"

Cevap veremedim. Boğazım düğümlenmişti.

Dolunay durmuyordu.

Bir yırtıcı gibi ikinci adamın üzerine atıldı, adamın boğazını kavrayıp demir parmaklıklara savurdu. Belinden çıkardığı bıçağı hiç duraksamadan adamın şah damarına sapladı.

Kan parmaklıklardan aşağı, durduğumuz yere doğru damlamaya başladığında Tunç’la ikimizin elindeki silahlar neredeyse düşecekti.

O ise gözünü bile kırpmıyordu.

Bıçakladığı adamı parmaklıklardan aşağı savurdu.

Yukarıdaki adamlar bağırarak üzerine ateş açmaya çalışıyordu ama Dolunay bir mermiden kaçar gibi kavisler çiziyor, adamların arasına dalıyordu. İki adamı aynı anda tutup birbirine çarptı, birinin boynunu tek hamlede kırdı, diğerini ise göğsüne indirdiği döner tekmeyle platformdan aşağı attı. Aşağı düşen adamın kemiklerinin beton zeminde kırılma sesi boş depoda yankılandı.Gözlerimin önünde sekiz eğitimli tetikçiyi saniyeler içinde, sıradan birer çöp gibi katletti.

Bu bir savunma değildi; bu tam anlamıyla bir infazdı.

Yukarıda tek bir canlı bile kalmadığında deponun içine ağır, boğucu bir sessizlik çöktü.

Aşağıda oluşan kan havuzundan yükselen o keskin koku genzimizi yakıyordu.

Dolunay merdivenlerden ağır adımlarla indi.

Siyah deri ceketine, yüzüne ve boynuna kan sıçramıştı.

Maskesini tek bir hareketle sıyırıp yere attı.

Yüzünde ne bir pişmanlık, ne bir yorgunluk, ne de bir açıklama yapma isteği vardı.

Gözleri hâlâ o korkunç, simsiyah nefretle parlıyordu.

Bize doğru yürüdü. Belindeki şarjörü çıkarıp yenisini takarken çıkardığı o mekanik ses depoda çınladı.

"Gidiyoruz," dedi. Sesi o kadar buz gibiydi ki, az önce orada sekiz insanı katleden sanki kendisi değilmiş gibiydi.

"Aden’i Remzi’nin elinden alacağız."

Aramızdaki mesafeyi kapatıp önüne geçtim.

Yemin ederim hayatımda binbir türlü yeraltı pisliği görmüştüm ama ilk kez birinden bu kadar dehşete düştüğümü hissettim.

Ellerim titriyordu.

"Sen..." dedim, sesim boğazıma tıkandı, zorlukla konuşabildim.

"Sen ne yaptın Dolunay? Sen bunca yıl nerede, ne hale geldin?!"

Dolunay durdu. Kan sıçramış yüzünü bana doğru kaldırdı ve o karanlık gözlerini doğrudan gözlerime dikti.O gözlerde ilk kez Aydemir soyadının hiçbir anlam ifade etmediğini, bizim evdeki o masum kız kardeş rolünün koskoca bir yalandan ibaret olduğunu ve karşımızda duran bu ölümcül kadını asla gerçekten tanımadığımızı iliklerime kadar hissettim.

"Sana bir soru sordum!" diye bağırdım, sesim boş depoda yankılandı.

"Sen kimsin Dolunay?!"

Dolunay adımlarını durdurdu.

Yüzündeki kan lekelerinin arkasından bana döndü.

Gözlerindeki o katı, yürüyen ölüm ifadesi bir anlığına pürüzlendi.

Bakışlarında saniyeler süren devasa bir yorgunluk, kimsesizlik ve kırılmışlık belirdi.

"Ben senin kardeşin değilim Kuzey," dedi, sesi fısıltı gibi ama bıçak kadar keskindi.

"Ben 12 yaşımda o sokaklarda ölen kızın cesediyim. Yanımda durmak istemiyorsan arabanın anahtarını ver ve defol git."

Arka arkaya attığı o soğuk adımlarla yanımdan geçip gitmeye çalıştı.

Ama yapamadım. İçimdeki o Aydemir kanı, günlerdir içimde büyüyen o geç kalmış abilik duygusu şokun önüne geçti. Kolunu tuttum. Bu sefer onu durdurmak için değil, arkasında durmak için.

"Yanlış anladın," dedim nefes nefese, gözlerinin içine bakarak.

"Nereden geldiğin, ne yaptığın umurumda değil. Ama seni bir kez daha o karanlığa yalnız göndermem. Nereye gidiyorsak, birlikte gidiyoruz."

Dolunay şaşkınlıkla gözlerime baktı.

Yıllardır kimseden görmediği o koşulsuz sahiplenme karşısında ilk kez bocaladı.

Tunç da belindeki şarjörü değiştirip yanımıza geldi.

"Kuzey haklı. Madem bu gece cehenneme gidiyoruz, yalnız gitmeyesin."

Dolunay derin bir nefes verdi, gözlerindeki buzlar saniyeliğine eridi.

"Remzi’nin Paşabahçe’deki eski depolarından biri. Aden’i oraya götürdüler. Vaktimiz yok."

Daha fazla sorgulamadan kardeşimi takip etmeye karar verdim

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

71okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.