33. bölüm / 47
Gecenin Kusursuz Lekesi*mafya gerçek ailem30.Bölüm/İşkence 2
Bölümler 47Şu an: 30.Bölüm/İşkence 2
- 1 Tanıtım 1/Aile57 kelime
- 2 Tanıtım 2/Arkadaş6 kelime
- 3 1.Bölüm/Dolunay298 kelime
- 4 2.Bölüm/Sadistin Cezası569 kelime
- 5 3.Bölüm/Karışmış Olabilirmişmişsiniz309 kelime
- 6 4.Bölüm/Hoşçakal Bile Demem285 kelime
- 7 5.Bölüm/Gereksiz DNA1.075 kelime
- 8 6.Bölüm/Alışılmışın Dışı773 kelime
- 9 7.Bölüm/Birkaç Kardeş329 kelime
- 10 8.Bölüm/Kafa Karıştıran Uyku344 kelime
- 11 9.Bölüm/Nutella809 kelime
- 12 10.Bölüm/Kasa1.472 kelime
- 13 11.Bölüm/Karıcığım390 kelime
- 14 12.Bölüm/Nişanlım398 kelime
- 15 13.Bölüm/Kuzey950 kelime
- 16 14.Bölüm/Sırlar ve Yalanlar385 kelime
- 17 15.Bölüm/Gece Yargıcı1.536 kelime
- 18 16.Bölüm/Restorandaki Takıntı567 kelime
- 19 17.Bölüm/Geçmiş506 kelime
- 20 Tanıtım 3/Bir Arkadaş4 kelime
- 21 18.Bölüm/Katliam 1915 kelime
- 22 19.Bölüm/Arkanda Abilerin Yanında Ben553 kelime
- 23 20.Bölüm/Abi695 kelime
- 24 21.Bölüm/İntikam Ateşi580 kelime
- 25 22.Bölüm/Aydemir Yüzleşmesi1.321 kelime
- 26 23.Bölüm/Canımın Yarısı499 kelime
- 27 24.Bölüm/İyi Uykular409 kelime
- 28 25.Bölüm/Bırakmayacağım455 kelime
- 29 26.Bölüm/Gece ve Yankı394 kelime
- 30 27.Bölüm/Kusursuz Leke326 kelime
- 31 28.Bölüm/İşkence 1385 kelime
- 32 29.Bölüm/125 Borç330 kelime
- 33 30.Bölüm/İşkence 2671 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 31.Bölüm/İşkence 31.030 kelime
- 35 32.Bölüm/İşkence 4387 kelime
- 36 33.Bölüm/Topraklar ve Alevler613 kelime
- 37 34.Bölüm/İzin Vermem311 kelime
- 38 35.Bölüm/Aydemirler ve Aden1.021 kelime
- 39 36.Bölüm/Elvedasız Veda407 kelime
- 40 37.Bölüm/Harabe Bina1.152 kelime
- 41 38.Bölüm/Hastanede Mutluluk771 kelime
- 42 Gidişat109 kelime
- 43 39.Bölüm/Huzur722 kelime
- 44 40.Bölüm/Tulumlu Sinema Gecesi956 kelime
- 45 41.Bölüm/Ölüm Batağı909 kelime
- 46 42.Bölüm/Duygular ve Günyüzü757 kelime
- 47 43.Bölüm/Yetersiz Tıp750 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tam bir hafta, Yedi gün ve yedi uzun gece...
Odanın ortasındaki spot ışığı hiç sönmemişti.
Zamanın akışını sadece Remzi’nin kurumuş kan katmanları ve her gün vücuduna eklenen yeni tarihler belirlemişti.
Yere sabitlenmiş metal sandalyede oturan adam, artık haftalar önce helikoptere bindirdiğim o kudretli Remzi Zorlu değildi.
Üst bedenindeki kıyafetler tamamen sökülüp alınmıştı. Göğsü, kolları, omuzu, karnı ve bacaklarının üst kısmı...
Bedeninin her bir santimetrekaresi, ucu keskin çelikle kazınmış kanlı tarihlerle kaplıydı.
12.11.13... 04.04.15... 19.08.17... 02.01.20...
Tam 125 damga. Yedi günün sonunda, çocukluğumdan beri o siyah deftere not ettiğim en ağır 125 günün çetelesi, şimdi onun etine mühürlenmişti.
Masadaki siyah deri kaplı defter açık duruyordu. Son sayfanın yanındaki 125. kırmızı noktayı parmağımdaki taze kanla koydum ve defterin kapağını yavaşça kapattım. Çıkan tok ses, odadaki ağır, nemli ve demir kokulu havayı yardı.
Remzi’nin başı göğsüne düşmüştü. Göz kapakları morarmış, dudakları patlamıştı. Artık ne bağıracak gücü kalmıştı ne de yalvaracak dermanı. Nefes aldıkça göğsündeki taze ve kabuk bağlamış kesikler geriliyor, hafifçe inliyordu."Yedi gün bitti Remzi," dedim.
Sesim, bir haftadır tek bir duygusal dalgalanma yaşamamış gibi soğuk ve pürüzsüzdü.
Ağır adımlarla sandalyenin önüne geldim.
Çenesinden tutup başını yukarı kaldırdım.
Gözlerini zorlukla araladı. O gözlerdeki son insan kırıntısı da silinmiş, yerini karanlık bir boşluğa bırakmıştı.
"125 damga tamamlandı," dedim, parmağımı omzundaki en taze kesiğin üzerinde gezdirirken.
Remzi acıyla hafifçe irkildi ama tepki verecek hali yoktu.
"Sana verdiğim sözü tuttum. Geçmişimi senin bedenine imzaladım."
Elindeki neşteri masanın üzerindeki metal tepsiye bıraktım. Çıkan şangırtı sesi oda boyunca yankılandı.
"Şimdi..." dedim, masanın altından önceden hazırladığım ağır, kilitli metal çantayı çıkarıp masanın üzerine koyarken.
"Birinci aşama, yani 'hatırlama' kısmı sona erdi."
Çantanın şifreli kilidini çevirdim. Klik.
Remzi gözlerini zar zor çantaya kaydırdı.
İçindeki soğuk, tıbbi ve mekanik aparatları gördüğünde göğsü hızla kalkıp inmeye başladı.
"Bana öyle bakma," dudağımı büzüp fısıldadım, çantadan ser serum hortumu ile özel ayarlanmış bir mekanizmayı çıkarırken.
"Sana ilk gün söylemiştim. Koskoca Remzi Zorlu’nun cezası sadece deri üzerindeki birkaç çizikten ibaret olamazdı. 125 damga sadece giriş kısımdı... Şimdi asıl eziyete geçiyoruz."
Siyah defteri çantanın yanına düzgünce yerleştirdim.
Arka taraftaki vanaya yürüyüp odanın havalandırma sistemini tamamen kapattım.
"İkinci aşamaya hazır mısın Remzi?"
Remzi’nin hırıltılı nefesi, kapatılan havalandırmanın ardından oda içinde kovan gibi vızıldamaya başladı.
Nemli, ağır koku saniyeler içinde havadaki oksijeni emip bitiriyordu.
Bedenindeki 125 kesik, oda ısısının yükselmesiyle birlikte alev alev yanmaya başlamıştı.
Masanın üzerindeki çantadan çıkardığım iki ucu iğneli, saydam tüpü mermer masaya bıraktım.
Yanında, milim milim dozajı ayarlanabilen küçük bir elektrikli serum pompası duruyordu.
"İkinci aşama..." dedim, serum pompasının güç düğmesine basarken.
Cihaz hafif, mekanik bir cızırtıyla çalışmaya başladı.
"Sana kas gevşetici ya da anestezi vermeyeceğim Remzi. Bu tüpün içinde ne var biliyor musun? Vücudundaki laktik asit seviyesini iki katına çıkaracak, kaslarını sürekli bir kramp halinda tutacak özel bir solüsyon."
Remzi çenesini sıkmaya çalıştı ama dişleri birbirine vuruyordu.
"Yap... yapma... Ne istiyorsun artık? Her şeyi aldın... Canımı al..."
"Canını almak çok ucuz bir kaçış," dedim soğukkanlılıkla.
Sandalyeye iyice yaklaştım. Sağ kolundaki en derin tarihin —12.11.13 kesiğinin— hemen üstündeki damarı buldum.
İğnenin soğuk ucunu tenine bastırıp tek bir hamlede damarına girdim.
Remzi’nin göğsü kabardı, boğazından boğuk bir çığlık yükseldi ama kollarını bile oynatamadı.
Tüpün diğer ucunu pompaya sabitledim. Şeffaf borunun içinden geçen renksiz sıvı, damarlarına doğru ağır ağır ilerlemeye başladı.
"Sıvı kanına karıştıkça," diye fısıldadım kulağına, "bedenindeki o 125 kesiğin etrafındaki her bir kas lifi aynı anda bükülmeye başlayacak. Sanki kemiklerin etini içeriden yırtıyormuş gibi hissedeceksin. Ne uyumana izin verecek ne de hissizleşmene."
Serum pompasını Remzi’nin görebileceği şekilde tam karşısındaki masanın üzerine yerleştirdim.
Dijital ekranda kırmızı rakamlar saymaya başladı: 00:59:59...
"Her bir saatte doz hafifçe artacak," dedim, masadaki siyah deri defteri tekrar elime alarak.
Defterin kapağını okşadım. "Ve ben tam burada, bu masada oturacağım. Sen her krampta, her çığlıkta kendi geçmişinle boğuşurken ben senin batan imparatorluğunun, Aydemirlerin seni nasıl sıfırladığının haberlerini okuyacağım."
Masanın arkasındaki ahşap sandalyeye oturdum.
Bacak bacak üstüne atıp siyah defteri kucağıma koydum.
Cihazdan çıkan hafif tıkırtılar ve borudaki damlaların ritmi, odadaki tek ses haline geldi.
Saniyeler sonra Remzi’nin bacak kasları seğirmeye, omzundaki kesiklerin etrafındaki deri gerilerek kanamaya başladı.
Gözlerindeki o son, karanlık çaresizliği izlerken arkama yaslandım.
"Süre başladı Remzi. İlk saatimiz kutlu olsun."
Bölüm etkileşimi
