Fark Etmeden kitap kapağı

6. bölüm / 6

Fark Etmeden

6. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Mel D.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 6. BÖLÜM

***

İstanbul’a döndükten sonra Damla’nın hayatı tahmin ettiğinden de fazla hızlandı. Sabah erken çıkıyor, gece geç dönüyordu. Üniversiteden ayrılış sürecinin bıraktığı karmaşa henüz tamamen bitmemişti. Bir yandan sözleşmeler, toplantılar, çekimler vardı. Bir yandan da ilk kez içinde bulunduğu dünyaya alışmaya çalışıyordu. Bu dünya yorucu, heyecanlı ve korkutucuydu. Sonucunu bilmiyor, kontrol edemiyor, başarısız olabileceğini de kabul etmek zorunda kalıyordu. Normalde bundan nefret etmesi gerekirdi. Etmiyordu. Garip olan, bunun hoşuna gitmesiydi.

Ali’yi düşünmeye pek vakti olmuyordu ama gece olduğunda, ev sessizleşip yatağa uzandığında zihni uzak durmaya çalıştığı yerlere gidiyordu. Önce gecenin geri kalanı geliyordu aklına. Ali’nin boynu, dudakları, belini kavrayan elleri… Lanet olsun. Dikkatini başka bir yöne çevirmeye çalıştığındaysa iş daha kötü oluyordu. Bu kez kumsalı, rahatça konuşabilmelerini, Ali’nin bazen dakikalarca hiçbir şey söylemeden yanında yürüyebilmesini düşünüyordu. Asıl rahatsız edici olan buydu.

Yine de üzerinden daha birkaç gün geçmişti. Böyle bir gecenin aklına gelmesi normaldi. Geçecekti. Elbette geçecekti.

O gecelerden birinde internette Ali’yi stalkladı.

“Ali Derin”

Karşısına önce eski magazin haberleri çıktı. Gerçekten eskiydi. İlkinde ünlü bir oyuncuyla restoranda çekilmiş görüntüleri ve haklarındaki aşk iddiaları vardı. Başka bir haberde yine aynı kadınla, bu kez başka bir mekândaydı. Son yıllarda ise Ali’nin adına yalnızca ekonomi ve iş dünyası haberlerinde rastlanıyordu. Kızı veya eski eşi hakkında bir şeyler bulmak istedi ama bulamadı. Sosyal medyaya bakmayı düşündü, sonra vazgeçti.

“Ergen gibi davran, Damla. Aferin,” diye söylendi…

***

İstanbul’a döndükten sonraki ilk hafta, Ali için beklediğinden daha zor geçti. Geride bırakmak istemediği bir şeyi, doğru olanın bu olduğuna inanarak geride bırakmıştı. Damla’nın söyledikleri ve konuşurkenki kararlılığı, huzursuz ve kendine kızgın hali gözünün önünden gitmiyordu. Ali bazı kapıların zorlanınca açılmadığını bilecek yaştaydı. Daha sert kapanırlardı. Bu yüzden gitmişti. Doğru olanın bu olduğuna da emindi. Sorun, doğru olanı yapmanın hiçbir işe yaramamış olmasıydı. Bir yandan Damla’ya, bir yandan kendisine kızgındı. Madem o ana kapılmamak için ikisinin de yeterince sebebi vardı, neden yirmilikler gibi düşünmeden hareket etmişlerdi?

İlk birkaç gün işine gömüldü. Toplantıları uzattı. Akşamları eve daha geç gitti. Bir gece Murat’la ofiste neredeyse on bire kadar çalıştı. Başka bir akşam eve döner dönmez kendisini çalışma odasına kapattı. Aklı yine de istemeden aynı yerlere gidiyordu. Feribot güvertesine, sabaha karşı yürüdükleri sahile, Damla’nın denize bakarken sustuğu anlara… Ve gitmemesi gereken birkaç başka ana.

Sorun yalnızca Damla’yı istemiş olması değildi. Gece bitmişti ama merakı bitmemişti. Belki de bu yüzden daha dikkatli olması gerekiyordu. Olmamıştı. Mantığını devre dışı bıraktığı o anları düşündükçe kendisine söyleniyordu.

Bir sabah Murat odasına girdiğinde Ali masasında yoktu. Yan taraftaki küçük çalışma odasının kapısı açıktı. Ali kasanın önünde duruyordu. Murat kapının eşiğine yaslandı. Bir süre abisinin elindeki küçük siyah kutuya baktı.

“Bunun son günlerdeki hâlinle bir ilgisi var mı?”

Ali başını çevirmedi. Kutuyu açtı. Kolye ilk bakışta gösterişli değildi. Ali’yi yirmi yıl önce etkileyen de buydu; ince işçiliği, eskimiş ama yıpranmamış görüntüsü. Onu Roma’da katıldığı bir müzayedenin ön gösteriminde görmüştü. Kayıtlara göre Kapıdağ Yarımadası çevresinde bulunmuş, daha sonra belgeli bir Avrupa koleksiyonuna geçmişti.

Kolyeyi aldığı dönemde kendi evliliğinin sonuna yaklaşıyordu. Annesiyle babasının birbirini sevdiği gibi sevebileceği bir kadının karşısına çıkacağına inanmıyordu. Böyle bir umudu kalmamıştı. Yine de kolyeyi satın almıştı. Bir gün onu birine vermek isteyebileceği ihtimalini de kutuyla birlikte kasaya kaldırmıştı. Yıllar içinde kolye birkaç ev değiştirmişti. İki ofis. Sayısız kasa.

Murat kapının eşiğinde bir süre daha sessizce durduktan sonra içeri girdi.

“Yirmi yıldır o kutuya böyle baktığını görmedim.”

Ali gözlerini kolyeden ayırmadı.

“Abartma istersen.”

“Taşınırken, kasa değiştirirken falan açmak sayılmaz.”

Murat masanın kenarına yaslandı. O kolyenin neden alındığını biliyordu. Roma’da Ali’nin yanındaydı. Ali o gün kolyenin gösterişli olmadığı hâlde insanın aklında kaldığını söylemişti. Abisinin söylemediği diğer şeyleri de Murat aradan geçen yıllar içinde anlamıştı.

“Annemle babam çıtayı gereksiz yükseltti.” dedi.

Ali dönüp ona baktı.

“Yükselttiler gerçekten.”

Murat kutuya yeniden baktı.

“Ne oldu?”

“Pek bir şey olmadı.”

“Belli.”

Murat daha fazla sormadı. Son günlerde Ali’yi ya dalgın ya gergin görüyordu. Soruların sırası gelecekti ama şimdi abisinin üstüne gitmemesi gerektiğini biliyordu. Murat odadan çıktıktan sonra çalışma odası yeniden sessizleşti. Ali’nin bakışları elindeki kolyeye döndü. Yirmi yıl içinde o kutuyu elbette birkaç kez açmıştı. Kasada başka bir şey ararken ya da yalnızca hâlâ yerinde olduğunu görmek için bakmıştı. Ama ilk kez kutuyu açtığında aklında biri vardı. Belki de bunun tek nedeni Damla’nın Erdekli, kolyenin de yüzyıllar önce aynı topraklardan çıkmış olmasıydı. Ali’nin kendisine verebildiği açıklama buydu. Kapağı kapatıp kutuyu yeniden kasaya koydu.

***

Aynı hafta Duru’yla akşam yemeğinde buluştular. Duru son aylarda düğün hazırlıkları dışında neredeyse başka bir şey konuşmuyordu.

“Kalabalık bir düğün istemediğimi söylüyorum ama kimseye dinletemedim. Demir de en sonunda annemle anlaşmış.”

Ali şarabından bir yudum aldı.

“Tecrübesiz.”

Duru kahkaha attı. Ali de güldü. Gülüşü dinerken Duru’nun kendisini izlediğini fark etti.

“Ne oldu?”

“Bir şey var. Yorgun falan mısın? Sesinden de belliydi. Buluşmamızı erteleyebilirdik.”

Ali kadehini bıraktı.

“Değilim. Yahu, kızım evleniyor. Benim de bazen dalgın olmaya hakkım var bence.”

“O var, evet. Ama ayırt edebiliyorum. Bu başka.”

Ali gözlerini devirdi.

“Bu ailede herkes dedektif mi?”

“Hayır.”

Duru omuz silkti.

“Sen kötü yalancısın.”

“Gayet iyi yalan söylerim. Bazen neler döktürüyorum, bir bilsen.”

“He he, tabii. Ama bana söyleyemediğinden eminim.”

Ali birkaç saniye kızına baktı. Sonra hafifçe güldü.

“Doğru, sana asla yalan söylemem. Ama sessiz kalma hakkımı kullanabilirim. Bu başka bir konu.”

Duru’nun kaşlarından biri kalktı.

“Demek başka. Az önce ben de bunu söylemiştim.”

“Duru.”

“Tamam babacığım. Bir şey dememişim gibi annemle Demir’in başıma ne işler açacağını konuşmaya devam edelim.”

Bunu söylerken gülümsüyordu. Ali o gülümsemeyi tanıyordu. Konu kapanmamıştı. Yalnızca ertelenmişti.

***

Ali düğünden iki hafta sonra Can’ı aradı.

“İki hafta geç kaldın,” dedi Can telefonu açar açmaz.

Ali bunu göze almıştı. Yine de kaşını kaldırdı.

“Merhaba sana da.”

Can güldü.

“Abi, sen beni iki haftada özlemezdin ya. Neden aradın?”

“Halini hatırını soramaz mıyım?”

“Sorarsın.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Ama sormuyorsun.”

Ali koltuğuna yaslandı.

“Damla’nın numarasını istiyorum.”

Can’ın cevabı gecikmedi.

“Tamam.”

Ali istemsizce durdu.

“Bu kadar mı?”

“Ne bekliyordun?”

“Bu kadar kolay ‘tamam’ demen normal gelmedi.”

“Bugüne kadar ne istedin de yapmadım abim ya.”

Ali güldü.

“Doğru. Ama sakinliğin ürkütücü.”

Can bıyık altından gülmeye devam ederken telefonu hoparlöre aldı ve mesajlara girdi.

“Abi.”

“Hı?”

“Numarayı veriyorum. Gerisini kendin halledersin.”

“Zaten niyetim o.”

“Güzel.”

Can kısa bir an sustu.

“Ben hiçbir şey bilmiyorum.”

“Tamam. Zaten hiç anlaşılmaz.”

“Bilmek de istemiyorum.”

Ali gülümsedi.

“Merak etme.”

Can da güldü. Telefon kapandı. Damla’nın numarası mesaj olarak gelmişti bile. Sonunda gözlüklü bir emojiyle birlikte. Ali rehbere kaydetti.

Damla.

Telefonu masaya bıraktı. Aramadı. Ertesi gün de aramadı. Bir sonraki gün de. Birkaç kez ismin üzerinde durdu. Parmağı arama tuşuna kadar geldi. Her seferinde telefonu kilitledi. Çekiniyor falan değildi ama Damla’nın söylediklerini anımsayıp duruyordu.

“Hayatımda böyle bir şeye yer yok.”

Cümle hala olduğu yerde duruyordu. Ali onu ilk duyduğu andaki kadar net hatırlıyordu. Geçen iki hafta boyunca bunun zamanla hafifleyeceğini düşünmüştü. Öyle olmadı. Damla, gün içinde hiç beklemediği anlarda aklına geliyordu. Bazen kendisini yeniden o güne dönerken buluyordu. Kendisine, bu konuyu tamamen kapatabilmek için Damla’yla en azından bir kez daha konuşması gerektiğini söylüyordu. Şimdi numarası önündeydi ama bu da aramayı kolaylaştırmamıştı.

Bir akşam ofis tamamen boşaldığında çalışma katı sessizleşti. Murat gitmişti. Sekreter çoktan çıkmıştı. Koridor yalnızca birkaç ışıkla aydınlanıyordu. Camın arkasında İstanbul akşam trafiği ağır ağır ilerliyordu. Ali telefonunu eline aldı. Damla’nın ismini açtı. Derin bir nefes aldı.

“Evet. Hadi yapalım.” diye kendi kendine konuştu.

Arama tuşuna bastı. Telefon çalmaya başladı.

Bir...

İki...

Üç...

Ali tam kapanacağını düşünürken telefon açıldı.

“Efendim?”

Ali birkaç saniye konuşmadı. Bu durum kendi kendine gülmesine yetti.

“Hayda. Tutulduk iyi mi?”

Damla tekrar konuştu.

“Alo?”

“Merhaba Damla.”

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. Damla kahvesini yeni almıştı. Kupası elinde tezgâha yaslandı. Sesi hemen tanımıştı. Oysa son günlerde Ali’yi daha az düşünmeye başlamıştı. İki haftadır duymadığı bir sesin hala bu kadar tanıdık gelmesi sinir bozucuydu.

“Merhaba Ali.”

Bu Ali’nin hoşuna gitti. Sıradan bir “Nasılsın?” demek istemedi. Damla sessizliği bozdu.

“Ali...”

“Damla, o gün söylediklerini hatırlıyorum.”

Damla kahve kupasını tezgâha bıraktı. Birden konuya girmesini beklemiyordu. Ali devam etti.

“Hayatında böyle bir şeye yer olmadığını söyledin.”

“Evet, öyle.”

“Biliyorum.”

“O zaman neden aradın?”

Soru doğrudan gelmişti. Tam Damla gibi. Ali birkaç saniye sustu.

“Çünkü bazı şeyler hâlâ yerine oturmuyor. Ne istemediğini açıkça söyledin, biliyorum. Ama bir anda kendimizi kaybetmedik, Damla. Bütün günü düşündüğümde bunun yalnızca benim tarafımda olmadığını düşünüyorum.”

Ali kısa bir an sustu.

“Yanılıyorsam söyle.”

Damla gözlerini kapattı. Ali, iki haftadır kendisine söylememeye çalıştığı şeyi açıkça önüne koymuştu. Şimdi kendisine daha da çok kızıyordu. O gün aralarındaki çekimi fark ettiği anda mesafesini korumalıydı.

“Ali...”

Sesi bu kez daha yumuşaktı.

“Yalan söylemeyeceğim.”

Ali sustu.

“O gece güzeldi.”

Damla bunu söylediği anda bakışlarını mutfak tezgâhına indirdi.

“Çok güzeldi. Ve tam da bu yüzden devam etmesini istemiyorum.”

Ali’nin kaşları çatıldı.

“Anlamadım.”

“Anladın.”

“Hayır.”

Damla birkaç saniye sustu. Sonra daha alçak bir sesle konuştu.

“Önemsiz bir şey olsaydı umursamazdım.”

Cümle ağzından çıktıktan sonra ikisi de sustu. Damla bu kadar açık konuşmayı planlamamıştı.

“Benim hayatım değişiyor şu an,” dedi Damla. “Mesleğim değişiyor. Düzenim değişiyor. Her şey değişiyor.”

Ali onu bölmedi.

“Şu an bunların önüne geçecek hiçbir şey istemiyorum.”

Söylediklerinin hiçbiri yalan değildi. Hayatı gerçekten değişiyordu. Yalnızca bu değişimin arkasına saklanmak, diğer sebeplere bakmaktan daha kolaydı. Ali sandalyesinde geriye yaslandı.

“Ben neden önüne geçeyim?”

Damla gözlerini kapattı.

“Bak, bunu yapma.”

“Neyi?”

“Mantıklı sorular sorma.”

Ali’nin dudaklarının kenarı istemeden kıvrıldı. Damla bunu göremiyordu.

“Başka türlü sormayı bilmiyorum.”

Damla’nın “Fark ettim,” derken sesine karışan gülümsemeyi Ali duydu. Erdek’teki o rahatlık bir anlığına geri gelmişti. Damla bunu fark eder etmez kendisini topladı.

“Sen tanınan birisin Ali.”

Ali’nin gülümsemesi kayboldu. Kendi tanınmışlığının Damla’nın yeni hayatı için ne anlama gelebileceğini düşünmemişti.

“Benimle bir yerde görünmen bile başka şeylerin konuşulmasına yeter demek istiyorsun.”

“Evet.”

Damla kısa bir an sustu.

“Ali…”

Damla bir şey daha söyleyecekti ama Ali araya girdi.

“Tamam. Anlıyorum.”

“Teşekkür ederim…”

Kısa bir sessizlik oldu. Ali camın arkasındaki şehre baktı.

“İyi akşamlar Damla.”

Damla’nın parmakları tezgâhın kenarında durdu.

“İyi akşamlar Ali.”

Telefon kapandı.

***

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.