2. bölüm / 6
Fark Etmeden2. BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 2. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM2.758 kelime
- 2 2. BÖLÜM1.764 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. BÖLÜM1.472 kelime
- 4 4. BÖLÜM1.411 kelime
- 5 5. BÖLÜM1.306 kelime
- 6 6. BÖLÜM1.601 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
***
Damla otele döndüğünde duş alıp hazırlanmak için düşündüğünden çok daha az zamanı kaldığını fark etti. Sabah topladığı saçlarını açarken aynadaki hâline baktı. Gözlerinin altındaki morlukları saklamak için, sevmemesine rağmen biraz ağır bir makyaja ihtiyacı olacaktı. Birkaç saat içinde kaç çanta taşıdığını, kaç kez merdiven inip çıktığını bilmiyordu. Saçlarının ve yüzünün aldığı hâl ise hepsinin kaydını tutmuş gibiydi.
Mümkün olduğunca hızlı duş aldı. Banyodan çıktığında telefonunun ekranında kızlardan gelen mesajları gördü. Fulya ayrıca bir mesaj atmıştı.
*Neredesin?*
Damla havluyu omzuna atıp cevap yazdı.
*Geliyorum.*
Fulya’nın cevabı hemen geldi.
*Bu mesajı bugün ikinci kez alıyorum.*
Damla güldü. Telefonu yatağın üzerine bırakıp elbisesine uzandı. Hardal sarısına çalan iki parçalı elbiseyi giydi. Üst parça omuzlarını açıkta bırakıyor, etek beline oturduktan sonra rahatça dökülüyordu. Sabahın koşuşturmasından sonra aynadaki hâli, ona aynı gün içinde başka bir güne geçmiş gibi geldi.
Saçlarını topladı. Kahküllerini ve yüzünün iki yanındaki birkaç ince tutamı serbest bıraktı. Küpelerini taktıktan sonra aynaya son kez baktı ve çantasını alıp odadan çıktı.
Düğün yerine vardığında hava kararmaya başlamıştı. Günün son aydınlığı denizin üzerinde kalmış, bahçedeki ışıklar çoktan yanmıştı. Masaların çoğu dolmuş, müzik ve konuşmalar birbirine karışmıştı. Garsonlar kalabalığın arasından tabaklarla geçiyor, uzaktan birileri Damla’ya el sallıyordu.
Damla önce Fulya’yı bulmaya çalıştı. Onu masaların ilerisinde görünce kalabalığın arasından o tarafa yöneldi. Ali, yanındaki adamı dinlerken göz ucuyla hareketlenen kalabalığa baktı ve Damla’yı gördü.
Sabah saçlarını gelişigüzel toplamış, kollarında çantalarla merdivenleri inip çıkan kadından farklı görünüyordu. Elbisesi akşam ışığında sıcak bir renk almıştı. Hafif bronz teninde altın gibi parlıyordu. Saçları düzgün bir topuzla toplanmıştı, kahkülleri yine alnındaydı. İnsanların arasından ilerlerken acele etmiyor, yol vermek için kenara çekilenlere kısa gülümsemelerle teşekkür ediyordu.
Ali bakışlarını çekip yanındaki adamın söylediklerine başını salladı. Konuşmanın yarısını kaçırdığını fark etti. Birkaç saniye sonra yeniden Damla’ya döndü. İkinci bakışı ilki kadar kısa sürmedi. Tam o sırada Damla da onu fark etti.
Ali bej bir takım elbise giymişti. Beyaz gömleğinin yakası açıktı, kravat takmamıştı. Takım elbisenin düzgün kalıbı geniş omuzlarını ve uzun boyunu belirginleştiriyordu. Yüzündeki çizgiler ve şakaklarına karışan kırlar, ona sertlikten çok sakin bir ağırlık veriyordu. Damla’nın bakışı Ali’nin yüzünden açık yakasına, oradan omuzlarına kaydı; sonra yeniden gözlerine döndü. Ali’yi süzdüğünü ancak yeniden göz göze geldiklerinde fark etti. Ali’nin de bunu anladığı bakışından belliydi. Damla gözlerini başka yöne çevirip yürümeye devam etti. Yüzündeki ifadeyi toparlamak için özel bir çaba göstermedi, yalnızca elindeki çantanın askısını omzunda düzeltti.
Bütün bunları birkaç metre öteden Can gördü. Önce Ali’ye, ardından Damla’nın uzaklaştığı tarafa baktı. Gün içinde onları birkaç kez aynı yerde gördüğünü şimdi hatırlıyordu. Birinde kapının önünde, birinde merdivenlerdeydiler. O anlarda üzerinde durmamıştı. Bütün gün çok kendinde de sayılmazdı. Ama şimdi ikisinin de aynı anda başka tarafa bakması dikkatinden kaçmamıştı. Can, Ali’nin yanına geldi.
“Abi.”
Ali ona döndü.
“Hayırdır damat bey.”
Can bakışlarıyla Damla’nın gittiği yönü işaret etti.
“Tanıştınız mı?”
Ali, Can’ın kimi kastettiğini anlamıştı.
“Kiminle?”
Can kaşlarını kaldırdı. O da Ali’nin anlamadığına inanıyormuş gibi yaptı.
“Damla’yla abi. Hani Fulya’nın kuzeni.”
“Hayır.”
“Bütün gün?”
Ali’nin sesindeki uyarı daha Can bir şey yapmadan geldi.
“Can.”
“Ne?”
Ali onu yeterince uzun zamandır tanıyordu. Yüzündeki o masum ifadeyi de.
“Bir şey yapma.”
Can’ın masumiyeti biraz daha arttı.
“Abi, bugün benim düğün günüm.”
Ali cevap vermedi.
“Başka işim gücüm var zaten.”
Can arkasını dönüp birkaç adım attı. Ali onun gerçekten vazgeçtiğine inanacak kadar rahatlamaya fırsat bulamadan Can seslendi.
“Damla!”
Ali gözlerini kapattı. Can güldü. Damla birkaç adım ileride durup döndü.
“Efendim?”
“Bir gelsene.”
Damla yanlarına yürürken önce Can’a, sonra Ali’ye baktı. Can’ın yüzündeki masum ifade hâlâ yerindeydi.
“Tanışmadınız mı siz?” diye sordu.
Damla Ali’ye baktı. Ali de ona.
Gün boyunca birbirlerine kapı tutmuş, merdivenlerde yol vermiş, uzaktan selamlaşmışlardı. Yine de ikisi de diğerinin adını bilmiyordu.
“Hayır, tanışmadık.” dedi Damla.
Can elini Ali’ye doğru uzattı, sanki daha önce birbirlerini hiç görmemiş iki kişiyi resmî bir törende tanıştırıyormuş kadar ciddi görünmeye çalışıyordu.
“Ali abi.”
Ali başını hafifçe çevirip Can’a baktı. Can gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Ardından Damla’yı gösterdi.
“Damla.”
Damla gülümseyerek başını eğdi.
“Memnun oldum.”
Ali de aynı sakinlikle karşılık verdi.
“Ben de.”
Damla elini uzattı. Ali elini tuttu. Tokalaşmaları sıradan başlamıştı ama ikisi de elini çekmekte bir an gecikti. Bir saniye bile değildi belki. Yine de Damla fark etti. Parmaklarını geri çekerken Ali’nin bakışları kısa bir an ellerine indi. Sonra yeniden Damla’ya döndü.
“Sabah…” dedi Damla.
Ali ne söyleyeceğini tahmin etmiş gibi baktı. Tam o sırada nikâh memurunun sesi duyuldu.
“Şahitlerimizi de alabilir miyiz?”
Damla sustu. Can’ın yüzündeki gülümseme büyüdü. Beklediği an gelmişti.
“Damla.”
Damla ona baktı.
“Görev.”
Damla başını iki yana salladı. Sonra yeniden Ali’ye döndü.
“Sonra.”
Ali de gülümseyerek ona katıldı.
“Sonra.”
Birlikte nikâh masasının olduğu tarafa yürüdüler. Can birkaç saniye ikisini izledi. Can’ın dikkati nikâh masasına doğru yürüyen Fulya’ya döndü. “Sonunda.” diye mırıldandı ve onun yanına yürüdü.
***
Nikâhın ardından müzik yeniden başladığında pist bir süreliğine yalnızca Fulya ile Can’a kaldı. Damla, nikâh kürsüsünün hemen yanında durmuştu. Ali de birkaç adım ötesindeydi. Şahitlik için yan yana geldikleri yerden henüz ayrılmamışlardı.
Fulya başını Can’ın omzuna yasladı. Can bir şey söyledi. Damla duymadı ama Fulya’nın gülüşünü gördü. Kendisi de gülümsedi. Can’ı yıllardır tanıyordu. Fulya’yı ise neredeyse kendini bildi bileli. İkisini ayrı ayrı o kadar uzun zamandır seviyordu ki yan yana hâllerine alışması hiç zaman almamıştı. Hatta bazen, sanki hep böylelermiş gibi geliyordu.
Ali de piste bakıyordu. Tamer’i düşündü bir an. Can’ı ilk tanıdığı yılları, üçünün aynı masada geçirdiği uzun akşamları... Tamer bugün burada olsaydı, oğlunun yüzündeki huzurlu ifadeyi herkesten önce görürdü. Ali bunu düşünürken gülümsedi.
“Güzel görünüyorlar.” dedi.
Sesin hemen yanından geldiğini fark edince başını çevirdi. Ali ona bakmıyordu.
“Çok” dedi Damla.
Ali bu kez döndü. Damla’nın gözleri yeniden piste kaymıştı. Yüzünde bir gülümseme vardı. Yine de Ali, sabah gözlerinde gördüğü o ifadeyi yeniden yakaladı. Ne olduğunu anlayamadı. Damla, bakışını fark etmiş gibi ona döndü. Göz göze geldiler. Tam o sırada arkalardan Harun’un sesi geldi.
“Damla.”
Damla başını çevirdi. Harun eliyle onu çağırıyordu.
“Geliyorum amca.”
Ali’ye yeniden gülümsedi, sonra Harun’un olduğu tarafa yürüdü.
Bir sonraki şarkıda pist kalabalıklaştı. Bilge, Özgür’le dans ediyordu. Öykü ile Sinan hemen yanlarındaydı. Arda ve Ceren kalabalığın arasından dans ederek piste doğru geliyordu.
Damla elindeki bardağı iki eliyle tutmuş, arkadaşlarına bakıyordu. Bir adam yanına yaklaşıp önünde durdu. Birkaç kelime söyledikten sonra başıyla pisti gösterdi. Ne sorduğunu anlamak zor değildi. Damla gülümseyerek başını iki yana salladı. Adam üsteleyince kaşları çatıldı ama cevabını yine gülümseyerek verdi. Adam bu kez anlayıp yanından ayrıldı.
Biraz ileride duran Ali bardağından bir yudum alarak bakışlarını o yönden piste çevirdi. Harun, Fulya’yla dans ediyordu. Şarkının ortalarında Can yanlarına gelince Harun kızını damadına bıraktı. Sonra doğrudan Damla’nın yanına yürüdü. Damla amcasının elini uzattığını görünce güldü.
“Ciddi misin?”
“Gayet.”
“Amca…”
“Adamı reddettin diye bütün gece oturacak değilsin.”
Damla’nın gözleri hafifçe büyüdü.
“Gözünden de bir şey kaçmıyor.”
“Ben yaşlıyım, kör değilim.”
Damla güldü. Elini uzattı. Harun onu piste çıkardı. Ali, Damla’nın bu kez hiç itiraz etmeden dansa gittiğini gördü. Harun’un omzuna bir elini koymuştu. Yüzünde Ali’nin sabahtan beri gördüğü en rahat gülümseme vardı.
“Nasıl gidiyor?” diye sordu Harun.
Damla kaşlarını kaldırdı.
“Düğün mü?”
“Hayatın.”
Damla birkaç saniye sustu.
“Biraz geniş bir soru olmadı mı amca?”
“Vaktimiz var.”
Damla güldü. Sonra omuz silkti.
“Bilmiyorum. Hızlı sanırım.”
“Büyük değişiklik yaptın.”
“Yaptım.”
“Pişman mısın?”
Damla düşünmeden başını salladı.
“Hiç değilim.”
Harun da başını salladı.
“Tamam o zaman.”
Damla yüzüne baktı.
“Bu kadar mı?”
“Ne diyeyim?”
“Bilmiyorum. İyi mi yaptım sence?”
Harun omuz silkti.
“Ben nereden bileyim?”
Damla kahkaha attı.
“Çok yardımcı oldun.”
“Sen bileceksin.”
Harun bunu her zamanki sakinliğiyle söylemişti. Damla başını hafifçe salladı.
“Daha sık gel.” diye ekledi Harun.
“Geliyorum.”
“Daha sık.”
“Amca.”
Harun başıyla etrafı gösterdi: Dans ederken birbirlerine sataşan Bilge ile Özgür’ü, hemen yanlarındaki Sinan ile Öykü’yü ve Ceren’i döndürmeye çalışırken neredeyse başka bir çifte çarpan Arda’yı.
“Sana da iyi gelir.”
Damla bir süre arkadaşlarına baktı. Çocukluklarından beri birlikteydiler. Yıllar içinde yanlarına başkaları da eklenmişti ve ailesi büyümüştü. Sonra yeniden Harun’a döndü.
“Gelirim.”
Harun başka bir şey söylemedi. Zaten çoğu zaman söylemezdi. Damla başını amcasının omzuna koydu. Şarkı bitene kadar öyle kaldı.
***
Gece ilerledikçe Damla birkaç kez piste çıktı. Bilge’yle. Öykü’yle. Bir ara Fulya onu kolundan çekip kalabalığın ortasına soktu. Ali ise yerinden pek kalkmadı. Birkaç kişiyle konuştu. Kardeşi Murat’la telefonda kısa bir görüşme yaptı. Harun masasına uğradığında onunla bir süre sohbet etti. Hiç dans etmedi. Can da Ali’yi tanıdığı için ısrar etmemişti.
Damla, Fulya’nın eteğini toparlamasına yardım ederken Selin yanlarına geldi. Fulya’nın üniversiteden arkadaşıydı; elinde kadehi, yüzünde hafif bir hayal kırıklığı vardı.
“Ben pes ettim.”
Fulya başını kaldırdı.
“Neden?”
Selin başıyla masaların olduğu tarafı gösterdi.
“Yanlış adamı seçtim.”
Fulya onun baktığı yöne döndü.
“Ali abi mi?”
Selin’in yüzü biraz daha düştü.
“Şu ‘abi’ kısmı moralimi bozuyor.”
Bilge kısa bir kahkaha attı. Damla da gülmüştü. Fulya, Selin’in koluna hafifçe vurdu.
“Saçmalama istersen.”
“Bir saattir yakınlarında dolanıyorum” dedi Selin. “Dans etmeyi teklif eder diye düşündüm. Adam yüzüme bakmadı.”
Fulya kahkaha attı.
“Sen ciddiymişsin.”
“Ben başından beri ciddiydim.”
Damla’nın gülümsemesi hâlâ yüzündeydi. Başını çevirdi. Ali birkaç masa ötede Can’ın akrabalarından biriyle konuşuyordu. Gerçekten de pistle pek ilgileniyor gibi görünmüyordu. Damla tam önüne dönecekken Ali başını çevirdi. Bakışları doğrudan ona geldi. Damla hazırlıksız yakalandı. Bir saniye. Belki iki. Ali’nin gözleri yüzünde kaldı. Sonra Ali gülümsedi.
Damla önüne döndü. İçinden “Bugün kaçıncı yakalanman acaba Damla!” diye geçirdi. Selin hâlâ konuşuyordu.
“Yüzüğü de yok. Evli değil herhalde. Bir sevgilisi olabilir tabii.”
Fulya bir an düşündü.
“Evli değil. Gerisini ona sorman gerekecek.”
Selin kadehinden bir yudum aldı.
“Önce yüzüme bakması gerekiyor.”
Bilge yeniden güldü. Damla elindeki bardağı masaya bıraktı. Tam o sırada Bilge’nin kendisine baktığını fark etti.
“Ne?”
Bilge kadehinden bir yudum aldı.
“Hiç.”
Damla gözlerini kıstı.
“Bilge.”
“Bir şey demedim.”
“Yüzün diyor zaten, Bilge.”
Bilge gayet sakin bir ifadeyle omuz silkti. Damla başını iki yana salladı. Bilge içkisine döndü.
Bir süre sonra Damla, Zeynep’le Harun’un yanına oturdu. Daha doğrusu ikisinin arasındaki boş sandalyeye kendini bıraktı. Zeynep hemen önündeki tabağa baktı.
“Sen yemek yedin mi?”
Damla gözlerini kapattı.
“Yedim.”
Harun da ona baktı.
“Ne yedin?”
Damla gözlerini açtı.
“Niye sorguya çekiliyorum?”
“Ne yedin?” diye tekrarladı Zeynep.
Damla düşündü. İlk hatası buydu. Harun önündeki boş tabağı aldı. Zeynep de masadaki tabaklardan birkaç şey koymaya başladı.
“Yenge.”
Zeynep duymadı bile.
“Amca.”
Harun tabağı Damla’nın önüne bıraktı. Damla ikisine sırayla baktı.
“Otuz üç yaşındayım.”
“Biliyorum” dedi Harun sakince.
“Emin olmak istedim bildiğinize.”
Harun önüne döndü.
“Ye.”
Damla birkaç saniye ona baktı. Sonra çatalı eline aldı.
“İnanılmazsınız.”
Zeynep memnun bir ifadeyle arkasına yaslandı. Ali bir ara onların masasına baktı. Damla, Harun ile Zeynep’in arasında oturmuş, önündeki tabaktan yemek yiyordu. Zeynep ona bir şeyler söylüyordu. Damla, ağzındaki lokmayı bitirmeden cevap vermeye çalışıyordu. Harun ise ikisine karışmadan önüne bakıyordu.
Ali kendisini yine gülümserken buldu. Sabah feribot sırasında önüne kıran kadınla, gelin alma sırasında gözleri dolan, şimdi de amcasıyla yengesinin arasında söylene söylene yemek yiyen kadın aynı kişiydi. Bakışlarını Damla’dan çekti. Birkaç dakika sonra yeniden aynı masaya baktığını fark etti.
***
Bölüm etkileşimi
