4. bölüm / 6
Fark Etmeden4. BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 4. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM2.758 kelime
- 2 2. BÖLÜM1.764 kelime
- 3 3. BÖLÜM1.472 kelime
- 4 4. BÖLÜM1.411 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. BÖLÜM1.306 kelime
- 6 6. BÖLÜM1.601 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
***
Damla o kadar yorgundu ki odasına çıktığında hemen uyuyacağını sanmıştı. Elbisesinden kurtuldu, makyajını temizledi. Üzerinde yalnızca ince bir braletle iç çamaşırı kalmıştı. Pencereyi kapatmadan yatağa uzandı. Beş dakika geçti. Sonra on. Yirmi dakika. Gözlerini kapatmasıyla açması bir oluyor, kendisini yine tavana bakarken buluyordu. Başını çevirip açık pencereye baktı. Denizin sesi odaya kadar geliyordu. Bu sesin ona verdiği huzur çocukluğundan beri değişmeyen şeylerden biriydi.
İstanbul’a döndükten sonra dizi çekimleri yoğunlaşacaktı. Haftada iki kere gittiği oyunculuk atölyesi de vardı. Ne zaman yeniden Erdek’e gelebileceğini bilmiyordu. Madem uyuyamıyordu, gecenin kalanını kumsalda geçirmeliydi. Güneşin doğmasına iki saat bile kalmamıştı. Gün doğumunu kaçırıp uyumaya çalışmak, o anda yapabileceği en saçma şey gibi geldi.
Geçen yaz olsa düşünmezdi bile. Cuma günü son dersi biter bitmez arabaya atlar, gece burada olurdu. Bazen pazar dönmez, pazartesi sabahı ilk feribotla İstanbul’a geçerdi. Akademideyken yaz ayları ona biraz olsun nefes alacak alan bırakıyordu. Şimdi hayatının hiçbir yerinde boşluk yoktu. Hemen kalkıp üzerine bir sweatshirt, altına da kot şortunu geçirdi, ayakkabılarını eline aldı ve dışarı çıktı.
Kumsala vardığında hava hala karanlıktı. Ama gecenin en koyu saati geçmişti. Ufuk çizgisinde belli belirsiz bir açıklık vardı. Ayakkabılarını kuma bıraktı. Denize yakın bir yere oturdu. Dizlerini kendine çekip kollarını etrafına doladı. Bir tek deniz vardı. Bir de dalgaların kıyıya vurup geri çekilirken çıkardığı düzenli ses. İşte şimdi gözlerini kapattı. Ne kadar öyle kaldığını bilmiyordu.
Arkasından gelen ayak seslerini duyduğunda başını çevirmedi. Sesler kuma bata çıka yaklaştı. Sonra durdu.
“Normalde insanlar düğünden sonra uyur.”
Damla’nın dudaklarının kenarı kıvrıldı. Sesi tanımıştı. Başını çevirdi. Ali. Üzerinde artık takım elbisesi yoktu. Gömleğinin ilk düğmeleri açıktı. Kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Saçları gün boyunca ilk kez gerçekten dağılmış görünüyordu. Damla yeniden denize döndü.
“Normalde insanlar gece üçte başkalarına karakter analizi de yapmaz.”
“Karakter analizi yaptığımı hatırlamıyorum.”
“Sabırsız.”
“Tespit.”
“Haksız olduğunu kabul etmekte zorlanıyor.”
“Onu hala savunuyorum.”
Damla dönüp baktı.
“Bak. İşte bundan bahsediyorum.”
Ali gülümsedi. Sonra izin ister gibi başıyla kumu işaret etti.
“Oturabilir miyim?”
Damla başını hafifçe salladı. Ali birkaç adım yakınına oturdu. Aralarında rahatça uzanabilecek kadar mesafe vardı. Ne fazla yakın görünüyorlardı ne de birbirlerine yabancı gibi. Bir süre ikisi de konuşmadı. Dalgaların sesi konuşmalarının yerini aldı. Damla’nın çıplak ayakları yavaş yavaş kuma gömülüyordu. Ali ellerini geriye dayamış, denize bakıyordu. Bir süre konuşmadan oturdular. Sessizliği ilk bozan Ali oldu.
“Neredeyse yirmi dört saattir koşturduğuna şahidim. Uyuyamadın mı?”
Birbirlerini ilk kez neredeyse tam bir gün önce, yine havanın böyle yavaş yavaş aydınlandığı saatlerde görmüşlerdi. Damla başını iki yana salladı.
“Uyumak istemedim.”
“Sen?” diye sordu sonra.
“Ben de uyuyamadım.”
Damla buna bir şey söylemedi. Ali denize baktı.
“Neden uyumak istemedin?”
Damla omuzlarını hafifçe kaldırdı.
“Yarın dönüyorum”
“İstanbul’a.”
“Evet.”
Ali başını salladı.
“Yine gelirsin.”
“Eskisi kadar kolay olmayacak.”
"Neden?”
“Eskiden gelmek için yalnızca canımın istemesi yeterdi.”
Gülümseyerek ekledi;
“Şimdi ajandamın da istemesi gerekiyor.”
Ali de hafifçe güldü.
“Bilmez miyim? O ajandadan bende de var. Berbatlar.”
“Oldukça.”
Bir süre daha sustular. Sonra Ali, sanki çok sıradan bir şey soruyormuş gibi konuştu.
“Akademiyi bırakmışsın.”
Damla bu kez ona doğru hızlıca döndü.
“Biliyorsun.”
“Can anlattı.”
“Ne kadar anlattı?”
“Yeterince.”
Damla gözlerini kıstı.
“Bu cevap hiç rahatlatıcı değil.”
İkisi de güldü. Sessizlik yeniden geri geldi. Damla bu kez daha uzun sustu. Sonra gözlerini denizden ayırmadan konuştu.
“Çok saçma geliyor mu?”
“Ne?”
“On yıl emek verdiğin bir şeyi bırakmak.”
Ali hemen cevap vermedi. Gerçekten düşündü. Sonra yalnızca şunu sordu:
“Pişman mısın?”
Damla hiç beklemeden başını salladı.
“Hayır.”
“O zaman neden saçma olsun?”
Damla bugün bu soruyu ikinci kez duyuyordu. İkisinde de o kadar hızlı cevap vermişti ki kararından düşündüğünden daha emin olduğunu fark etti.
“Asla da pişman olmayacağımı düşünüyorum. Nasıl giderse gitsin.”
“Güzel. Yani saçma olduğunu da düşünmüyorsun.”
“Düşünmediğimi sanıyordum. Demek biraz tereddüdüm varmış.”
“Şimdi yok mu?”
“An itibariyle yok.”
Birbirlerine gülümserken Ali ekledi:
“Can söyledi. Hem de başrol olarak giriş yapıyormuşsun oyunculuğa.”
Damla’nın gözlerindeki tereddüdün yerini hemen heyecan aldı.
“Ah, evet. Korkutucu ama harika gidiyor.”
Damla’nın gözlerindeki tereddüdün yerini hemen heyecan aldı. Konu oyunculuğa gelince cümleleri de hızlandı. Ali onu sessizce dinliyordu.
“Ya devamını isterler ya da beni direkt sektörden silerler. Hızlı bir tecrübe olur benim için.”
İkisi de güldü. Gülüşleri dindiğinde Damla’nın bakışları hâlâ Ali’ninkilerdeydi. Sessizliği Damla bozdu.
“Güzeldi. Böyle rahat konuşabilmek. Yeni tanıştığım biriyle pek yapabildiğim bir şey değil.”
Ali’nin gözleri bir an Damla’nın yüzünde kaldı. Sesi ise sakindi:
“Demek bana özel.”
Damla sadece, “Olabilir.” diyerek yeniden denize döndü. Ama Ali’nin hala kendisine baktığını hissediyordu.
“Can seni çok seviyor.”
Ali gülümsedi.
“Belli ediyor.”
Damla da gülümsedi.
“Evet.”
“Ben de onu seviyorum.”
Bir süre sustular. Sonra Ali başını denize doğru çevirdi.
“Babası yüzünden biraz.”
Damla baktı.
“Tamer amca mı?”
“Evet.”
Damla’nın az önceki gülümsemesi yavaşça kayboldu. Can’ın içinden geçtiği yer ona yabancı değildi. Çok sevdiği bir arkadaşının aynı acıyı yaşamasını izlemek, yıllar önce kapattığını sandığı bazı kapıları yeniden aralamıştı. İki yıl önceydi. Anne ve babasını kaybettikten sonra katıldığı ilk cenaze Tamer amcanın cenazesi olmuştu Kendi kaybının üzerinden on yıldan fazla geçmişti ama bazı acıların zamanla pek ilgisi yoktu. Ali, Damla’nın yüzündeki değişimi fark etti. Bakışları artık denizde değildi. Kuma kaymıştı. Ali bir şey sormayı düşündü fakat vazgeçti. Damla’nın susuşu, o an için yeterince açık bir cevaptı. Damla birkaç saniye sonra kendi kendine gülümser gibi oldu.
“Tuhaf adamdı.”
Ali gülümsedi. Tamer için bundan daha doğru bir kelime bulamazdı.
“Oldukça.”
“Ürkütücüydü bazen.”
“Katılıyorum.”
Damla hızla ona döndü.
“Katılıyor musun?”
“Evet.”
Damla güldü. Ali devam etti.
“İlk tanıştığımız gün bana aralıksız iki saat konuşarak hayat tavsiyesi verdi.”
“İki saat mi?”
“Kesintisiz.”
Damla kahkaha attı.
“İnanırım.”
“Sonra da hesabı bana ödetti.”
Bu kez Damla daha çok güldü. Ali de ona katıldı. Az önceki ağırlık, geldiği kadar sessizce dağıldı. Ali konuyu değiştirmemiş, Damla’nın suskunluğunu da kurcalamamıştı. Damla bunun farkındaydı.
“Can’ın anlattığı doğru mu?” diye sordu Damla.
Ali ona baktı.
“Ney?”
“Erdek’e kaçıyormuşsun sürekli.”
“Kaçıyorum.”
“Neden?”
Ali birkaç saniye düşündü.
“İstanbul’dan kaçıyorum.”
Damla başını ona çevirdi.
“Çok klişe bir cevap.”
“Doğru ama.”
“İstanbul’da yaşayan herkes İstanbul’dan kaçtığını söylüyor. Üç gün sonra dönüyor.”
Ali güldü.
“Sen de kaçıp dönmüyor musun?”
“Benimki kaçmak değil.”
“Ne?”
Damla omuzlarını hafifçe kaldırdı.
“Eve dönmek gibi.”
“Benimki kaçmak o zaman.”
Damla güldü.
“Buraya genelde yalnız geliyorum zaten.”
“Genelde?”
“Kızımla yaptığımız kaçamaklar dışında.”
Damla bir anda ona döndü.
“Kızın mı var?”
Ali onun bu şaşkınlığına gülümsedi.
“Var.”
“Bunu bilmiyordum. Kaç yaşında?”
“Yirmi dört.”
Damla ağzını açıp öyle kalmamaya çalışırken gözlerinin büyüdüğünü fark etmedi.
“Yirmi dört?”
“Evet.”
“Ben… bir çocuk bekliyordum.”
Ali kaşlarını kaldırdı.
“Neden?”
Damla ağzını açtı. Sonra vazgeçti.
“Bilmem.”
“Bir sebebi var.”
“Yok.”
“Var.”
Damla gözlerini denize çevirdi. Yakalandığı anlardan birine yenisi eklenmişti.
“Seni henüz yeterince tanımıyorum. Yanlış bir şey söylemek istemem.”
Ali hafifçe güldü.
“Yeterince, demek.”
Damla sadece güldü.
“Haklısın.” dedi Ali sonra bir süre sustu.
“Adı Duru.”
Damla başını çevirdi.
“Duru.”
“Evet.”
“Güzel isim.”
Ali’nin yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Güzeldir.”
Damla onun isimden bahsetmediğini anlamıştı. Ali, kızından söz ederken kendisini ele veriyordu.
“Buraya birlikte sık sık geliyor musunuz?”
“Nadiren. Birlikte bir yere gideceksek başka yerlere gidiyoruz.”
“Neden?”
Ali denize baktı.
“Burası benim yalnız kaldığım yer galiba.”
Damla gülümsedi.
“Kaçtığın yer.”
“Kaçtığım yer.”
Konu oradan oraya savruldu. Bazen İstanbul’dan konuştular. Bazen Erdek’ten. Damla çocukken yaz akşamları iskelede saatlerce oturduklarını anlattı. Eski sinemanın ne zaman kapandığını hatırlamaya çalıştı. Ali ise adını hiç duymadığı yerleri Damla anlattıkça gözünde canlandırıyordu. Bir ara ikisi de aynı büfenin adını hatırlamaya çalıştı. Damla emindi. Ali başka bir isim söyledi. Birkaç ay sonra bu tartışmayı hatırlayıp Can’a sorduklarında ikisinin de yanıldığını öğreneceklerdi. Uzun uzun güldüler. Sessizlik ilk saatlerdeki gibi değildi artık. Birbirlerini tanımaya çalışan iki yabancı değil, yan yana durmaktan rahatsız olmayan iki insan gibi susuyorlardı.
Damla dizlerini kendine çekti. Çenesini dizlerinin üzerine koydu. Denizi izlerken istemsizce derin bir nefes verdi. Ali göz ucuyla ona baktı. O sırada Damla da başını çevirdi. Göz göze geldiler. İkisi de bakışını hemen çevirmedi. Damla artık yanılmadığından emindi. Ali’nin kendisini beğendiğini biliyordu. Ali de onun bunu fark ettiğini biliyordu.
Rüzgâr, Damla’nın önüne düşen birkaç tutam saçı yeniden yüzüne savurdu. Saçını kulağının arkasına iterken Ali’nin bakışlarının o hareketi takip ettiğini gördü. Yalnızca bir an. Sonra Ali yeniden gözlerine baktı. Damla, kalbinin hızlandığını hissedince yerinde daha fazla oturamadı. Ayağa kalktı. Ali başını kaldırdı.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
Damla ayakkabılarını yerden aldı.
“İyi geceler.”
Ali birkaç saniye onu izledi.
“İnanmadım.”
Damla gülümsedi.
“Neye?”
“Uyuyacağına.”
Damla başını iki yana salladı. Ali gülümsedi.
“Plan?”
“Yok.”
“Belli.”
Damla sahilin ilerisini gösterdi.
“Biraz yürüyeceğim.”
Ali de ayağa kalktı.
“Ben de.”
Damla kaşını kaldırdı.
“Seni davet etmedim.”
“Biliyorum.”
Damla birkaç saniye ona baktı. Sonra güldü.
“Sen hep istediğini mi yaparsın?”
Ali omuz silkti.
“Hayır.”
“Pek öyle görünmüyor.”
“Bazen.”
Kıyı boyunca yan yana yürüdüler. Konuşmaya hemen başlamadılar. Kolları birkaç kez birbirine değecek kadar yaklaştı. İkisinin de bunu fark etmediğini söylemek pek mümkün değildi.
***
Bölüm etkileşimi
