Arkadaşk kitap kapağı

4. bölüm / 35

Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama
  1. 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
  2. 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
  3. 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
  4. 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime · Okuduğun bölüm
  5. 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
  6. 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
  7. 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
  8. 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
  9. 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
  10. 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
  11. 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
  12. 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
  13. 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
  14. 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
  15. 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
  16. 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
  17. 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
  18. 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
  19. 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
  20. 20 📖 Not 📖163 kelime
  21. 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
  22. 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
  23. 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
  24. 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
  25. 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
  26. 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
  27. 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
  28. 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
  29. 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
  30. 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
  31. 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
  32. 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
  33. 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
  34. 34 31.Bölüm – Açıklama Bekleyişi989 kelime
  35. 35 32.Bölüm – Gözlerden Saklanan Çöküş609 kelime

Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama
Doğum günüm yaklaşıyordu. 9 Şubat günüydü.
Sude bir ara bana mesaj attı.
“Brownie kek alır mısın?”
Ben de hiç düşünmeden cevap verdim.
“Alayım, film izlerken yeriz.”
Bunu sıradan bir konuşma sanmıştım. Birlikte film izleyecek, kek yiyecek ve her zamanki gibi mesajlaşacaktık. Ama Sude’nin aklında benim hiç beklemediğim bir şey vardı.
Saat tam 00.00 olduğunda artık 10 Şubat’a girmiştik.
Telefonuma bir mesaj geldi. Sude yazmıştı.
“Şimdi o aldığın kekin üzerine mum koy… Ben de koyuyorum.”
Bir an durdum.
Ne diyeceğimi, nasıl tepki vereceğimi bilemedim. Çünkü o anın benim için ne kadar özel olduğunu belki de kendisi bile tam olarak bilmiyordu.
Hayatımda ilk kez biri doğum günümü kutluyordu.
Gözlerim doldu. Ekrana bakarken yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
“Ya Sudee…” diye yazdım.
“Gerçekten seni çok seviyorum… Teşekkür ederim bunlar için.” ❣️
Duygulandığımı fark etmiş olacak ki hemen cevap verdi.
“Sen bir de duygulandın mı? Kıyamam sana…”
Ona içimde biriktirdiğim gerçeği söyledim.
“Evet… Çünkü bugüne kadar ailem bile doğum günümü kutlamadı.”
Sude’nin cevabı kısa ama benim için anlamı çok büyüktü.
“Ya artık ben varım. Bak, ben kutladım işte…”
O cümleyi okuduğumda içimde sıcacık bir his oluştu. Sanki yıllardır karanlıkta kalmış bir yerime ilk kez ışık düşmüştü.
Kekin üzerindeki mum küçücüktü belki ama benim için anlamı çok büyüktü. Çünkü mesele bir doğum günü değildi. Mesele, birinin beni hatırlamasıydı. Benim için bir şey düşünmesi, o anı benimle paylaşmak istemesiydi.
O gece kendimi yalnız hissetmiyordum.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey, tam da buydu: Birinin ona “Artık ben varım.” demesi.
O gece yine her zamanki gibi birlikte vakit geçirmek istedik. Biraz dizi izlemek, biraz şarkı dinlemek… Her zamanki küçük alışkanlıklarımızla gecemizi güzelleştirmek istiyorduk.
“İnanılmaz Örümcek Adam’ı izleyelim mi?” diye sordum.
Filmin sonunda kızın ölmesi ve oğlanın perişan olması beni etkiliyordu. Belki de o sahnelerde kendimden bir şeyler buluyordum. Bazı hikâyeler vardır; insan nedenini tam açıklayamaz ama içindeki bir yere dokunur.
Sude kabul etti.
“Tamam, izleyelim.”
Filmi açtık. Bir yandan kekimizi yiyor, bir yandan da birbirimize mesaj yazıyorduk. Aynı yerde değildik ama o gece birlikte bir şey yapmanın mutluluğu vardı. Film boyunca aramızdaki mesafe, sanki biraz daha önemsizleşmişti.
Film bittiğinde Sude’ye teşekkür ettim.
O da bana şöyle yazdı:
“Ben teşekkür ederim, çok güzel vakit geçirdim seninle.”
Ardından bir soru sordu.
“Şarkı dinleyelim mi?”
“Olur. Hangi şarkıyı dinleyelim?” diye cevap verdim.
Biraz bekledikten sonra istediği şarkının adını yazdı:
“Sen İstanbulsun.”
Gülümsedim.
“Ya Sude… olur tabii.”
Ben İstanbul’daydım. O ise benden uzaktaydı. Ve seçtiği şarkı, sanki aramızdaki mesafeye rağmen bana gönderilmiş küçük bir mesaj gibiydi.
Ona sordum:
“Açalım mı aynı anda?”
Sude, her zamanki gibi hazırdı.
“Say: 3... 2... 1...”
Ve aynı anda şarkıyı açtık.
O an aramızda 444 kilometre vardı. Haritada ölçülebilen, sayılarla anlatılabilen bir mesafe…
Ama o gece o mesafenin hiçbir önemi yoktu.
Sanki yanı başımdaydı. Sanki aynı odada oturuyor, aynı şarkıyı birlikte dinliyorduk. Gerçekte ayrı yerlerdeydik ama o an paylaştığımız şey ortaktı.
O gece bir kez daha anladım: Yakınlık her zaman yan yana olmak demek değildi. Bazen kilometrelerce uzaktaki bir insan, yanı başındaki herkesten daha yakın gelebilirdi.
Ve geldik 12 Şubat’a.
O gün Sude’ye mesaj attım.
“Bugün bizim birinci ayımız… Kutlu olsun.”
Sude hemen cevap verdi.
“Ya Arif… Kutlu olsun, evet!”
Belki dışarıdan bakıldığında sıradan bir mesajlaşmaydı. Bir doğum günü kutlaması, birlikte izlenen bir film, aynı anda açılan bir şarkı ve birinci ayımızı hatırlatan birkaç kelime…
Ama bizim için bunlar sıradan değildi.
Her küçük an, aramızdaki bağı biraz daha güçlendiriyordu. Birbirimizi daha çok tanıyor, birlikte geçirdiğimiz zamanın değerini daha fazla anlıyorduk. Aşk dediğin şeyin yalnızca büyük sözlerden ibaret olmadığını yavaş yavaş öğreniyordum.
Bazen bir insanın seni hatırlamasıydı aşk.
Bazen seninle aynı anda bir şarkıyı açması…
Bazen de kimsenin yapmadığı bir şeyi yapıp sana kendini özel hissettirmesiydi.
O günlerde bir kez daha anladım: Bazı insanlar hayatımıza rastlantı gibi girer ama mucize gibi kalır.
Bazen bir doğum günü mesajı, bir mum, bir şarkı ve içten söylenmiş birkaç kelime… Bir insanın yıllardır hissedemediği sevgiyi hissetmesine yeter.
Bu bölüm; hatırlanmanın, değer görmenin, sevildiğini bilmenin ve en çok da yalnız olmadığını fark etmenin hikâyesiydi.
Çünkü bazen en büyük hediye, pahalı bir şey değil; karşındaki insanın kalbine dokunabilmektir.
Ve ben…
O gece gerçekten doğdum.
Bu bölümün şarkısı: “Sen İstanbulsun” — Gökhan Türkmen

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…