Bölümler 33Şu an: 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
25. Bölüm — Ayrılıga giden yol
Ve işte… beklenen o bölüm geldi.
Bazen bir ilişkinin sonu, büyük bir kavganın ortasında gelmez. Bazen küçücük bir anlaşmazlıkla başlar. Bir türlü anlatılamayan düşünceler, yanlış anlaşılan cümleler ve cevapsız bırakılan mesajlar zamanla araya görünmez duvarlar örer.
Bizim hikâyemizde de her şey, sıradan bir konuşmayla başladı.
O gün işten çıkmış, eve dönüyordum. Telefonumda Sude'yle konuşurken konu çalışmaya geldi. Bana çalışmak istediğini söyledi.
Ben de sakin bir şekilde cevap verdim:
— “Çalışmak istiyorsan çalış güzelim, ben karışmam. Ama paranı onlara verme.”
Sude'nin cevabı içimi burktu.
— “Aşkım, mecburum diyorum. Hepsini vermem herhalde…”
Ben yine aynı noktada duruyordum. Onun çalışmasına karşı değildim. Kendi parasını kazanmasına, ayakları üzerinde durmasına engel olmak gibi bir düşüncem hiç olmamıştı. Benim derdim başkaydı: Kazandığı paranın kendi ihtiyaçları için kalmasını istiyordum.
— “Tamam, peki aşkım… Ama verme onlara.”
Sude, yorgun bir sesle anlatmaya devam etti:
— “Ama alacaklar yani… Vermesem işten bile çıkarırlar. Hem abim diyorlar, ‘çalış, destek ol’ diye. Vermesem hayırsız evlat derler, dillerinden düşmem artık ömür boyu.”
Bu sözleri duyduğumda içimde bir öfke yükseldi. Onun kendi ailesi içinde yaşadığı baskıyı biliyordum. Daha önce de kendisini ne kadar çaresiz hissettiğine şahit olmuştum. Şimdi de çalışıp kazandığı parayı vermek zorunda kalmaktan korkuyordu.
Benim gözümde mesele yalnızca paradan ibaret değildi. Sude'nin kendi emeğinin karşılığını almasını, kazandığı parayla kendisi için bir şeyler yapabilmesini istiyordum.
Bu yüzden ona şöyle dedim:
— “Aşkım, o kadar paraları var, sana bir şey bile almıyorlar. Senin onlara para vermen mi gerekiyor? Böyle şey olur mu? Onların yapmadığını sen yapmak zorunda değilsin.”
Ama konuşma ilerledikçe kendimi anlatamadığımı hissetmeye başladım. Sude, söylediklerime yalnızca “Hı” diyerek karşılık veriyordu.
O iki harf, o an bana her şeyden daha ağır geliyordu.
Çünkü ben onun iyiliğini düşündüğümü anlatmaya çalışırken, sanki söylediklerim karşısında hiçbir şey hissetmiyormuş gibi geliyordu. Belki de o, kendi çaresizliğini anlatmaya çalışıyordu; belki de benim sözlerimin arasında kendisini anlayan birini değil, kendisinden bir şey isteyen başka birini duyuyordu.
Ama o an bunları düşünemedim.
Konu uzadıkça içimdeki kırgınlık büyüdü. Yine de tartışmayı sürdürmek istemedim.
— “Tamam aşkım, nasıl istersen…”
Sude bu kez bana sordu:
— “Ben mi istiyorum aşkım? Neden anlamamakta ısrar ediyorsun? Anlamadın mı hâlâ?”
Ne demek istediğini anlamaya çalıştım. Sonra derdimi bir kez daha anlatmaya başladım.
— “Bak, benim derdim şu. Onlar sana hiçbir şey almıyor, destek olmuyor. Senin onlara para vermene ya da onların senden almasına kızıyorum. Ayar oluyorum böyle insanlara.”
Ama yine anlaşamadık. O yine “Hı” deyip geçti.
O an ikimiz de birbirimizi dinlemekten çok, kendi düşüncemizi anlatmaya çalışıyorduk. Ben onun başına daha fazla yük binmesini istemiyordum. O ise içinde bulunduğu koşulları anlatıyor, mecburiyetlerini anlamamı bekliyordu.
Ne yazık ki o gece birbirimizi gerçekten duyabildiğimizi söyleyemem.
Bir süre sonra daha fazla konuşamadım.
— “İyi geceler aşkım, ben yatıyorum.”
Konuyu kapatıp uyumaya gittim.
Belki sabah olduğunda her şey daha sakin olurdu. Belki birbirimizi daha iyi anlardık. Belki de bir gece dinlendikten sonra bu tartışmanın aslında aşamayacağımız kadar büyük olmadığını fark ederdik.
En azından ben böyle düşünüyordum.
Sabah uyandığımda ilk yaptığım şey ona günaydın yazmak oldu.
Her zamanki gibi konuşmaya devam edeceğimizi, belki de gece yaşananları geride bırakacağımızı umuyordum.
Ama gelen cevap yine aynıydı:
— “Hı.”
Bir süre bekledim. Sonra yeniden yazdım.
Yine aynı cevap:
— “Hı.”
İşte o an sinirlenmeye başladım.
Ben onun iyiliğini istemiştim. Onu üzmek, hayatına karışmak ya da kendi kararlarını vermesine engel olmak gibi bir niyetim yoktu. Ama yaşananlardan sonra kendimi suçlu gibi hissediyordum.
Kendi kendime düşündüm: Biraz geri çekileyim. Belki ikimiz de sakinleşir, sonra konuşuruz.
Fakat beklediğim gibi olmadı.
Bir süre sonra Sude'den yeni bir mesaj geldi:
— “Sen hatanın farkında değil misin?”
Ekrana bakakaldım.
Hangi hata?
Ben yalnızca onun kazandığı paranın kendisine kalmasını istemiştim. Onun zorlanmasını, ailesinin baskısı altında ezilmesini istemiyordum. Niyetim buydu.
Ama demek ki onun gördüğü şey, benim gördüğümle aynı değildi.
Ne olduğunu tam anlamaya çalışırken tartışma daha da büyüdü. Sonra bir anda, hiç beklemediğim o cümle geldi:
— “Ayrılıyorum. Bitti.”
Donup kaldım.
Bir an okuduğum şeyin gerçekten yazılmış olduğuna inanamadım. Ekrana baktım. Sanki yanlış görmüşüm gibi mesajı yeniden okudum.
Ayrılıyorum.
Bitti.
İki kelime…
Birlikte kurduğumuz hayaller, sabahlara kadar süren konuşmalar, birbirimize söylediğimiz sözler, aynı evde uyanacağımız günlere dair planlarımız… Hepsi bir anda zihnimden geçti.
Daha birkaç gün önce geleceğimizi konuşuyorduk. Birbirimizin saçını dağıtacağımız sabahları, birlikte hazırlayacağımız kahvaltıları hayal ediyorduk. Ben, o hayallerin bir gün gerçeğe dönüşeceğine inanıyordum.
Şimdi ise karşımda yalnızca ayrılığı anlatan iki kelime vardı.
Ne olduğunu anlayamadan beni her yerden engelledi.
O an içimde bir şey koptu.
Gerçekten bu kadar kolay mıydı? Birbirimize bu kadar şey söylemiş, bunca hayal kurmuşken her şey birkaç mesajla sona erebilir miydi?
Konuşmak istiyordum. En azından ne olduğunu anlamak, birbirimizi dinlemek ve yaşananları açıklığa kavuşturmak istiyordum.
Defalarca aradım.
Defalarca…
Çünkü ben henüz bu ilişkinin bitmesini kabullenememiştim. İçimde hâlâ konuşursak her şeyi düzeltebileceğimize dair bir umut vardı.
Ama duyduğum tek şey şuydu:
— “Beni rahatsız etme.”
O söz, ayrılık cümlesinden bile daha ağır geldi.
Çünkü ben onu rahatsız etmek için değil, sevdiğim insanla konuşabilmek için arıyordum. Onunla aramızda ne yaşandığını anlamak istiyordum. Ama artık bana konuşacak bir alan bile bırakılmamıştı.
Bir insanın hayatından bir anda silinmek, hele ki bunu hiç beklemediğin bir anda yaşamak, insanın aklında cevapsız sorular bırakıyordu.
Benim de sorularım vardı.
Nerede yanlış yapmıştım?
Söylediklerim gerçekten bu kadar mı incitmişti?
Beni artık dinlemek bile istemiyor muydu?
Ve en önemlisi… Daha dün geleceğimizi konuştuğum insan, bugün nasıl olup da benimle bir daha konuşmak istemiyordu?
Bu soruların hiçbirine cevap bulamıyordum.
Yaşananlar bununla da bitmedi.
Sude'nin arkadaşlarının tavrı da canımı yakıyordu. Bir anda bana karşı cephe almış gibiydiler. Sanki büyük bir suç işlemişim, ona ihanet etmişim ya da onu aldatmışım gibi davranıyorlardı.
Oysa benim bildiğim, yaşananların başlangıcı bir para meselesi üzerine yaptığımız konuşmaydı. Ben kendi açımdan onun iyiliğini istemiş, düşüncemi anlatmaya çalışmıştım. Ama sonuç, hiç beklemediğim bir ayrılık olmuştu.
Belki benim de yanlış yaptığım şeyler vardı. Belki öfkelendiğimde daha farklı konuşabilir, onun ne hissettiğini anlamaya daha fazla çalışabilirdim. O gün bunları bütün açıklığıyla göremiyordum. Çünkü zihnim, bir anda kaybettiğim ilişkiye ve cevapsız kalan sorulara takılıp kalmıştı.
Bildiklerimle hissettiklerim birbirine karışıyordu.
Ben hâlâ sevdiğim insanla konuşmak istiyordum.
O ise benimle konuşmak istemiyordu.
İşte aramızdaki en büyük mesafe, o gün kilometrelerle ölçülen mesafe olmaktan çıktı. Artık aynı şehirde olsak bile birbirimize ulaşamıyorduk.
Ve işte… olayların başladığı an tam burasıydı.
O güne kadar birlikte kurduğumuz hayallerin içinde yaşıyorduk. Geleceği konuşuyor, bir gün bütün bu mesafelerin biteceğine inanıyorduk.
Ama bazen insan, en mutlu olduğunu düşündüğü günlerde bile hayatının ne tarafa doğru değiştiğini fark edemiyor.
Ben o gün yalnızca bir ayrılık yaşadığımı sanıyordum.
Oysa bundan sonra yaşanacaklar, hikâyemizin bambaşka bir yola girmesine neden olacaktı.
Bundan sonrası… bambaşka bir hikâyeye açılan kapıydı.
Bölüm Notu
Bazen bir ilişkinin sonunu getiren şey, tek bir tartışmadan çok, o tartışmanın içinde birbirini duyamayan iki insanın yaşadığı kırgınlıktır. Bir taraf sevgisini gösterdiğini düşünürken diğer taraf anlaşılmadığını hissedebilir. Söylenen sözler kadar, o sözlerin karşı tarafta bıraktığı hisler de önemlidir.
Ama bir ilişkinin neden bittiğini anlamak için yalnızca son konuşmaya değil, o konuşmaya kadar biriken her şeye bakmak gerekir.
Şarkı Önerisi
Pera - Sensiz ben
Bölüm etkileşimi
