Arkadaşk kitap kapağı

36. bölüm / 35

32.Bölüm – Gözlerden Saklanan Çöküş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: 32.Bölüm – Gözlerden Saklanan Çöküş
  1. 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
  2. 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
  3. 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
  4. 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
  5. 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
  6. 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
  7. 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
  8. 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
  9. 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
  10. 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
  11. 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
  12. 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
  13. 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
  14. 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
  15. 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
  16. 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
  17. 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
  18. 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
  19. 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
  20. 20 📖 Not 📖163 kelime
  21. 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
  22. 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
  23. 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
  24. 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
  25. 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
  26. 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
  27. 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
  28. 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
  29. 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
  30. 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
  31. 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
  32. 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
  33. 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
  34. 34 31.Bölüm – Açıklama Bekleyişi989 kelime
  35. 35 32.Bölüm – Gözlerden Saklanan Çöküş609 kelime · Okuduğun bölüm

32.Bölüm – Gözlerden Saklanan Çöküş
Ertesi gün gözlerimi açmak bile işkence gibiydi.
Saat kaç olmuştu, hangi gündeydik, dışarıda hayat nasıl devam ediyordu… Hiçbirinin önemi kalmamıştı benim için. Sanki dünya dönmeye devam ediyor ama ben o dünyanın dışında kalıyordum. Herkes bir yerlere yetişiyor, bir şeyler yaşıyor, yarınlar için planlar yapıyordu. Bense hâlâ dünün içinde sıkışıp kalmıştım.
Yine de dışarı çıkmam gerekiyordu. Dört duvarın arasında kaldıkça düşüncelerimle daha fazla baş başa kalıyordum. Belki insanların arasına karışırsam biraz olsun kendime gelirdim. Belki yürümek, yüzler görmek, başka sesler duymak içimdeki gürültüyü sustururdu.
Ama insan bazen nereye giderse gitsin, kendisinden kaçamıyordu.
Aynanın karşısına geçtiğimde gördüğüm kişi bana yabancı geldi. Yüzüm solmuştu. Gözlerimin altı morarmış, dudaklarım kurumuştu. Bakışlarımda eskiden bildiğim o canlılıktan eser yoktu.
Bir süre kendime baktım.
Ben ne zaman bu hâle geldim?
Cevabını biliyordum aslında. Ama insan, canını yakan gerçeği bazen kendine bile söylemek istemiyordu.
Evden çıktım.
Sokak insanlarla doluydu. Herkes telaşla bir yerlere yetişmeye çalışıyor, telefonuyla konuşuyor, arkadaşlarıyla gülüşüyor, kendi hayatının içinde akıp gidiyordu. Kim bilir kaçının içinde kimsenin bilmediği dertler vardı? Bunu bilemezdim. Ama o an bana öyle geliyordu ki herkesin hayatı devam ederken benim hayatım durmuştu.
Yürüyordum ama nereye gittiğimi bilmiyordum. Adımlarımı atıyor, önümden geçen insanlara yol veriyor, karşıdan karşıya geçiyor ama hiçbirini gerçekten fark etmiyordum.
Bedenim sokaklardaydı.
Aklım ise hâlâ Sude’deydi.
İnsanlar yanımdan geçip gidiyordu. Belki yüzüme bakıyorlardı ama içimde ne olduğunu bilmiyorlardı. Benim içimde kopan fırtınanın sesi dışarıya ulaşmıyordu. İçimden çığlık atmak gelirken yüzümde sessiz bir ifade taşıyordum.
Kimse durup da bana ne olduğunu sormuyordu.
Belki de sorsalardı anlatamazdım.
Bir marketin önünden geçerken içeride gülen çocukları gördüm. Birbirlerine bir şeyler anlatıyor, küçük şeylere seviniyorlardı. O kadar doğal, o kadar masum görünüyordu ki mutlulukları…
Bir an duraksadım.
Hayat, bütün bunlardan sonra hâlâ bu kadar masum olabiliyor mu?
Sonra aklıma Sude geldi.
Gülüşü… Sesi… Birbirimizi ilk aradığımızda hiçbir şey söyleyemeden gülmemiz… Telefonun iki ucunda, yalnızca birbirimizin sesini duymanın heyecanını yaşamamız…
Bir zamanlar onunla ilgili hatırladığım her şey yüzümde bir gülümseme oluştururdu. Şimdi aynı anılar, içimde başka bir yere dokunuyordu.
Çünkü güzel olan hiçbir şeyi unutamamıştım.
Ve ardından o cümle yeniden zihnimde yankılandı:
“Sana güvenmiyordum, kafamda seni çoktan bitirmiştim.”
Bir anda boğazıma bir yumru oturdu.
Nefesim daralır gibi oldu. Elimi göğsüme götürüp olduğum yerde durdum. İnsanlar yanımdan geçmeye devam ediyordu. Kimisi telefonuyla konuşuyor, kimisi aceleyle yürüyordu. Kimse benim neden durduğumu bilmiyordu.
Belki de dışarıdan bakıldığında yalnızca dalıp gitmiş bir adamdım.
Oysa içimde, o cümlenin açtığı yarayı anlamlandırmaya çalışıyordum.
Kafasında beni çoktan bitirmişse neden benimle o kadar zaman geçirmişti? Neden birlikte hayaller kurmuştuk? Neden bana kendimi bu kadar özel hissettirmişti?
Bu soruların cevaplarını bilmiyordum.
Belki hiçbir zaman öğrenemeyecektim.
En çok da bu yoruyordu beni. Sadece yaşananları değil, cevapsız kalan soruları da taşımak zorundaydım. Her hatıra yeni bir soru doğuruyor, her soru beni biraz daha geçmişe çekiyordu.
Elimi göğsümden indirdim. Derin bir nefes almaya çalıştım ve yeniden yürümeye başladım.
Çünkü hayat, ben hazır olmasam da devam ediyordu.
Ben de onunla birlikte hareket etmek zorundaydım.
Ama o gün anladım ki insanın yıkılması her zaman gözyaşlarıyla olmuyordu. Bazen dışarı çıkar, kalabalıkların arasına karışır, sıradan bir gün geçiriyormuş gibi görünürdü. Hatta biri hâlini hatırını sorsa, belki de hiçbir şey olmadığını söylerdi.
Oysa içinde, kimsenin göremediği bir şey her gün biraz daha eksilirdi.
Ben de o gün insanların arasında yürüyen, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir adamdım.
Kimse içimde nelerin yıkıldığını bilmiyordu.
Ve belki de en acısı buydu.
Bazen insanın en büyük çöküşü, kimsenin onun çöktüğünü fark etmediği anda başlardı.
Bölüm Notu
İnsanların arasında olmak, insanın kendini yalnız hissetmesine her zaman engel olmaz. Bazen en ağır acılar, kimse fark etmeden taşınır. Arif’in yaşadığı da buydu: Dünya dönmeye devam ederken onun zihni, cevabını bulamadığı soruların içinde sıkışıp kalmıştı.
Şarkı önerisi: Ferdi Tayfur - Ben Seni Öyle Sevdim Öyle Sevdimki

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…