Bölümler 33Şu an: Bölüm 18 – 0 Kilometre
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 18 – 0 Kilometre
O gün ikimiz de heyecanla bekliyorduk.
3391 Kilometre filminin devamı olan 0 Kilometre vizyona girecekti. Günlerdir bunun hakkında konuşuyor, nasıl izleyeceğimizi planlıyorduk. Tek bir isteğimiz vardı: İlk gün, bu filmi birlikte izlemek.
Yan yana olamasak bile aynı anda filmi açacak, aynı sahnelere gülecek, belki aynı yerde duygulanacaktık. Aramızda kilometreler vardı ama hayallerimizde yan yana durabiliyorduk.
Telefon elimdeydi. Sabahın erken saatlerinden beri mesajlaşıyorduk.
— Hazır mısın aşkım? diye sordum.
Cevabı bekletmeden geldi.
— Çok hazırım aşkım, sabırsızlanıyorum. Seninle uzaktan da olsa izlemek için kalbim pır pır ediyor.
Mesajını okurken gülümsedim. Ben de en az onun kadar heyecanlıydım. O günün bizim için sıradan bir film gününden fazlası olmasını istiyordum. İlk filmi tek başıma izlemiştim; bu kez Sude'yle ortak bir anımız olsun istiyordum.
Ama bazen hayat, en çok heyecanlandığımız planları bile tek bir mesajla değiştirebiliyordu.
Akşamüstü telefonuma Sude'den bir mesaj geldi.
“Ailem izin vermedi… Göndermiyorlar.”
Bir an ekrana bakakaldım.
İçimdeki heyecan yavaşça yerini burukluğa bıraktı. Onunla kurduğumuz plan bir anda bozulmuştu. Fakat Sude'nin de benim kadar, belki benden daha fazla üzüldüğünü hissediyordum.
Bu yüzden kendi hayal kırıklığımı bir kenara bıraktım.
— Önemli değil aşkım. Film bekler. Senin üzülmemen daha önemli, diye yazdım.
Oysa onun ne kadar üzüldüğünü tahmin edebiliyordum.
Bir süre sonra mesajı geldi:
— Senin hayalini mahvettim. Beraber gidecektik, senin yüzüne bakamıyorum.
O cümleyi okuyunca içim burkuldu. Sanki yaşananların sorumlusu kendisiymiş gibi üzülüyordu. Oysa ben ona kızmıyordum. Ailesinin izin vermemesi onun suçu değildi.
Benim için önemli olan, bir filmin vizyona girmesi ya da planlarımızın tam istediğimiz gibi gerçekleşmesi değildi.
Film değildi önemli olan, Sude'ydi.
Onunla bir şeyler hayal edebilmek, günün sonunda birbirimize anlatacaklarımızın olması bile benim için kıymetliydi. Yine de onun bu kadar üzülmesi içimi acıtıyordu.
Günler geçti.
Sude konuyu geride bırakmış gibi davranıyordu. Mesajlarında gülücükler vardı, benimle konuşurken her zamanki gibi olmaya çalışıyordu. Ama yaşadığı hayal kırıklığını tamamen unuttuğuna inanamıyordum. Belki de üzgün olduğunu bana belli etmek istemiyordu.
Ben de onu daha fazla üzmemek için konuyu kurcalamadım.
Sonra, günlerden bir gün, beklediğimiz haber geldi.
— Arif! Ailem sonunda izin verdi. Gidiyorum filme!
Mesajı görünce yüzümde bir gülümseme belirdi. İçimde yeniden bir heyecan yükseldi.
Hemen yazdım:
— Gerçekten mi? Benimle mi?
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından cevabı geldi:
— Hayır… Onlarla gidiyorum. Ama olsun, en azından izleyebileceğim.
Gülümsedim ama içimde küçük bir burukluk da vardı.
Onun filme gidebilecek olmasına seviniyordum. Günlerdir beklediği şeyi sonunda yapabilecekti. Ama ben hâlâ başka bir şey hayal ediyordum: Yan yana oturmayı, film sırasında ona dönüp bakmayı, birlikte gülmeyi, aynı sahnede duygulanmayı…
Hayat bize o günü birlikte yaşama fırsatını vermemişti.
Yine de ona hissettirmek istediğim şey değişmemişti.
— Tadını çıkar aşkım. Önemli olan senin mutlu olman.
Sude o gün ailesiyle sinemaya gitti. Ben ise kendi kendime, onun o an neler yaşadığını hayal ettim. Acaba hangi sahnede gülecekti? En çok hangi kısmı sevecekti? Film bittiğinde bana ilk neyi anlatacaktı?
O gün aynı salonda değildik. Aynı perdeye bakmıyorduk. Ama ben, onun yaşadığı heyecanın bir parçası olmayı istiyordum.
Birkaç gün sonra sıra bana geldi.
Ben de 0 Kilometre filmini izlemeye gittim.
Tek başımaydım.
Salonun loş ışıkları altında yerime oturdum. Etrafımdaki insanlar kendi yerlerini buluyor, film başlamadan önce birbirleriyle konuşuyordu. Benimse gözüm ara sıra yanımdaki boş koltuğa kayıyordu.
Orada Sude'yi hayal ettim.
Heyecanla perdeye baktığını, komik bir sahnede gülümsemesini tutamadığını, şaşırdığı bir anda bana dönüp bir şeyler söylemesini…
Film başladı.
Perdede sahneler ilerlerken ben yalnızca hikâyeyi izlemiyordum. Bir yandan da Sude'yle burada olsaydık nasıl olurdu, diye düşünüyordum.
Bir sahnede oyuncular el ele tutuştuğunda yanımdaki boş koltuğa baktım. Elimi hafifçe hareket ettirdim; sanki orada oturan Sude'nin elini tutabilecekmişim gibi.
Sonra kendi kendime gülümsedim.
Keşke yanımda olsaydın.
Film boyunca zihnimde küçük hayaller kurdum. Sude'nin güldüğünü, benim ona dönüp baktığımı, duygulandığında elini tuttuğumu düşündüm. Film bittiğinde birlikte salondan çıktığımızı bile hayal ettim.
Perdede anlatılan hikâye sona ermişti.
Ama benim zihnimde başka bir hikâye devam ediyordu.
Başrolünde ikimiz vardık.
Filmden çıktıktan sonra telefonumu elime aldım ve Sude'ye yazdım:
— Ben de izledim aşkım.
Merakla cevap verdi:
— Nasıl buldun?
Bir an düşündüm. Film güzeldi. Hikâyesi de, sahneleri de… Ama içimde eksik kalan bir şey vardı. Bunu ona anlatmak istedim.
— Çok güzeldi. Ama sen yanımda olsaydın, en güzel film olurdu.
Bunu yazarken ne kadar içten olduğumu biliyordum.
Çünkü bazen bir filmi güzel yapan yalnızca hikâyesi değildi. Yanında kimin oturduğu, hangi sahnede kiminle göz göze geldiğin, film bittiğinde kiminle konuştuğun da önemliydi.
Benim için 0 Kilometre artık yalnızca bir film değildi. Birlikte gerçekleştiremediğimiz bir planın, ertelediğimiz bir hayalin ve bir gün yan yana olacağımıza dair umudun hatırasıydı.
O gece Sude'ye bir mesaj daha yazdım:
— Günün birinde seninle gerçekten yan yana oturup film izleyeceğiz. Söz veriyorum.
Bir süre cevap gelmedi.
Sonra kalp emojisiyle birlikte mesajı ekranda belirdi:
“Buna bütün kalbimle inanıyorum.”
O cümleyi okuduğumda içimde bir şey yerine oturdu.
Belki bugün olmamıştı. Belki o gün, aynı salonda oturup birbirimize dönememiştik. Ama hâlâ birlikte hayal kurabiliyorduk. Hâlâ gelecekte yapacağımız şeylerden söz ediyorduk.
Ben de buna inanmak istiyordum.
Bir gün, bir sinema salonunda yan yana oturacaktık. Aramızda kilometreler, telefon ekranları ya da başkalarının koyduğu engeller olmayacaktı. Film başladığında ona dönüp bakabilecek, güldüğünde gülüşünü duyabilecek, salonun ışıkları yandığında onunla birlikte dışarı çıkabilecektim.
O gün için elimde yalnızca bir hayal vardı.
Ama o hayal, benim için çok şey ifade ediyordu.
Bazen hayaller hemen gerçekleşmez. Önemli olan, aynı şeyi istemek ve o hayale birlikte inanmaktır. O gün filmi beraber izleyemedik; ama ben, karanlık sinema salonunda yanımdaki boş koltuğa her baktığımda Sude'yi düşündüm.
Benim için 0 Kilometre bir filmdi.
Sude ise benim hikâyemdi.
Bölüm etkileşimi
