Bölümler 33Şu an: 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı
Artık içimde bir şeyler kopmuştu.
Sude’yi hâlâ seviyordum. Hâlâ özlüyordum. Ama kalbimin en derininde, yavaş yavaş kabullenmeye başladığım bir gerçek vardı:
Artık bitmişti.
Bunu kendime söylemek kolay değildi. Çünkü aklım her şeyi anlamaya başlamış olsa da kalbim hâlâ geçmişte yaşıyordu.
Ne zaman telefonuma baksam, gözlerim istemsizce onun adını arıyordu. Belki bir mesaj atmıştı. Belki aramıştı. Belki de bir gün, hiçbir şey yaşanmamış gibi değil, yaşanan her şeyi konuşmak için geri dönmüştü.
Ama hiçbir şey yoktu.
Ne bir mesaj ne bir arama…
Sanki hiç yaşamamışız gibi davranıyordu. Sanki bir zamanlar birbirine “Aşkım” diye seslenen, aynı şarkıları dinleyen, geleceğe dair hayaller kuran iki insan hiç olmamıştı.
Ben ise geçmişi hatırlayarak yaşamaya çalışıyordum.
Fakat ne zaman kendimi o anıların içinde bulsam, aynı cümle zihnime çarpıyordu:
“Ben bunu sevgilisinden öğreniyorum… Kendisi gelip bana söylemiyor.”
İşte beni en çok yaralayan buydu.
Bana gerçeği söylemesi gereken insan, sessiz kalmıştı. Bir zamanlar hayatında özel bir yere sahip olduğuma inandığım kişi, kendi hayatıyla ilgili en önemli gerçeklerden birini başka birinin ağzından öğrenmeme neden olmuştu.
O gün yalnızca kalbim kırılmamıştı.
Ona duyduğum güven de parçalanmıştı.
Sude’ye karşı içimde yavaş yavaş yeni bir duygu büyümeye başladı.
Öfke.
Önceleri yalnızca onu özlüyordum. Geri dönmesini, benimle konuşmasını, yaşananları açıklamasını istiyordum. Ama artık özlemin yanında kırgınlık da vardı. Sevginin yanında, yaşadıklarımın hesabını sormak isteyen bir öfke büyüyordu.
Hatta bazen kendime itiraf etmekte zorlandığım bir duygu beliriyordu içimde:
Nefret.
Bir zamanlar sesini duymak için saatlerce beklediğim insana nasıl bu kadar kırılabilmiştim?
Beni başka biriyle muhatap eden, gerçeği kendi ağzından söylemeyen birine nasıl eskisi gibi güvenebilirdim?
Bütün bunlara rağmen onu hâlâ özlüyordum.
İşte beni tüketen de buydu.
İçimde iki ayrı ses vardı.
Biri, artık yolun sonuna geldiğimi söylüyordu.
“Bitti Arif. Artık kendini daha fazla yıpratma.”
Diğeriyse bütün yaşananlara rağmen küçücük bir umut taşıyordu.
“Belki döner. Belki özür diler. Belki bir gün her şeyi anlatır.”
Bir yanım gitmesini kabullenmeye çalışırken diğer yanım hâlâ onun dönüşünü bekliyordu.
Kalbimle aklım arasında kalmıştım. Hangisini dinlesem diğerini yaralıyordum.
Ve ben, her geçen gün biraz daha kendimden uzaklaşıyordum.
Geceleri uyuyamıyordum. Gündüzleri ise insanların arasında yürüyen bir ölü gibiydim. Uykusuzluktan gözlerim kan çanağına dönmüş, yüzüm solmuştu. İnsanlarla konuşuyor, sokaklarda dolaşıyor, hayatın içinde bulunuyordum ama kendimi hiçbir yere ait hissedemiyordum.
Sanki görünmezdim.
Sanki ben orada olmasam bile kimse fark etmeyecekti.
Bir zamanlar kendime ait olan hayatın içinde, artık kendimi bile tanıyamıyordum.
Sude benden uzaklaştıkça ben de kendimden uzaklaşıyordum.
Zaman kavramımı kaybetmiştim. Sabah mıydı, gece miydi? Kaç gün geçmişti? Bir hafta mı olmuştu, daha fazla mı?
Bilmiyordum.
Yatağa giriyor, gözlerimi kapatıyor, bir anlığına uykuya dalıyordum. Sonra kabuslarla uyanıyordum.
Ve o kabusların hepsinde Sude vardı.
Ama artık yanında ben yoktum.
Onu başka birinin elini tutarken, ona sarılırken görüyordum. Ben ise uzakta duruyordum. Onlara ulaşamıyor, hiçbir şey yapamıyor, yalnızca olanları izliyordum.
Gözlerimi açtığımda bir anlığına bunun yalnızca bir rüya olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ama sonra yaşadıklarım aklıma geliyor, gerçeklerin de en az kabuslarım kadar can yakıcı olduğunu hatırlıyordum.
Uykusuzluk, içimdeki acıyı daha da büyütüyordu.
Aynaya baktığımda kendimi tanıyamıyordum. Gözlerim çökmüş, yüzüm solmuştu. Bir zamanlar geleceği için hayaller kuran adamın yerinde, yalnızca geçmişinden kaçmaya çalışan biri vardı.
İnsanların arasına karışıyordum. Onların günlük telaşlarını, konuşmalarını, gülüşlerini görüyordum.
Herkes hayatına devam ediyordu.
Ben ise içimde bir şeylerin yavaş yavaş çürüdüğünü hissediyordum.
Bazen tek başıma sokaklara çıkıyordum. Nereye gittiğimi bilmeden, saatlerce yürüyordum. Ayaklarım beni çoğu zaman parklara götürüyordu.
Bir banka oturuyor, telefonumu çıkarıyordum.
Sonra eski mesajlarımızı açıyordum.
Defalarca okuduğum o satırları yeniden okuyordum:
“Ben seni hiç bırakmam.”
“Sen benim sonsuza kadar Arifimsin.”
“Biz hep olacağız, değil mi?”
Bir zamanlar bu sözleri okuduğumda geleceğe inanırdım. Kendimi güvende hisseder, ne yaşarsak yaşayalım birbirimizi bırakmayacağımızı düşünürdüm.
Şimdi aynı mesajlar karşıma çıktığında içimde başka bir şey hissediyordum.
Acı.
Çünkü o sözlere gerçekten inanmıştım.
Bir insanın söylediği güzel sözlere inanmak ne zaman hata olmuştu? Sevdiğin kişiye güvenmek, onunla bir ömür geçireceğini düşünmek neden sonunda bu kadar can yakıyordu?
Ben o mesajların üzerine hayallerimi kurmuştum. Geleceğimizi düşünürken, bir gün bütün bu sözlerin geçmişte kalabileceğini hiç hesaba katmamıştım.
Şimdi ise geçmişte kalmış bir geleceğin içinde yaşamaya çalışıyordum.
Bir gece yine parkta tek başıma oturuyordum. Elimdeki sigara çoktan sönmüştü. Gözlerim boşluğa dalmış, zihnimde aynı düşünceler dönüp duruyordu.
Kendi kendime sordum:
“Ben neden hâlâ yaşıyorum? Benim için ne kaldı ki? Sevgim bitmiş, güvenim yok olmuş, umutlarım çürümüş… Ben neyim ki artık?”
O an kendimi anlatacak başka bir kelime bulamadım.
Bir zamanlar sevdiği kadınla bir ömür geçireceğine inanan Arif gitmişti sanki. Onun yerinde, kaybettiği şeyleri anlamaya çalışan, geçmişinden kopamayan ve geleceğini göremeyen biri kalmıştı.
Ben artık yalnızca Sude’yi kaybetmiyordum.
Kendime olan inancımı da kaybetmeye başladığımı hissediyordum.
Ve o gece, içimdeki kopuşu ilk kez bu kadar açık hissettim.
Ben artık yürüyen bir ölü gibiydim.
Bedenim yaşıyordu ama içimdeki hayat sessizliğe gömülmüştü. Sanki bütün duygularım aynı yerde sıkışıp kalmış, geriye yalnızca acım kalmıştı.
Bir zamanlar gökyüzüne bakıp Sude’yle kurduğumuz hayalleri düşünürdüm. Yan yana yürüyeceğimiz günleri, birlikte izleyeceğimiz filmleri, aynı evde geçireceğimiz geceleri hayal ederdim.
Biz bu aşkla daha yükseklere çıkacaktık.
Duyulmamış düşlere, kirlenmemiş hayallere uçacaktık.
Ama şimdi gökyüzü sessizdi.
Düşler yarım kalmıştı.
Hayaller, bir zamanlar kurulduğu yerde paramparça duruyordu.
Ve ben, bir zamanlar geleceğim dediğim insanın ardından, kendimden geriye ne kaldığını anlamaya çalışıyordum.
Bölüm Notu
İhaneti kabullenmek zordur. Gerçeği saklayan bir sessizlikle karşılaşmak, acıyı daha da derinleştirebilir. Arif için bu artık yalnızca bir aşkın sona ermesi değildi; güvenini, hayallerini ve kendine duyduğu inancı yeniden sorguladığı bir kopuşun başlangıcıydı.
Bazen insan sevdiği kişiyi kaybetmekten daha fazlasını yaşar. Onunla kurduğu geleceği, verdiği sözlere duyduğu inancı ve bir zamanlar kendisi olduğu kişiyi de kaybettiğini hisseder.
“Biz bu aşkla göklere, duyulmamış düşlere, kirlenmemiş hayallere uçacaktık…”
Ama artık gökler sessiz, düşler yarım, hayaller kırık döküktü.
Bölüm etkileşimi
