Bölümler 33Şu an: 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler
Sude’nin o ağır cümlesi kulaklarımda yankılanıp duruyordu:
— “Ayrılıyorum. Bitti.”
Bitti…
İki kelime. Ama benim için koca bir dünyanın sonu gibiydi.
O an, hayatımın en ağır darbelerinden birini yemiştim. Ne olduğunu anlamaya çalışıyor, bir yandan da bunun gerçekten yaşandığına inanmak istemiyordum. Daha dün bana aşkım diyen, benimle gelecek hayalleri kuran insan, bugün hayatımdan çıkıp gitmişti.
Telefonumu elime aldım. Adını ekranda görmeye çalıştım. Defalarca aradım, belki açar, belki konuşmak ister, belki her şeyin bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu söyler diye düşündüm.
Ama her denemem sonuçsuz kaldı.
Sosyal medyada engellenmiştim. Mesajlarım ulaşmıyordu. Bir zamanlar günümün her anında konuştuğum, en küçük şeyleri bile anlatmak istediğim insana artık ulaşamıyordum.
Sanki bir gecede yok olmuştu.
Oysa dün hâlâ hayatımın en önemli parçasıydı.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Elimde telefon, gözlerim tavana dikilmiş hâlde bekledim. Ekran her aydınlandığında içimde küçücük bir umut doğuyordu.
Belki Sude’dir.
Belki yazmıştır.
Belki öfkesi geçmiştir.
Belki konuşup her şeyi düzeltebiliriz.
Ama telefonun ekranında onun adı belirmedi.
Sabah oldu. Gece, yerini gün ışığına bıraktı. Sokaklarda insanlar işe yetişiyor, araçlar geçiyor, hayat kendi akışında devam ediyordu.
Dünya için sıradan bir sabahtı.
Benim içinse Sude’siz ilk sabah…
Yataktan kalkmak bile zor geliyordu. Her günün içinde onunla konuşmaya alışmıştım. Bir günaydın mesajı, birkaç kelime, küçücük bir şaka… Günümün en sıradan anları bile onunla güzelleşiyordu.
Şimdi telefonum sessizdi.
Kahvaltıya oturdum ama boğazımdan lokma geçmedi. Masanın başında öylece durdum. İnsan bazen yaşadığı acının büyüklüğünü, en sıradan şeyleri bile yapamadığında anlıyor.
Benim için sıradan bir sabahın bile anlamı değişmişti.
İlk günün en zor anıysa telefonuma her baktığımda onun yazmadığını görmekti.
Her titreşimde kalbim hızlanıyordu. Telefonu hemen elime alıyor, ekrana bakıyordum.
Belki o yazdı.
Ama her seferinde başka bir isim görüyordum.
Başkalarının mesajları geliyordu. Bildirimler düşüyordu. Hayat, telefonumun ekranında bile devam ediyordu.
Yalnızca Sude yoktu.
Ve ben, onun yokluğunu her bildirimde yeniden yaşıyordum.
İkinci gün geldiğinde içimdeki boşluk daha da büyüdü.
İlk gün ne yaşadığımı anlamaya çalışmıştım. Belki öfkeyle söylenmiş bir sözdü. Belki biraz zaman geçince bana dönerdi. Belki ikimiz de sakinleşince konuşmak isterdi.
Ama ikinci gün, bütün bu ihtimallerin arasında başka bir gerçekle karşılaşmaya başladım:
Sude gerçekten gitmişti.
Geceleri uyuyamıyor, gün içinde hiçbir şeye odaklanamıyordum. Aklım ne yaparsam yapayım aynı yere dönüyordu. Bir işin başına geçsem onu düşünüyordum. Telefonumu elime alsam eski mesajlarımızı açıyordum. Bir an için başka bir şeyle ilgilensem bile, sessizlik yeniden kendini hatırlatıyordu.
Arkadaşlarım arıyordu ama kimseye derdimi anlatmak istemiyordum.
Çünkü onların zaten Sude’nin tarafında olduğunu düşünüyordum. Kendimi anlatmaya çalışsam bile bana inanmayacaklarından korkuyordum.
Kesin sen bir şey yaptın, diyeceklerini düşünüyordum.
Belki de bu yüzden sustum.
İçimde birikenleri kimseye anlatamadıkça, kendi düşüncelerimle baş başa kalıyordum.
Telefonumda Sude’yle olan eski mesajlarımızı tekrar tekrar okuyordum. Bazen bir cümlede duruyor, bazen bir kalp emojisine bakıp uzun süre ekrandan gözlerimi ayıramıyordum.
Bir zamanlar o mesajları okurken gülümsüyordum. Şimdi aynı satırlar içimi acıtıyordu.
Çünkü orada hâlâ bana aşkım diyen bir Sude vardı.
Bana güzel sözler söyleyen, birlikte geçireceğimiz sabahları hayal eden, bir gün yan yana uyanacağımıza inanan Sude…
Peki, o insan nereye gitmişti?
Gözlerim dolarken kendi kendime sordum:
— “Nasıl bu kadar çabuk bitti? Daha dün bana aşkım diyen insan, nasıl iki kelimeyle hayatımdan çıkıp gidebilir?”
Telefonun ekranında geçmişimiz duruyordu. Ama ben o geçmişe artık ulaşamıyordum.
Mesajlar oradaydı.
Sözler oradaydı.
Hayallerimiz oradaydı.
Yalnızca onları birlikte kurduğum insan yoktu.
Üçüncü gün olduğunda sabrım tükenmeye başlamıştı.
Yine de içimde küçücük bir umut vardı. Belki beni özlemişti. Belki pişman olmuştu. Belki o da benim gibi eski mesajlarımızı açıp okuyordu.
Belki bir gün telefonumun ekranında onun adını görecektim.
Bütün bu belkiler, içimde sönmeye yüz tutmuş bir ışık gibi duruyordu.
Ama o gün de hiçbir şey olmadı.
Ne bir mesaj geldi ne de bir arama…
Sessizlik devam etti.
Günler geçtikçe onsuzluğa alışmıyordum. Aksine, onun yokluğunu daha derinden hissetmeye başlıyordum. İlk gün yaşadığım şaşkınlık yavaş yavaş özleme, özlemse cevapsız sorulara dönüşüyordu.
Sabah uyandığımda aklıma ilk gelen yine Sude oluyordu.
Akşam yatağa uzandığımda son düşündüğüm de…
Birlikte kurduğumuz hayalleri hatırlıyordum. Aynı evde uyanacağımız sabahları, saçlarımızı dağıtıp birbirimize güleceğimiz anları, birlikte hazırlayacağımız kahvaltıları…
Daha birkaç gün önce bütün bunları sanki bir gün mutlaka yaşayacakmışız gibi konuşuyorduk.
Şimdi ise ben, onunla bir daha konuşup konuşamayacağımı bile bilmiyordum.
İnsan geleceğini birinin üzerine kurduğunda, o kişi hayatından çıktığında yalnızca onu özlemiyor. Onunla yaşayacağını düşündüğü her şeyi de özlüyor.
Ben yalnızca Sude’yi değil, Sude’yle olacağımı sandığım geleceği de özlüyordum.
Sudesiz geçen ilk günler, bana hayatımın en uzun günleri gibi geldi.
Her dakika ağırdı.
Her sessizlik uzundu.
Her hatıra, bir zamanlar ne kadar mutlu olduğumu hatırlatıyordu.
Ve ben, bir yandan belki döner diye umut ederken, diğer yandan içimde büyüyen o boşlukla baş etmeye çalışıyordum.
Bazen onun artık başka bir hayata yürüdüğünü düşünüyordum. Bana sırtını dönmüş, beni geride bırakmıştı.
Ama ben hâlâ olduğum yerdeydim.
Aynı anıların içinde, aynı soruların karşısında…
Kalbimin tam ortasında kocaman bir boşlukla.
Belki de ayrılığın en zor yanı buydu: Bir insan giderken hayatındaki her şeyi yanında götürmüyordu. Bazı sözler geride kalıyordu. Bazı alışkanlıklar, bazı hayaller ve bir zamanlar mutlu olduğun anlar…
Hepsi seninle kalıyordu.
Ve sen, bir zamanlar seni mutlu eden şeylerin artık canını yakmasına alışmaya çalışıyordun.
Ben henüz alışamamıştım.
Hâlâ telefonuma bakıyordum.
Hâlâ adını bekliyordum.
Hâlâ içimde, bir gün her şeyin değişebileceğine inanan küçücük bir umut taşıyordum.
Çünkü Sude gitmişti ama benim içimde ona duyduğum sevgi, onun gidişiyle bir anda yok olmamıştı.
Bölüm Notu
Bir ayrılığın ardından en çok sessizlik konuşur. Artık gelmeyen mesajlarda, çalmayan telefonlarda ve bir zamanlar birlikte yapılan sıradan şeylerde kendini hissettirir.
Bazen insan yalnızca sevdiği kişiyi değil, onunla kurduğu geleceği de kaybeder. Geriye hatıralar, cevapsız sorular ve belki bir gün geri döner düşüncesi kalır.
Sudesiz geçen ilk günler, Arif için yalnızca bir ayrılığın başlangıcı değil; alıştığı hayatın bir anda değiştiği günlerdi.
Şarkı Önerisi: Cem Adrian — Ben Seni Çok Sevdim
Bölüm etkileşimi
