Bölümler 33Şu an: Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ARKADAŞK
"Bir hikâye, iki insan, yarım kalan bir son."
Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar
29 Eylül 2023 — Eve Dönüş
29 Eylül 2023.
Askerliğimin bitip İstanbul’a dönüş yoluna çıktığım gündü.
O gün içimde tarif etmesi zor bir rahatlama vardı. Aylar boyunca beklediğim an sonunda gelmişti. Günlerce saydığım zaman, artık geride kalıyordu. Soğuk nöbet geceleri, bitmek bilmeyen günler, sabırla beklediğim o son tarih…
Hepsi geride kalmıştı.
İnsan bazen bir şeyin bitmesini o kadar çok ister ki, bittiği anda ne hissedeceğini bile bilemez. Benim için de öyleydi. İçimde bir hafiflik, yüzümde yorgun bir gülümseme vardı. Artık eve dönüyordum.
Akşamüstü İstanbul’a ulaştım.
Eve geldiğimde yorgunluk kendini iyice hissettirmeye başlamıştı. Üzerimde ayların ağırlığı varmış gibi hissediyordum. Kendimi doğruca yatağa attım. Bir süre hiçbir şey düşünmeden öylece uzandım.
Bitti…
Gerçekten bitmişti.
Üzerimde iki tane takdir belgesi vardı. Biri Binbaşı’dan, diğeri Üsteğmen’den verilmişti. Onlara baktığımda içimde ayrı bir gurur hissediyordum.
Dışarıdan bakıldığında belki yalnızca iki kâğıt parçasıydı bunlar. Fakat benim için öyle değildi. Her biri, geçirdiğim günlerin, gösterdiğim sabrın ve tamamladığım görevin bir hatırasıydı.
Gururlanmıştım.
O gün, geride bıraktığım dönemin değerini daha iyi anladım. Artık önümde yeni bir hayat vardı. Henüz ne yaşayacağımı, kimlerle tanışacağımı, hangi anların hayatımda iz bırakacağını bilmiyordum.
Bazen bir dönemin kapandığını düşünürsün ama asıl hikâyenin ne zaman başlayacağından haberin yoktur.
Benim de yoktu.
12 Ocak 2024 — 3391 Kilometre
Aradan dört ay geçti.
Hayat kendi düzeninde ilerliyordu. Günler birbirini takip ediyor, ben de her zamanki gibi sosyal medyada dolaşıyordum. O sırada karşıma bir film fragmanı çıktı.
3391 Kilometre.
Fragmanı izlediğimde hikâyesi ilgimi çekmişti. Uzaklık, birbirine ulaşmaya çalışan insanlar ve aralarındaki bağ… Daha filmi izlemeden meraklanmıştım.
Filmin vizyona gireceği günü bekledim.
Sonunda 12 Ocak 2024 geldi.
Sabırsızlıkla biletimi aldım. Akşamüstü seansına gidecektim. Evde hazırlandım, ardından dışarı çıkıp taksiye bindim. Sinemaya doğru ilerlerken telefonumu elime aldım ve bir story paylaştım.
O sırada hiç beklemediğim bir şey oldu.
Sude mesaj attı.
Aradan geçen zamanın ardından yeniden konuşuyorduk.
— Ben izledim, arkadaşımla çıktık az önce. Çok güzeldi, yazdı.
Mesajını görünce heyecanla cevap verdim:
— Sıra bende bakalım, dedim.
Sude filmi yalnızca izlemekle kalmamış, kitabını da önceden okumuştu.
— Ben bu filmin kitabını çok önceden okumuştum.
Ben de bildiğim bir yerden sohbete katıldım:
— Beyza Alkoç’un kitapları hep güzel zaten, dedim ben.
— Hem de harika! Özellikle Karantina serisini okumadıysan kesin tavsiye ederim, dedi.
Konuşmamız yeniden akmaya başlamıştı. Ben daha sinemaya ulaşmamıştım ama film hakkında konuşmak bile heyecanımı artırıyordu. Sude'nin izlediği bir filmi benim de izleyecek olmam, o an için küçük ama hoş bir ortaklıktı.
Bir süre sonra Sude filmden bahsetmeye devam etti.
— Filmden yeni çıktım. Baya beklentilerimi karşıladı. Harikaydı.
— Özellikle arkadaşım özel bir sahnede ağladı.
— Cem Adrian – Kül çalıyordu fonda. Çok duygusaldı.
Bunları okudukça merakım daha da arttı. Acaba hangi sahneydi? Şarkı başladığında ne oluyordu? Ben de aynı şeyleri hissedecek miydim?
— İyice merak ettim, dedim gülerek.
Sonunda sinemaya vardım. Salona girdim, yerimi buldum ve film başlamadan önce Sude'ye mesaj attım.
— Sonunda salondayım. Başlıyor!
O da bana:
— Hadi bakalım, iyi seyirler 🍿 dedi.
— Sağ ol 🙏
Bir süre sonra konu yine şakaya döndü.
— Herkes sevgilisiyle gitmiş biz kız kıza gittik 😅 dedi.
Ben de tek başıma geldiğimi söyledim:
— Ben de tek geldim, dedim gülerek.
O an ikimizin de farklı yerlerde, farklı şekillerde aynı filmi konuşuyor olması hoşuma gitmişti. Ben sinema salonundaydım, o ise filmini çoktan izlemişti. Buna rağmen aramızdaki sohbet devam ediyordu.
Film başladı.
Salon karardı. Ekrandaki görüntüler değişirken ben de hikâyenin içine girmeye çalışıyordum. Fakat aklımın bir köşesi hâlâ telefondaydı. Bir yandan filmi izliyor, bir yandan Sude'yle yaptığımız konuşmayı düşünüyordum.
Normalde sinemaya gitmek, bir filmi başından sonuna kadar izlemek demekti. O akşam ise benim için bundan biraz daha fazlası olmuştu.
Çünkü filmi izlemeden önce onunla konuşmuştum.
Sude'nin anlattıkları, tavsiyeleri, heyecanı… Hepsi filme başka bir anlam katmıştı. Sanki izlediğim şey yalnızca beyaz perdedeki bir hikâye değildi; aynı zamanda onunla paylaştığım küçük bir anıydı.
İkisini aynı anda yaşamak garip ama güzeldi.
Film bittiğinde salondan çıktım. Ardından eve döndüm. Üstümü değiştirdim, yatağıma geçtim ve uyudum.
O günün benim için neden bu kadar akılda kalacağını henüz bilmiyordum.
Belki de bazı insanlar hayatına büyük bir olayla geri dönmez. Bazen yalnızca bir story paylaşır, seninle bir film hakkında konuşur ve farkında olmadan aranızdaki mesafeyi biraz daha kısaltır.
Sude'yle olan hikâyemizde de bir şeyler yavaş yavaş değişiyordu.
Henüz bunun adını koyamıyordum.
20 Ocak 2024 — İçini Döktüğü Gece
Sekiz gün sonra, 20 Ocak 2024'te, Sude yeniden bir story paylaştı.
Sıradan bir hikâyeydi. Dışarıdan bakıldığında mesaj atmak için özel bir sebep yoktu. Ama yine de yazdım.
— Uyumadın mı?
Cevabı geldi:
— Uyuyamadım, dedi.
Ben de aynı durumdaydım.
— Ben de...
Kısa bir konuşmayla başlayan sohbet, çok geçmeden başka bir yere yöneldi. Sude'nin morali bozuktu. O gün ailesiyle kavga etmişti ve birazdan gitmesi gereken tiyatro kursuna bile geç kalıyordu.
Bir süre sonra içini dökmeye başladı.
— Bizimkilerle kavga ettim. Moral sıfır.
— Tiyatro kursum var birazdan, ama onlar yüzünden geç kaldım. Koşarak gidiyorum şu an.
Mesajlarını okurken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
— Neden kavga ettiniz? diye sordum.
— Aile baskısı… sürekli.
Ona destek olmak istedim. Ben de benzer şeyler yaşadığımı düşünerek cevap verdim:
— Benimkiler de öyle, takma kafana, dedim.
Fakat Sude'nin yaşadığı şeyin onun üzerinde ne kadar büyük bir yük oluşturduğunu henüz tam olarak anlamamıştım.
— Ama sen bilemezsin. O kadar baskı var ki...
— Ankara’dan gitmek için gün sayıyorum.
Bu cümle, önceki konuşmalarımızı hatırlattı bana. Daha önce de ailesinin baskısından söz etmişti. Fakat o gece söyledikleri, durumun onun için ne kadar ağır olduğunu daha açık gösteriyordu.
— O kadar mı diyorsun?
— O kadar…
Ardından mesajları devam etti.
— Evdeki gerginliği anlatamam.
— Nefes alamıyorum, boğuluyorum.
— Her gün aynı tartışmalar, her gün huzursuzluk…
Bunları okurken ona ne söylemem gerektiğini düşünüyordum. Bir insanın yaşadığı her şeyi birkaç mesajla anlayamazsın. Ne kadar yakın hissedersen hisset, onun hayatının içinde değilsindir. Ama bazen birinin seni dinlemesi bile önemlidir.
Ben de anlamaya çalışarak sordum:
— Ya kızım ne yapıyorlar ki bu kadar?
Sude'nin verdiği cevap beni şaşırtmıştı.
— Yaptığım saç modeline bile karışıyorlar. Ondan bile kavga çıkıyor evde.
Saç modeli…
Dışarıdan küçük görünen bir şey, onun yaşadığı evde tartışma sebebi olabiliyordu. O an, benim için sıradan sayılabilecek bir konunun onun hayatında nasıl büyük bir sıkıntıya dönüştüğünü düşündüm.
İlk defa o gün, Sude'nin yaşadığı baskıyı bu kadar açık ve içten anlattığını hissediyordum.
İçim parçalanmıştı.
Onun üzülmesini istemiyordum. Kendini yalnız hissetmesini de… Belki bütün sorunlarını çözemeyecektim ama en azından yanında olduğumu bilmesini istiyordum.
Bu düşünceyle yazdım:
— Ben varken sana kimse bir şey yapamaz.
— Kızım, ben yanındayım artık, dedim.
O sırada ne kadar büyük bir söz söylediğimi düşünüp düşünmediğimi bugün bile bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o an söylediklerimde samimi olduğumdu.
Sude bir süre durdu.
Sonra mesajı geldi:
— İyi ki varsın biliyor musun Arif?
Bu cümleyi okuduğumda içimde bir şeylerin yumuşadığını hissettim. İnsan bazen birinin hayatında ne ifade ettiğini uzun uzun konuşmadan da anlayabiliyor. Onun için güvenebileceği biri olabilmek, bana iyi hissettirmişti.
Ben de cevap verdim:
— Sen de iyi ki varsın, dedim ben de.
O konuşmanın ardından aramızdaki yakınlık biraz daha artmıştı. En azından ben öyle hissediyordum. Artık yalnızca şakalaştığımız, filmlerden konuştuğumuz biri değildi. Bana kendi hayatından, yaşadığı sıkıntılardan söz ediyordu.
Ve ben onu dinlemek istiyordum.
Sonra Sude, hiç beklemediğim bir konudan bahsetti.
— Biliyor musun, bir dizi var… oradaki adama benzetiyorum seni.
Mesajı görünce merak ettim.
— Hangi dizi?
Cevabı geldi:
— Sen Anlat Karadeniz.
Ardından ekledi:
— Tahir karakteri... ona benzettim seni.
Bunu okuyunca şaşırdım. Hemen diziyi açtım. Merakım ağır basmıştı; beni neden o karaktere benzettiğini görmek istiyordum.
Ekran görüntüsü alıp ona gönderdim.
— Bak, şu an açtım 😄
Ama sonra aklıma başka bir şey geldi.
Madem ikimiz de konuşuyorduk, neden diziyi ayrı ayrı izleyelim ki?
Bir mesaj daha yazdım:
— Vazgeçtim… durdurdum. Beraber izleyelim mi?
Sude'nin cevabı kısa ve netti:
— Olur, dedi.
Ve böylece, ilk kez biriyle birlikte dizi izlemeye başladım.
Yan yana değildik. Aynı odada oturmuyor, aynı ekrana bakmıyorduk. Aramızda kilometreler vardı. Ama o gece diziyi aynı anda izliyorduk; sahneler ilerlerken birbirimizle konuşuyor, birlikte gülüyorduk.
İlk kez birinin uzakta olmasına rağmen bu kadar yakınımda hissedilebileceğini düşünüyordum.
Mesafeler bir anda anlamını yitirmişti.
Sude gülüyordu.
Gerçekten gülüyordu.
O gece onun kahkahalarını mesajların arasından bile hissedebiliyordum. Gülmekten neredeyse yatağından düşüyordu. Ailesi duymasın diye sesli gülemiyor, kahkahalarını bastırmaya çalışıyordu. Ama ne kadar bastırsa da eğlendiği belliydi.
Biraz önce ailesiyle yaşadığı sorunları anlatan, kendini evinde sıkışmış hisseden o insan gitmiş gibiydi. En azından o birkaç saatliğine, zihnini meşgul eden şeylerden uzaklaşmıştı.
Ben de onunla birlikte gülüyordum.
O an, onun gerçekten güldüğünü hissediyordum.
Ve bu bana iyi geliyordu.
İçimde tarif edemediğim bir şey kıpırdamaya başladı. Bir sıcaklık… Bir yakınlık… Daha önce fark etmediğim ya da fark etmek istemediğim bir bağ.
Belki o gece ilk kez, onunla konuşmanın benim için neden bu kadar önemli olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Ama henüz kendime bile söyleyemediğim şeyler vardı.
O gece iki bölüm izledik.
Saatler ilerledi. Gece, farkına bile varmadan sabaha yaklaştı. Birlikte geçirdiğimiz zamanın nasıl bu kadar hızlı geçtiğini anlamıyordum. Uykumuz gelmişti ama sohbeti bitirmek de istemiyorduk.
Sonunda birbirimize teşekkür ettik ve uyuduk.
O gece benim için yalnızca bir dizi izlediğimiz gece değildi.
Birlikte geçirdiğimiz ilk uzun gecelerden biriydi. Onunla aramızdaki bağın değişmeye başladığını hissettiğim gecelerden biri…
Ama bunun adını henüz koyamamıştım.
Uykusuz Bir Sabah
O geceden sonra birlikte dizi izlemek, zamanla alışkanlığa dönüştü.
Geceleri diziler, gündüzleri sohbetler…
Bazen bir bölüm daha izlemek istiyorduk, bazen konuşacak yeni bir konu buluyorduk. Saatin kaç olduğunu fark etmediğimiz geceler oluyordu. Birbirimize anlatacaklarımız bitmiyor, konuşma sona erse bile yeniden başlayacak bir şey buluyorduk.
Bir sabah daha olmuştu.
Bu kez farklı olan, yalnızca uykusuz kalmamız değildi. Artık birbirimizin hayatında daha fazla yer kaplamaya başlamıştık. Gece boyunca konuşmak, gün içinde mesajlaşmak, yaşadığımız şeyleri birbirimize anlatmak sıradanlaşmıştı.
Ama o sabah bir şeyi kendime itiraf ettim.
Gözlerimden uyku akıyordu. Yorgunluktan kelime yazmak bile zorlaşmıştı. Yine de konuşmayı bitirmek istemiyordum. Onunla sohbet etmeye devam etmek, uyumaktan daha önemliymiş gibi geliyordu.
Bir noktada artık gerçeği kendimden saklayamadım.
Sude’ye âşık olmuştum.
Bu cümleyi içimden geçirmek bile her şeyi biraz değiştirmişti.
Çünkü Sude benim için yalnızca sohbet ettiğim, geceleri birlikte dizi izlediğim biri değildi artık. Onun mesajlarını bekliyordum. Güldüğünde mutlu oluyor, canı sıkıldığında yanında olmak istiyordum. Bir şey yaşadığında ilk anlatmak isteyeceği insanlardan biri olmayı önemsiyordum.
Onunla konuşmak, günümün doğal bir parçası hâline gelmişti.
Ama sevdiğimi söyleyemedim.
Korktum.
Çünkü o benim en iyi arkadaşımdı.
Ya hissettiklerimi söylersem ve her şey değişirse? Ya aramızdaki yakınlık kaybolursa? Ya onu hayatımda tutmak isterken tamamen kaybedersem?
Bazen insan, sahip olduğu şeyin kıymetini bildiği için değil, onu kaybetmekten korktuğu için susar.
Ben de sustum.
İçimde büyüyen duyguyu kendime sakladım. Onunla konuşmaya devam ettim ama artık her mesajın benim için başka bir anlamı vardı.
O sabah, kendi içimde büyük bir gerçekle baş başaydım.
Fakat Sude'nin ne hissettiğini bilmiyordum.
Ta ki sabah bana yazana kadar.
— Arif, babam sabah beni uyumadan yakaladı. Kızdı…
Mesajını okuyunca içim burkuldu. Gece boyunca konuşmuştuk ve sonunda sabah olmuştu. Onun yüzünden ailesinden azar işittiğini düşünmek beni rahatsız etti.
Hemen cevap verdim:
— Özür dilerim, seni tuttum. Uyutmadım. Benim yüzümden azar işittin, dedim.
Ama Sude'nin cevabı beklediğim gibi değildi.
— Hayır...
Biraz sonra devam etti:
— Ben de istedim, dedi.
O birkaç kelime, o sabah içimde taşıdığım duyguların yanına yeni bir soru bırakmıştı.
Demek ki yalnızca ben istememiştim o geceyi.
O da konuşmak istemişti. O da uykusundan vazgeçmiş, benimle geçirdiği zamana değer vermişti.
Bu, onun da bana âşık olduğu anlamına mı geliyordu?
Bilmiyordum.
Ama o an, aramızdaki şeyin yalnızca benim hislerimden ibaret olmayabileceğini düşündüm.
Beni anlamıştı. Ben de onu çoktan hissetmiştim.
Belki ikimiz de henüz ne yaşadığımızı tam olarak bilmiyorduk. Belki de bazı duyguların adını koymak için zamana ihtiyacımız vardı.
Fakat artık hiçbir şey benim için eskisi gibi değildi.
Bir zamanlar yalnızca mesajlaştığım bir insan, günlerimin en önemli parçası hâline gelmişti. Birlikte izlediğimiz diziler, uzayıp giden geceler, birbirimize anlattığımız küçük şeyler…
Hepsi yavaş yavaş bir hikâyeye dönüşüyordu.
Ve ben o hikâyenin içinde, en yakın arkadaşım dediğim insana âşık olmuştum.
İşte bazen bir mesaj her şeyi değiştirir.
Uzaklar kısalır, geceler anlam kazanır.
Bazen insanın hayata tutunmasına uzun cümleler gerekmez. Bazen yalnızca birinin seni dinlemesi, seninle gülmesi, gecenin bir yarısı yanında kalmayı istemesi yeter.
O günlerde ben, Sude'yle aramızdaki bağın nereye varacağını bilmiyordum.
Ama artık onun benim için sıradan biri olmadığını biliyordum.
Ve hikâyemiz, daha anlatılacak çok şey varken, yeni bir döneme giriyordu…
Bölüm etkileşimi
