Arkadaşk kitap kapağı

16. bölüm / 33

Bölüm 16 – Vazgeçmek

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Bölüm 16 – Vazgeçmek
  1. 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
  2. 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
  3. 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
  4. 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
  5. 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
  6. 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
  7. 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
  8. 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
  9. 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
  10. 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
  11. 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
  12. 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
  13. 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
  14. 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
  15. 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
  16. 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime · Okuduğun bölüm
  17. 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
  18. 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
  19. 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
  20. 20 📖 Not 📖163 kelime
  21. 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
  22. 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
  23. 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
  24. 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
  25. 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
  26. 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
  27. 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
  28. 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
  29. 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
  30. 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
  31. 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
  32. 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
  33. 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime

Bölüm 16 – Vazgeçmek
Arif’in iç sesiyle
O gün Sude’nin sesinde alışık olmadığım bir kırılganlık vardı.
Bana bir şey anlatmak istiyordu ama sanki söyleyeceği kelimeler bile onu yoruyordu. Onu dinlerken içimde kötü bir şey olacağını hissettim.
“Tiyatroyu bırakmak istiyorum… Çok üstüme geliyorlar, daha fazla dayanamıyorum.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Sude’nin tiyatroyla ilgili yaşadığı sıkıntıları biliyordum. Ama insan sevdiği bir şeyden vazgeçmek istediğini duyduğunda, bunun arkasında ne kadar büyük bir yorgunluk olduğunu da düşünmeden edemiyordu.
Onu kalmaya zorlamak istemiyordum. Eğer orası artık ona mutluluk vermiyor, aksine onu üzüyorsa kendisini daha fazla yıpratmasına gerek yoktu.
“Eğer seni üzüyorlarsa, kırıyorlarsa gitme. Ama sen bırakmak istiyorsan… bırak,” dedim.
Söylediklerimin onu rahatlatmasını umuyordum. Kararını kendisinin vermesini istiyordum. Ama Sude’nin asıl üzüldüğü şeyin yalnızca tiyatro olmadığını biraz sonra anlayacaktım.
“Ama seninle konuşamazsak… O bile zor geliyor artık.”
İşte o cümle içime dokundu.
Tiyatro onun için yalnızca bir uğraş değildi. Orada yaşadıkları, dersleri ve insanlarla kurduğu ilişkiler bir yana, o yoğunluğun arasında benimle konuşabildiği zamanlar da vardı. Şimdi oradan ayrılmak, benimle konuşmasının da zorlaşması demekti.
Yine de onu daha fazla üzmek istemedim.
“Müsait olduğumuzda konuşuruz, bitanem. Önemli değil,” dedim.
Gülümseyerek güven vermeye çalışıyordum. Sanki her şeyin bir yolunu bulabilirmişiz gibi konuşuyordum. Çünkü onun zaten yeterince üzgün olduğunu biliyordum.
Ama Sude beni tanıyordu.
“Önemli, aşkım. Biliyorum, sen de üzüldün ama belli etmiyorsun. Bırakmamı da istemedin ama sırf bana böyle davranıyorlar diye gruptan çıktım, hocayı da Instagram’dan engelledim. Artık geri dönemem.”
Şaşırmıştım.
Demek kararını vermiş, gruptan ayrılmış ve hocasını da engellemişti. Bunları anlatırken pişmanlıkla üzüntü arasında kalmış gibiydi. Bir yanıyla yaşadıklarından uzaklaşmak istiyor, diğer yanıyla da verdiği kararın sonuçlarını düşünüyordu.
“Ya, iyi bir şey mi yaptın, kötü mü?” diye sordum.
Sude’nin cevabı içimi burktu.
“İyi bir şey tabii… Ama seninle konuşamamak yönünden kötü. Benim ağlayıp üzüldüğüm tek şey sensin, seninle konuşamamak.”
O an ne diyeceğimi bilemedim.
Bir insanın, yaşadığı onca sıkıntının içinde en çok sevdiği kişiyle konuşamamaktan korkması… Bunu duyduğumda hem ona sarılmak istedim hem de aramızdaki mesafenin ne kadar can sıkıcı olduğunu bir kez daha hissettim.
Keşke yanında olsaydım.
Keşke onu dinlemekle yetinmek zorunda kalmasaydım. Üzüldüğünde elini tutabilseydim, gözlerinin içine bakıp her şeyin bir yolunu bulacağımızı söyleyebilseydim.
Ama elimden gelen, kelimelerle yanında olmaktı.
“Olur, bitanem. Geçen nasıl plansız konuştuksa gene konuşuruz,” dedim.
Bir yol bulacağımıza inanmak istiyordum. Belki eskisi kadar sık konuşamayacaktık ama bunun birbirimizden uzaklaşmamız anlamına gelmesini istemiyordum.
Sonra aklıma Buse geldi.
“Buse’ye söyledin mi?” diye sordum.
“Hı hı, o da bıraktı. Şu an çıktı gruptan.”
Bir kez daha şaşırdım.
“O da mı bıraktı?”
Sude, Buse’nin de kendisiyle birlikte ayrıldığını anlattı. Aslında bırakmamasını söylemişti ama Buse onu dinlememişti.
“Bırakma dedim ama dinlemedi. Pişman oldum, keşke çıkmasaydım, seninle konuşmaya devam edecektim.”
Bu sözlerin ardından onu rahatlatmaya çalıştım.
“En iyisini yaptınız, boş verin.”
Bunu söylerken kendi içimde hissettiğim burukluğu belli etmek istemiyordum. Onun verdiği kararın arkasında durmaya çalışıyordum. Çünkü yaşadığı şeyler onu bu noktaya getirmişti ve ben, sırf benimle konuşabilmek için kendisini mutsuz eden bir yerde kalmasını istemiyordum.
Yine de bir gerçeği düşünmeden edemiyordum.
“Sude, orası tek şansımdı yani seninle konuşabilmek için,” dedi.
O cümle, konuşmamızın başından beri hissettiğim her şeyi yeniden önüme koydu.
Benimle konuşabilmek için kendisini kötü hissettiği bir ortamda kalmak zorunda olduğunu düşünüyordu. Şimdi oradan ayrılmıştı ve bundan sonra ne olacağını ikimiz de tam olarak bilmiyorduk.
Ama onu kaybetmekten korktuğumu hissettirmek istemiyordum.
“Olur, fırsat bulunca konuşuruz,” dedim.
Bazen insan, sevdiği kişiye destek olmaya çalışırken kendi üzüntüsünü sessizce içine atıyordu. Ben de o gün öyle yaptım.
Sude tiyatroyu bırakmıştı.
Belki kendisi için doğru olan buydu. Belki de bir süre sonra geriye dönüp bu kararının nedenlerini daha farklı değerlendirecekti. Bunu bilemezdim. Bildiğim tek şey, orada yaşadıkları yüzünden bu kadar üzülmesini istemediğimdi.
Bir yandan da onunla konuşabilmek için yeni yollar bulmamız gerekeceğini düşünüyordum. Eskisi gibi her istediğimizde konuşamayabilirdik. Bazen uygun bir anı bekleyecek, bazen de birbirimize ayırabildiğimiz kısa zamanlarla yetinecektik.
Ama o gün, bunların hiçbirini kesin olarak bilmiyorduk.
Yalnızca birbirimizle konuşmaya devam etmek istiyorduk.
Ben onun kararını değiştiremezdim. Yaşadığı sıkıntıları onun yerine ortadan kaldıramazdım. Ama üzgün olduğunda onu dinleyebilir, konuşabildiğimiz zamanlarda yanında olduğumu hissettirebilirdim.
Belki de o gün elimden gelen en doğru şey buydu.
Sude bir şeylerden vazgeçmişti. Tiyatrodan, o grubun içindeki günlerinden ve belki de benimle konuşabilmek için alıştığı düzenden…
Ama ben, bütün bunların arasında birbirimizden de vazgeçmek zorunda kalmamamızı istiyordum.
“Bazen en sevdiklerimizle aramızdaki mesafe, en çok ihtiyaç duyduğumuz anda büyür. Sessizlik, kelimelerin yerini alır ve kırgınlıklar görünmez yaralar açar. Ama sevgi, konuşamadığımız anlarda bile varlığını hissettirebilir. Çünkü bazen bir bağın gücü, ne kadar sık konuştuğumuzda değil, birbirimize ulaşmak için ne kadar çabaladığımızda

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…