Arkadaşk kitap kapağı

32. bölüm / 33

28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku
  1. 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
  2. 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
  3. 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
  4. 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
  5. 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
  6. 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
  7. 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
  8. 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
  9. 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
  10. 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
  11. 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
  12. 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
  13. 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
  14. 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
  15. 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
  16. 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
  17. 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
  18. 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
  19. 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
  20. 20 📖 Not 📖163 kelime
  21. 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
  22. 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
  23. 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
  24. 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
  25. 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
  26. 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
  27. 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
  28. 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
  29. 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
  30. 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
  31. 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime · Okuduğun bölüm
  32. 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
  33. 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime

28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku
Aradan bir ay geçmişti.
Sude’ye yazmadan duramıyordum. İçimde hâlâ küçücük bir umut vardı. Belki bir gün cevap verirdi, belki konuşmak isterdi, belki de yaşadığımız onca şeyin ardından yeniden birbirimizi anlayabilirdik.
Ama her mesajım aynı sessizlikle karşılaşıyordu.
Ne bir cevap vardı ne de bir açıklama.
Her yazdığımda içimdeki umut biraz daha azalıyor, yerini çaresizliğe bırakıyordu. Yine de vazgeçemiyordum. Çünkü insan bazen karşısındaki kişinin artık dönmeyeceğini hissetse bile, kalbi bunu kabullenmekte aklından çok daha geç kalıyordu.
Sonunda bir karar verdim.
Ankara’ya gidecektim.
Belki yüz yüze konuşursak her şey farklı olurdu. Belki beni karşısında görünce konuşmak isterdi. Belki de mesajlarla anlatamadığımız şeyleri birbirimizin gözlerine bakarak anlatabilirdik.
Bilmiyordum.
Tek bildiğim, denemek istediğimdi.
Ankara’ya vardığımda telefonumu elime aldım ve Sude’ye mesaj attım:
— Ankara’ya geldim Arif, Yaldız Caddesindeyim… belki gelirsin?
Mesajı gönderdikten sonra beklemeye başladım.
Bir dakika geçti.
Sonra birkaç dakika daha…
Gözüm sürekli telefondaydı. Her bildirimde içimde bir kıpırtı oluşuyor, sonra beklediğim kişinin o olmadığını görünce yeniden hayal kırıklığına uğruyordum.
Bekledim.
Belki gelirdi diye bekledim.
Belki beni görünce her şey değişirdi diye bekledim.
Ama Sude gelmedi.
Benim Ankara’ya gelişim, içimde taşıdığım umutla birlikte orada kaldı. Bir kez daha istediğim şey olmamıştı. Üzgün, kırgın ve çaresiz bir hâlde İstanbul’a geri döndüm.
Yine de eve dönerken içimde hâlâ cevaplanmamış sorular vardı.
Neden gelmemişti?
Beni görmek istemiyor muydu?
Yoksa benim bilmediğim başka bir şey mi vardı?
O soruların cevabını çok geçmeden, hiç beklemediğim bir şekilde öğrenecektim.
Eve döndüğümde telefonum çaldı.
Tanımadığım bir numaraydı.
Açtım.
Karşımdaki kişi konuşmaya başladı:
— Knk, ben Yusuf. Tanıdın mı?
Şaşırmıştım. Sesini tanımıyordum.
— Tanımadım… kim bu?
Ardından söylediği söz, o ana kadar yaşadığım bütün acıların üzerine yeni bir darbe gibi indi:
— Ben Sude’nin sevgilisiyim, kızdan uzak dur.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Elim ayağım titremeye başladı. Sanki az önce duyduğum cümleyi anlamamıştım. Kafamda tek bir soru vardı: Ne dedi bu?
Sude’nin sevgilisi mi?
Nasıl yani?
Daha ayrılalı bir ay bile olmamıştı. Ben hâlâ onun geri dönmesini bekliyor, belki bir gün konuşuruz diye umut ediyordum. Hatta onu görebilmek için Ankara’ya kadar gitmiştim.
Peki, o sırada hayatında başka biri mi vardı?
Kendimi toparlamaya çalışarak sordum:
— Sen kimsin olum?
Yusuf sakin bir şekilde cevap verdi:
— Sevgiliyim.
O kelime zihnimde yankılandı.
Sevgiliyim.
Benim için yalnızca bir kelime değildi bu. O an, bildiğimi sandığım bütün gerçekleri sorgulamama neden olan bir cümleydi.
İnanmak istemedim.
Yanlış anlamış olabilirdim. Belki bir şeyleri karıştırıyordu. Belki de bana söylenenlerin bir açıklaması vardı.
Bu yüzden kanıt istedim.
— SS at!
Yusuf ekran görüntülerini gönderdi.
Mesajları gördüğümde içimdeki şüphe, yerini çok daha ağır bir duyguya bıraktı.
Sude, Yusuf’a benden aylar önce ayrıldığını söylemişti.
Ama tarihler…
Tarihler birbiriyle örtüşmüyordu.
12 Nisan günü tanışmışlardı.
Ben o tarihlerde hâlâ Sude’yle yaşadıklarımızı düşünüyor, aramızdaki ilişkinin bir şekilde düzelebileceğine inanıyordum. Onunla yeniden konuşacağımız, belki bir gün buluşacağımız ihtimalini içimde taşıyordum.
Şimdi öğrendiğim şeyler karşısında geçmişe dönüp her şeyi yeniden düşünmeye başladım.
Ben umut ederken o başka biriyle mi konuşuyordu?
Ben onu beklerken o başka birine mi yakınlaşıyordu?
Ben birlikte yaşayamadığımız şeylerin hayalini kurarken o başkasıyla mı buluşuyordu?
Yusuf’un anlattıklarına göre Sude onunla buluşmuş, onu evine bırakmış, ona sarılmış ve birlikte sinemaya gitmişti.
Her yeni bilgi, içimde başka bir şeyi kırıyordu.
Bir zamanlar birlikte yapmayı hayal ettiğimiz şeyleri düşünüyordum. Sinemaya gitmek, yan yana oturmak, birbirimizin yüzüne bakarak konuşmak… Bizim için ne kadar özel olan şeylerdi bunlar.
Ben onunla bunları yaşayabilmek için beklemiştim.
Şimdi ise başka biriyle yaşadığını öğreniyordum.
Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Ellerim titriyordu. Aklımda aynı soru dönüp duruyordu:
Nasıl yapabildin, Sude?
Ona mesaj attım:
— Bunu nasıl yaptın, Sude? Nasıl… sen beni aldatmışsın resmen.
Ama cevap gelmedi.
Sude, Yusuf’la yazışıyordu. Bana ise yine sessizlik düşmüştü.
Bir kez daha, söyleyecek çok şeyim olduğu hâlde karşımdaki insana ulaşamıyordum. Onunla konuşmak, kendi ağzından bir açıklama duymak istiyordum. Çünkü gördüklerim ve öğrendiklerim, inandığım bütün o güzel anıları sorgulamama neden oluyordu.
Yusuf’la konuşmaya devam ettim. Öfkeliydim. Ne diyeceğimi, nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum.
O gün saatlerce parkta oturdum.
Etrafımdaki insanlar gelip geçiyordu. Hayat herkes için normal bir şekilde devam ediyordu. Ama benim için zaman durmuş gibiydi.
Gözlerim doluydu. Düşüncelerim darmadağın olmuştu. Bir yandan öfkeleniyor, bir yandan yaşadıklarımı anlamlandırmaya çalışıyordum.
Bir ay önce ayrılığın acısıyla baş etmeye çalışıyordum.
Şimdi ise geçmişimi sorguluyordum.
Benim için gerçek olan neydi?
Söylediği sevgi sözcükleri mi?
Birlikte kurduğumuz hayaller mi?
Son konuşmamızda ağlayarak birbirimize seslenişimiz mi?
Yoksa şimdi öğrendiklerim mi?
Eve vardığımda saat 03.30 olmuştu.
Ama uyuyamadım.
Ev bana dar geliyordu. Her köşe, her sessizlik, zihnimde yeniden başlayan düşünceler… Hiçbirinden kaçamıyordum.
Telefonu elime aldığımda aklıma yine aynı soru geldi:
Sude, benim numaramı neden başka birine vermişti?
Beni arayan kişi yalnızca hayatında biri olduğunu söylemekle kalmamış, aynı zamanda benden uzak durmamı istemişti.
Bunu neden doğrudan Sude söylememişti?
Neden kendi aramızda konuşup bir sonuca varmak yerine, hiç tanımadığım bir adamla bu şekilde muhatap olmuştum?
Bu soruların cevabını bilmiyordum.
Ama yaşadığım şeyin beni ne kadar incittiğini biliyordum.
Ben Sude’yi yıllarca sakınmış, onu incitmemek için elimden geleni yapmış, kendi içimde ne kadar kırılmış olursam olayım onu sevmekten vazgeçememiştim.
Şimdi ise numaramın başka birinin elinde olması ve o kişinin beni arayıp hayatımdan çıkmamı istemesi, içimde bambaşka bir yara açmıştı.
Bu yalnızca kıskançlık değildi.
Yalnızca onu başka biriyle düşünmenin acısı da değildi.
Kendimi değersizleştirilmiş ve saygısızlığa uğramış hissediyordum.
Telefonu kapattıktan sonra bile ellerim titremeye devam etti. Öfkem büyüyordu. Bir yandan Sude’ye söylemek istediğim sözler aklımdan geçiyor, diğer yandan geçmişte onun için yaptıklarımı düşünüyordum.
Kendi kendime fısıldadım:
— Ben Sude’yi korumak için neler yaptım… O ise beni bilmediğim bir çocuğa yem yaptı.
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
— Sude, sen bana bunu nasıl yapabildin? Sevgilin olmuş, saygındır. Ama benim numaramı nasıl verirsin? Beni nasıl onun karşısında küçük düşürürsün?
Bir süre sonra aklıma başka bir ihtimal geldi.
Acaba bütün bunlar bilinçli miydi?
Beni incitmek mi istemişti?
Bana artık hayatında yer olmadığını bu şekilde mi göstermeye çalışıyordu?
Bunların hiçbirini bilmiyordum. Yalnızca tahmin ediyordum. Çünkü Sude’den bir açıklama alamamıştım.
Belki de en çok bu belirsizlik canımı yakıyordu. Yaşadığım olayın üzerine bir de cevapsız sorular eklenmişti.
Bir zamanlar beni kıskanan, benimle gelecek hayalleri kuran, bana sevgi sözcükleriyle seslenen insanı düşünüyordum.
Şimdi ise onun hayatında başka biri vardı.
Ben hâlâ geçmişimizle uğraşırken o, bambaşka bir hayatın içinde görünüyordu.
O gece kendimi yine yürüyen bir ölü gibi hissettim. Bedenim buradaydı ama zihnim öğrendiklerimin içinde sıkışıp kalmıştı. Ne uyuyabiliyor ne de düşüncelerimi susturabiliyordum.
Ve o an anladım ki, ayrılığın acısı henüz dinmemişken öğrendiğim bu gerçekler, yaralarımı daha da derinleştirmişti.
Ben yalnızca Sude’yi kaybettiğimi düşünüyordum. Şimdi ise birlikte yaşadığımız geçmişin ne kadarını doğru bildiğimi sorguluyordum.
İhanetin en ağır yanı bazen yalnızca sevdiğin kişinin başka biriyle olması değildir. Bir zamanlar bütün kalbinle inandığın şeylerin anlamını kaybetmeye başlamasıdır.
Ben Sude’yi sevmiştim.
O sevgiyi gerçek bilmiştim.
Ve şimdi, yaşadığım her şeyi yeniden düşünmek zorundaydım.
Bölüm Notu
Güven kırıldığında insan yalnızca karşısındaki kişiye duyduğu inancı kaybetmez; geçmişte yaşadığı güzel anılara bile şüpheyle bakmaya başlayabilir. Arif’in acısı, Sude’nin hayatında başka birinin olduğunu öğrenmesiyle sınırlı değildir. Onu asıl sarsan, kendi bekleyişiyle öğrendiği gerçekler arasındaki uçurumdur.
“Bazen bir telefon, yalnızca bir gerçeği açıklamaz; geçmişte inandığın her şeyi yeniden sorgulatır.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…