Bölümler 33Şu an: Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları
Sude’nin hayatında yalnızca ailesi ve Arif yoktu. Kendi dünyasını paylaştığı, kimi zaman güldüğü, kimi zaman dertleştiği, kimi zamansa hiçbir şey söylemeden yanında durabildiği arkadaşları vardı.
Her biri birbirinden farklıydı. Kimi sert görünüşünün ardına duygularını saklıyor, kimi dünyaya hâlâ umutla bakıyor, kimi sessizliğiyle huzur veriyor, kimi de kendi kurallarını koyup bildiği yoldan yürüyordu.
Ama hepsinin Sude’nin hayatında ayrı bir yeri vardı.
Ela, grubun en sert karakterlerinden biriydi.
Özellikle sahtekâr ve çıkarcı erkeklere karşı tahammülü yoktu. Erkeklerle arasına mesafe koyar, kolay kolay kimseye güvenmezdi. Onun dünyasında güven kazanmak öyle birkaç güzel sözle mümkün değildi. Sert duruşu ve gerektiğinde geri adım atmayan tavrıyla grubun koruyucusu gibiydi.
Ama Ela’yı yalnızca bu yönüyle tanımak büyük bir eksiklik olurdu.
Çünkü onun bir de insanı hem güldüren hem de başkasının yerine utanmasına neden olan o tuhaf, komik hâlleri vardı. Abartılı mimikleri, değişen ses tonları ve bazen nereden çıktığı belli olmayan esprileriyle ortamın havasını bir anda değiştirebilirdi.
Bir bakmışsın herkese ciddi ciddi çıkışıyor, bir bakmışsın yaptığı bir hareketle herkesi kahkahaya boğuyordu.
Ela, grubun hem en sert hem de en eğlenceli insanlarından biriydi.
Sude de onu bütün bu hâlleriyle kabulleniyordu. Çünkü Ela’nın sertliğinin ardında, dostlarına bağlı bir insan vardı. Herkesin kolay kolay yaklaşamadığı bu kız, güvendiği insanların yanında bambaşka birine dönüşebiliyordu.
Belki de erkeklere karşı bu kadar mesafeli olmasının ardında, kimsenin kolayca göremediği duygular vardı. Belki de kalbini korumak için etrafına görünmez duvarlar örmüştü.
Bunu tam olarak kim bilebilirdi ki?
Buse ise Ela’nın neredeyse tam tersiydi.
Sude’nin en eski dostuydu. Hayata bakışında, insanlara yaklaşımında ve aşka olan inancında farklı bir saflık vardı. Buse için aşk, hâlâ güzel ihtimallerle dolu bir hikâyeydi. İnsanların birbirini gerçekten sevebileceğine, bir gün karşısına çıkacak kişinin bütün o hayallerini gerçeğe dönüştürebileceğine inanıyordu.
Kalbinin henüz büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaşmamış olması, bu inancını daha da güçlü kılıyordu.
Bazen konu aşka geldiğinde Buse, kötü ihtimalleri düşünmek bile istemezdi. Birileri insanların mutlaka hayal kırıklığı yaşayabileceğini söylediğinde hemen itiraz ederdi.
“Hayır, bana öyle bir şey olmaz.”
Bu cümleyi söylerken içtenlikle inanıyordu.
Sude ise onu dinlerken zaman zaman içten içe düşünürdü. Buse’nin bu saf inancını seviyordu ama hayatın her zaman insanın istediği gibi ilerlemediğini de biliyordu.
Yine de Buse’nin o umut dolu hâlinin Sude’ye iyi gelen bir tarafı vardı. İnsan bazen kendi umudunu kaybetmeye yaklaşırken, bir başkasının hâlâ inanabiliyor olmasından güç alırdı.
Buse de Sude için biraz böyleydi.
Aralarındaki dostluk, her şeyi uzun uzun anlatmalarını gerektirmiyordu. Bazen bir bakış, bazen kısa bir konuşma, bazen de birlikte geçirilen sessiz bir an yeterliydi. Birbirlerinin ne hissettiğini her zaman kelimelerle açıklamalarına gerek yoktu.
Sude, Buse’nin hassas kalbini tanıyordu. Onu incinmekten bütünüyle koruyamayacağını bilse de, gerektiğinde yanında olmak istiyordu.
Çünkü Buse’nin dünyaya duyduğu inanç, korunmaya değer bir şeydi.
Zehra grubun en küçüğüydü.
Onun dünyası diğerlerininkinden daha sakin görünüyordu. Hayatın karmaşasıyla henüz onlar kadar iç içe olmamıştı. Merak ettiği pek çok şey, keşfetmek istediği kocaman bir dünya vardı önünde.
Zehra, her zaman çok konuşan biri değildi. Bazen sessiz kalır, çevresinde olup bitenleri izlerdi. Ama onun sessizliği, ilgisizlikten değil, dinlemeyi ve anlamayı bilmesinden geliyordu.
Sude için Zehra’nın yanında olmak, biraz olsun nefes almak demekti.
Hayatın sorunları üst üste geldiğinde, insan bazen kendisini açıklamak zorunda kalmayacağı birini arardı. Her cümlesine karşılık verilmesini, her kararının sorgulanmasını istemezdi. Yalnızca dinlenmek ve anlaşılmak isterdi.
Zehra, Sude’ye bu hissi verebilen insanlardan biriydi.
Onun yanında her şeyin hemen çözülmesi gerekmiyordu. Bazen yalnızca oturmak, konuşmak ya da susmak bile yeterliydi.
Her ne kadar grubun en küçüğü olsa da dostluk söz konusu olduğunda geri planda kalmazdı. Sevdiği insanların yanında durur, gerektiğinde kendi çekingenliğini bir kenara bırakırdı.
Sude de Zehra’nın bu sakinliğine değer veriyordu. Çünkü her arkadaş aynı şekilde destek olmazdı. Kimi seni güldürür, kimi sana akıl verir, kimi de hiçbir şey yapmadan yanında durarak kendini daha az yalnız hissetmeni sağlardı.
Zehra’nın yeri biraz da buydu.
Beyza ise grubun en özgür ruhlu ve asi karakteriydi.
Hayatını kendi istediği gibi yaşamayı seviyordu. Kurallara pek bağlı değildi ve başkalarının onun hakkında ne düşündüğünü her zaman önemsemiyordu. Kendi seçimlerini yapıyor, kendi yolunu çiziyordu.
Özellikle erkeklerle olan ilişkileri, grubun diğer üyelerinden farklıydı. Maddi imkânları olan erkeklerle konuşuyor, zaman zaman onların evlerine gidiyordu. Bu tercihlerini gizlemiyor, çevresindekilerin düşüncelerinden dolayı da kolay kolay geri adım atmıyordu.
Bu yüzden bazıları ona çapkın diyordu.
Beyza ise insanların kendisine taktığı isimlerle uğraşmak yerine hayatını yaşamayı tercih ediyordu.
Sude, Beyza’ya baktığında bazen hayranlık, bazen de endişe duyuyordu. Beyza’nın başkalarının düşüncelerinden bağımsız hareket edebilmesi dikkatini çekiyordu. Fakat onun seçtiği hayatın beraberinde getirebileceği riskleri de düşünmeden edemiyordu.
Yine de Beyza, kendi kararlarını kendi vermek istiyordu.
Dışarıdan bakıldığında ne kadar umursamaz ve güçlü görünse de onun da herkese göstermediği bir tarafı vardı. İnsanların karşısında dimdik durmak, insanın hiçbir zaman kırılmadığı anlamına gelmezdi.
Belki Beyza da bazı şeyleri içinde tutuyordu. Belki de bunları yalnızca gerçekten güvendiği insanlara gösteriyordu.
Sude ile arasındaki bağ da her zaman uzun konuşmalardan oluşmuyordu. Bazen birbirlerini anlamaları için birkaç kelime yetiyordu. Bazen de konuşmadan geçirdikleri zaman, söyledikleri her şeyden daha anlamlı oluyordu.
Beyza, Sude’ye hayatın farklı yüzlerini gösteriyordu. Herkesin aynı şekilde düşünmediğini, aynı seçimleri yapmadığını ve aynı hayallerin peşinden koşmadığını hatırlatıyordu.
Ela, Buse, Zehra ve Beyza…
Her biri farklı bir karakterdi. Farklı düşünceleri, farklı alışkanlıkları ve hayata karşı farklı duruşları vardı. Bir araya geldiklerinde her zaman aynı fikirde olmayabilirlerdi ama onları birbirine bağlayan şey, birbirlerinin aynısı olmaları değildi.
Belki de dostluk tam olarak buydu.
Bir insanı kendine benzetmeye çalışmadan tanımak, onun farklılıklarını görmek ve her şeye rağmen hayatında ona bir yer açmak.
Sude’nin hayatındaki bu kızların her biri, onun dünyasının başka bir köşesini temsil ediyordu. Onlarla güldüğü, konuştuğu, dertleştiği anlar; yaşadığı bütün diğer şeylerin arasında kendisine ait bir alan oluşturuyordu.
Çünkü insanın hayatı yalnızca âşık olduğu kişiden ibaret değildi. Bazen bir arkadaşın söylediği saçma bir söz, bazen birlikte geçirilen sıradan bir gün, bazen de hiçbir açıklama beklemeden yanında duran biri insana güç verebilirdi.
Ve Sude’nin hayatında bu kızların her birinin kendine özgü bir yeri vardı.
“Hayat, herkes için farklı renklerden ve hikâyelerden oluşur. Bazen aynı ortamda, birbirinden tamamen farklı hayatlar bir araya gelir. Sude’nin arkadaşları da böyleydi; farklı hayalleri, farklı beklentileri vardı. İşte bu farklılıklar, bazen en zor anlarda bile birbirimize tutunmamızı sağlar. Çünkü gerçek dostluk, kusurlarımızla, zaaflarımızla yan yana durabilmektir.”
Bu bölümün şarkısı: Model – Dünya Tek Biz İkimiz
Bölüm etkileşimi
