Bölümler 33Şu an: 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda
O gün… Artık içimde taşıdığım acıya dayanmakta zorlanıyordum. Sude’nin yokluğu, geceler boyu süren uykusuzluk ve cevapsız kalan sorular beni tükenme noktasına getirmişti.
Telefonumu elime aldım ve onun bir arkadaşına yazdım:
— Artık yaşamak istemiyorum galiba… Ben artık babamın yanına gitmek istiyorum. Bu hayat çok acımasız.
Arkadaşım her zamanki gibi sert ve kırıcı biriydi. Ama bu kez yazdıklarımı Sude’ye iletmişti.
Bir süre sonra telefonuma bir SMS geldi.
Sude engelimi açmıştı.
Mesajında yalnızca şunu yazıyordu:
— Arif, Instagram’a bak.
Hemen Instagram’a girdim. Sonunda konuşmaya başlamıştık. İçimizde birikenleri konuştuk; ayrılıktan sonra bile birbirimize söyleyemediğimiz şeyleri dile getirdik. Garipti… Sevgiliyken yapamadığımız bazı şeyleri, ayrıldıktan sonra yapabiliyorduk.
Sonra Sude sesli konuşmak istedi.
Ben de bunun son konuşmamız olacağını düşünerek kabul ettim.
O gün onu aradım.
Telefon açıldığında sesim titriyordu. Konuşmaya çalışıyor ama gözyaşlarımı tutamıyordum. Ben ağlıyordum, o da ağlıyordu. İkimiz de bir zamanlar birbirimize bu kadar yakınken şimdi nasıl bu noktaya geldiğimizi biliyor, belki de kabullenemiyorduk.
O an, zamanın biraz daha yavaşlamasını istedim.
Keşke o konuşma hiç bitmeseydi. Keşke birbirimize söyleyeceklerimiz tükenmeseydi. Keşke aramızdaki mesafeler, kırgınlıklar ve yaşadığımız bütün acılar bir anlığına ortadan kalksaydı.
Ama bazı konuşmalar vardır; ne kadar uzatırsan uzat, sonunda vedaya varır.
O gün birlikte “Sen İstanbulsun” şarkısını açtık.
Bir zamanlar aynı şarkıyı dinlerken birbirimize yakın hissettiğimiz o anlar gözümün önünden geçti. Şimdi yine aynı şarkı çalıyordu ama bu kez her şey farklıydı. Eskiden geleceğimizi hayal ederek dinlediğimiz şarkıyı, şimdi geçmişimizi hatırlayarak dinliyorduk.
Son kez birbirimize fısıldadık:
— Aşkımmm…
— İlk aşkımmm…
— Arifimmm…
— Sudemmm…
O kelimeler bir zamanlar bizim dünyamızdı. Bize ait küçük bir dilimiz, başkalarının anlayamayacağı kadar özel bir yakınlığımız vardı.
O geceyse aynı kelimeler, vedamızın içinde yankılanıyordu.
Belki ikimiz de bir şeylerin sona erdiğini biliyorduk. Belki de hiçbirimiz bunu gerçekten kabul etmek istemiyorduk.
Sabah olduğunda vedalaştık.
Ve telefon kapandı.
Bir zamanlar saatlerce konuşsak bile birbirimize doyamadığımız insanla artık konuşacak bir geleceğimiz kalmamıştı.
Ama ben henüz içimdeki son sözleri söyleyememiştim.
Eski mesajlarımızı alıp bir story olarak paylaştım. Kimsenin görmesini istemiyordum; yalnızca Sude görsün diye paylaşmıştım. İsmi bile görünmüyordu. Benim için o mesajlar, geçmişimizden geriye kalan küçük bir parçaydı.
Fakat Sude story’yi görünce beni yeniden engelledi.
Telefonumu elime alıp ona SMS attım:
— Tekrar mı engelledin beni?
Sude cevap verdi:
— Eski mesajlarımızı paylaştın. Ne yapmaya çalışıyorsun?
Sakin kalmaya çalışarak yazdım:
— Öylesine paylaştım, ne var bunda?
Ardından onun cevabı geldi:
— Benden izinsiz paylaşamazsın.
Yine tartışıyorduk.
Az önce birlikte ağlamış, aynı şarkıyı dinlemiş, birbirimize son kez sevgi sözcükleriyle seslenmiştik. Şimdiyse birkaç eski mesaj yüzünden yeniden karşı karşıyaydık.
O an içimde biriken her şeyin dışarı çıkmaya başladığını hissettim.
Ben, onun için ne çok şeyi kabullenmiştim.
Ömür boyu beklemeye bile razıydım. Bir gün buluşabileceğimize, bir gün bütün bu mesafelerin biteceğine inanmak istemiştim. Aklımda hâlâ birlikte yaşayacağımız günler, yan yana oturacağımız akşamlar vardı.
Ama artık kendime sormadan edemiyordum:
Ya biz hiçbir zaman buluşamayacaksak?
Ya bütün o hayaller yalnızca birbirimize anlattığımız sözlerden ibaret kalacaktıysa?
Belki de birbirimizi, bir gün gerçekleşeceğine inandığımız bir gelecekle avutmuştuk. Ben beklemeye razıydım ama beklediğim şeyin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyordum.
Ve bu belirsizlik, içimdeki son umutları da tüketiyordu.
Bütün bunlara rağmen Sude bana kötü davranmaya devam ediyordu. Küfürler ediyor, sözleriyle beni yaralıyordu. Bir noktadan sonra ben de ona aynı şekilde karşılık vermeye başladım.
Sanki ben onu aldatmışım, ona ihanet etmişim, ondan nefret ediyormuşum gibi bir hâlin içine düşmüştük.
Oysa bir zamanlar birbirimize aşkım diye seslenen, geleceğini birlikte hayal eden iki insandık.
Şimdi birbirimizi en çok inciten sözleri söylemeye başlamıştık.
En sonunda Sude, son noktayı kendisinin koyacağını söyledi.
Ben aslında bunun olmayacağını düşünüyordum. Çünkü benim gözümde, yaşadığımız her şeye rağmen hâlâ korkularının arkasına saklanan biriydi.
Ona şöyle yazdım:
— Sen kardeşini bile kıskanıyordun, ama şunu unutma: Kimse benim sevdiğim gibi sevmeyecek, sevilmeyeceksin… Bak, senin acizliğin işte bu.
Sonra mesajına bakmadım.
Bu kez gerçekten son sözü söyleyip kendi içimde noktayı koymak istiyordum.
Ama konuşma burada bitmedi.
Sude benim yaralarımdan vurmaya başladı. Canımı acıtacağını düşündüğü şeyleri söylüyordu. Belki de o an ikimiz de birbirimizi incitmekten başka bir şey yapamıyorduk.
Fakat ben artık cevap vermedim.
Çünkü bir noktadan sonra insan, kendini anlatmaya çalışmaktan yoruluyor. Ne söylerse söylesin anlaşılmadığını hissettiğinde, susmayı seçiyor.
O, benim yaralarımdan vurmaya başladı… ama ben yazmadım bile. Çünkü o yaralar, benim canımı acıtmayacak kadar küçüktü.
Belki de ilk kez, onu kaybetmenin acısıyla kendi değerimi birbirinden ayırmaya çalışıyordum.
Onu sevmiştim. Hem de bütün kalbimle.
Beklemiştim, inanmıştım, hayaller kurmuştum. Bazen öfkelenmiş, bazen kırılmış, bazen de her şeye rağmen yeniden umutlanmıştım.
Ama artık bu hikâyenin içinde daha fazla ne söyleyebileceğimi bilmiyordum.
O konuşma, benim için yalnızca Sude’ye veda etmek değildi. Aynı zamanda bir zamanlar inandığım geleceğe, birlikte kurduğumuz hayallere ve bir gün her şeyin düzeleceğine dair umuduma da veda etmekti.
Belki de en zor veda buydu.
Çünkü bir insanın hayatından çıkmasıyla, onunla kurduğun hayatın da sona erdiğini kabul etmek aynı şey değildi.
Ben Sude’ye veda etmeye çalışıyordum.
Ama içimde, onunla hayal kuran Arif hâlâ yaşıyordu.
Bölüm Notu
Bazen son konuşma, her şeyi düzeltmek için değil, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamak için yapılır. İki insan birbirini hâlâ geçmişleriyle hatırlarken, bugünün kırgınlıkları onları birbirinden uzaklaştırabilir. Ve bazen veda etmek, sevgiyi bir anda bitirmek değil; o sevgiyle kurduğun geleceği bırakmaya çalışmaktır.
“Bazı vedalar bir telefonun kapanmasıyla biter; insanın içinde ise çok daha uzun sürer.”
Bölümün şarkısı: Gökhan Türkmen – Sen İstanbulsun
Bölüm etkileşimi
