Bölümler 33Şu an: Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler
Arif’in iç sesiyle
Bir gün Sude, ailesiyle birlikte dışarı çıkmıştı. Mağazalara gidecek, birkaç şey alacaklardı. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir gündü belki. Ama Sude’nin anlattıklarını dinledikçe, onun için sıradan bir günün bile ne kadar yorucu olabileceğini anladım.
Çünkü mesele yalnızca nereye gidecekleri ya da ne alacakları değildi. Mesele, Sude’nin kendi hayatıyla ilgili en küçük kararlarda bile sürekli sorgulanmasıydı.
Evde ne giydiğine karışıyorlardı. Dışarı çıktığında ne giyeceğine, nasıl görüneceğine, hangi kıyafeti beğenip hangisini seçeceğine kadar her şey kontrol altındaydı.
Sude bana ailesinin söylediklerini anlatırken, onların seslerini duymama gerek yoktu. Sözcüklerin ardındaki baskıyı hissetmek için onun anlattıkları yetiyordu.
Babası, evin içinde şort giydiğini görünce ona çıkışmıştı.
“Evin içinde şort giyilir mi?”
Sude de kendince karşılık vermişti.
“Nerede giyilecek acaba?”
Basit bir soruydu bu. Ama bazen en basit sorular bile insanın ne kadar sıkışmış olduğunu gösterirdi.
Sude’nin anlatımına göre ailesinin düşüncesi açıktı: Her istediğini giyemezdi. Özellikle de dışarıda.
Onu dinlerken içimde bir şeyler sıkışıyordu. Sevdiğim insanın, kendi kıyafetini seçerken bile bu kadar baskı altında kalmasına üzülüyordum.
Keşke yanında olabilseydim, diye düşündüm.
Keşke elini tutup ona, kendi hayatı hakkında söz sahibi olmayı hak ettiğini söyleyebilseydim. Keşke yaşadığı her tartışmada kendisini açıklamak zorunda kalmasaydı.
Ama ben kilometrelerce uzaktaydım. Onun yanında olmayı istiyordum; yine de yalnızca mesajların diğer ucundan ona ulaşabiliyordum.
Sude bir de ailesinin kıyafetler konusunda özellikle ne kadar ileri gittiğini anlattı.
“Omzum gözükür, askılı falan giyme sakın,” dediklerini söyledi.
Mağazalarda ona kıyafetler gösteriyor, fakat beğenmediğinde bu kez de neden beğenmediği üzerinden tartışma çıkıyordu. Annesinin söylediği sözler Sude’nin canını sıkmıştı.
“Olur mu, o böyle açık şeyleri seviyor. Buralarını açar, yoldan çıkar.”
Bunu duyduğumda öfkelendim.
Bir insanın giymek istediği bir kıyafet yüzünden böyle suçlanması bana ağır geliyordu. Sude yalnızca bir kıyafeti beğeniyordu. Ama ailesi, onun seçimini bile bambaşka anlamlara çekiyordu.
İçimden, Olur mu öyle şey? İnsan sevdiği kıyafeti giydi diye nasıl böyle düşünürler? diye geçirdim.
Sonra Sude başka bir şey anlattı.
“Evde bir tane crop top var,” dedi. “Abimin kız arkadaşı hediye etmişti. Onu giyiyorum ama çok açık değil, sadece küçük bir kısmı açık.”
Bu kıyafetin bile başlı başına bir meseleye dönüşeceğini tahmin edemezdim.
Babası bunu duyunca annesine dönüp şöyle demişti:
“Kızına nasıl bunu giydiriyorsun? Çarp ağzının ortasına bir tane!”
O an içimdeki öfke daha da büyüdü. Bir kıyafet yüzünden böyle bir sözün söylenmesi, Sude’nin kendisini nasıl hissettiğini düşünmeme neden oldu.
İçimden, Ben onlara bir çarparım, diye geçirdim.
Ama bu yalnızca öfkeyle aklımdan geçen bir düşünceydi. Gerçekte yapabileceğim şeyler sınırlıydı. Üstelik Sude’nin ihtiyacı olan şey, benim öfkemi büyütmemden çok, kendisini anlatabildiği ve anlaşıldığını hissettiği biriydi.
Sude anlatmaya devam etti.
“Geçen babam beni çağırdı,” dedi. “Bunu sen mi aldın diye sordu.”
Ona, kıyafeti kendisinin almadığını; abisinin kız arkadaşının içinden gelerek hediye ettiğini söylemişti.
Babası ise annesine dönüp:
“İyi tamam, kardeşin giyer,” demişti.
Sude’nin anlattığına göre, bu sözle kıyafetin kendisine değil, kardeşine uygun olduğunu ima ediyordu. Oysa ortada yalnızca bir kıyafet vardı. Sude’nin gözünde bunun bu kadar büyütülmesi anlamsızdı.
Üstelik babası crop top’u elinden çekip almış ve şöyle demişti:
“Söyle, yenisi alsın. Bedeni bilmiyor herhalde, çocuk reyonundan almış.”
Sude bunları anlatırken ben yalnızca sözleri duymuyordum. Onun her seferinde kendisini açıklamak zorunda kalışını, bir şey beğendiğinde bile rahatça karar veremeyişini düşünüyordum.
İnsan bazen bir başkasının yaşadığı sıkıntıyı ortadan kaldırmak ister. Sevdiği kişinin üzülmesini istemez; onun yerine o tartışmaları karşılamayı, bütün yükü kendi omuzlarına almayı düşünür.
Ben de öyle hissediyordum.
Onu korumak istiyordum. Birinin ona bu şekilde davranmasına öfkeleniyordum. Sude’nin özgürce giyinebildiği, seçimlerini korkmadan yapabildiği bir hayatı olsun istiyordum.
Ama uzaktan sevmek, bazen insanın elini kolunu bağlıyordu.
Yanında olmayı istesem de onun yerine karar veremezdim. Ailesiyle yaşadığı sorunları bir mesajla çözemezdim. Onun adına bütün zincirleri kıramazdım.
Yapabildiğim şey, onu dinlemekti.
Bazen insanın sevdiği kişiyi koruması, bütün sorunlarını onun yerine çözmesi demek değildir. Bazen yalnızca yanında durmak, yaşadıklarını küçümsememek ve kendi sesini bulabilmesi için ona alan tanımaktır.
Sude benim minik, güzel kızımdı.
Onun üzülmesini istemiyordum. Kendi hayatını korkmadan yaşayabildiği, ne giyeceğine karar verirken kendisini savunmak zorunda kalmadığı günleri hayal ediyordum.
Belki bir gün her şey değişirdi. Belki bir gün kendi kararlarını daha özgürce verebilirdi.
Ben de o günleri görebilmesini istiyordum.
Çünkü bazı zincirler görünmezdi. Ne kapıya vurduğunda ses çıkarırlardı ne de insan onları elleriyle tutabilirdi. Ama insanın attığı her adımda kendilerini hissettirirlerdi.
Sude’nin anlattıklarını dinlerken, onun hayatındaki o görünmeyen zincirleri daha iyi anlıyordum.
Ve bütün çaresizliğime rağmen, onun bir gün özgürce nefes alabileceğine inanmak istiyordum.
“Özgürlük bazen görünmeyen zincirlerle sınanır. Sevdiğimiz insanı korumak isterken, onun kendi yolunu bulmasına izin vermek zor olabilir.”
Bu bölümün şarkısı: Bir derdim var - Mor ve ötesi
Bölüm etkileşimi
