Bölümler 35Şu an: 31.Bölüm – Açıklama Bekleyişi
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
- 34 31.Bölüm – Açıklama Bekleyişi989 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 32.Bölüm – Gözlerden Saklanan Çöküş609 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
31.Bölüm – Açıklama Bekleyişi
Sude’den istediğim tek şey küçücük bir açıklamaydı.
Bana uzun uzun yazmasına gerek yoktu. Saatlerce konuşmamıza da gerek yoktu. İçimdeki sorulara cevap olacak birkaç cümle bile yeterdi.
Hatta belki gerçeği duymak canımı daha çok yakacaktı. Belki söyleyecekleri, içimde kalan son umutları da yok edecekti. Ama yine de bilmek istiyordum.
Çünkü insan bazen acı bir gerçeği, belirsizliğin içinde yaşamaya tercih eder.
Ben de öyleydim.
Ne yaşandığını, neden böyle olduğunu, bir zamanlar benimle gelecek hayalleri kuran insanın nasıl olup da hayatından bu kadar kolay çıkabildiğini anlamak istiyordum.
Ama Sude susuyordu.
Ve ben, her geçen gün o sessizliğin içinde biraz daha kayboluyordum.
Dayanamadım.
Telefonumu elime aldım ve Yusuf’a yazdım.
İçimde biriken öfkeyi artık tutamıyordum. Çünkü bu hikâyenin böyle bitmesini kabul edemiyordum. En azından bir açıklamayı hak ettiğimi düşünüyordum.
Ona şöyle yazdım:
— Sude bana hesap vermek zorunda, bu iş böyle bitmez!
Yusuf’un cevabı gecikmedi:
— Ne hesabı oğlum? Uzak dur sen ondan.
Bu sözler öfkemi daha da artırdı.
Benim yaşadıklarımı bilmiyordu. Bir zamanlar Sude’yle neler konuştuğumuzu, nasıl hayaller kurduğumuzu, onun için neleri göze aldığımı bilmiyordu. Ama sanki bütün hikâyeyi biliyormuş gibi karşıma geçip bana uzak durmamı söylüyordu.
Parmaklarım öfkeyle klavyeye gitti:
— Lan sen kimsin mk! Bana hesap vermesi gereken O! Ama belli ki yüzü yok, seni öne sürmüş. Kendi söylediklerini bile bana aktaramıyor. Bu ne acizlik ya!
Mesajı gönderdikten sonra bir süre bekledim.
Yusuf sustu.
Ben de ekranın karşısında, içimdeki öfkeyle ne yapacağımı bilemeden kaldım. Bir yanım ona daha fazla yazmak istiyor, diğer yanım artık bu tartışmalardan yorulduğumu söylüyordu.
Sonunda yeni bir mesaj geldi:
— Bekle… Yazacak sana, açıklayacak her şeyi.
O an içimde bir şey değişti.
Kalbim hızla atmaya başladı. Ellerim titriyordu. Gözlerim telefon ekranına kilitlenmişti.
Sude bana yazacaktı.
Günlerdir beklediğim şey sonunda gerçekleşecekti. Belki her şeyi anlatacaktı. Belki yanlış anladığım bir şey vardı. Belki de artık saklayacak bir şeyi kalmamıştı.
Ama umutlanırken bile korkuyordum.
Çünkü bazen insan, duymak istediği şeyle duymaya hazır olduğu şeyin aynı olmadığını bilir.
Ben de içten içe, gelecek mesajın beni rahatlatmayacağını hissediyordum.
Yine de bekledim.
Dakikalar geçmek bilmedi.
Sonra telefonumun ekranında onun adı belirdi.
Sude yazmıştı.
Mesajı açtım.
Birkaç kelimeydi.
Kısa, soğuk ve benim için son derece ağırdı:
“Kafamda seni çoktan bitirmiştim. Sana güvenmiyordum, o yüzden açıklama yapma gereği duymadım.”
Okudum.
Bir daha okudum.
Sonra tekrar…
Belki yanlış anlamışımdır diye düşündüm. Belki başka bir şey söylemek istemişti. Belki devamında bir açıklama gelecekti.
Ama hayır.
Mesaj oradaydı.
Ve ben, günlerdir beklediğim cevabı sonunda almıştım.
Yalnızca beklediğim cevap bu değildi.
O an sanki beynimden vurulmuşa döndüm. Bunca zamandır içimde taşıdığım soruların karşısına iki cümle çıkmıştı.
Kafamda seni çoktan bitirmiştim.
Sana güvenmiyordum.
Peki, nasıl?
Bir insan güvenmediği biriyle neden sevgili olurdu?
Neden onunla gelecek hayalleri kurardı?
Neden geceleri saatlerce konuşur, birbirine sevgi sözcükleri söylerdi?
Madem bana güvenmiyordun, neden benimle bir ilişkiye başladın, Sude?
Neden elimi tutmama izin verdin?
Neden kalbime dokundun?
Neden birlikte yaşayacağımız günleri hayal ettik?
Bu sorular zihnimde dönüp duruyordu. Birini sevmenin ve ona güvenmenin ne demek olduğunu bildiğimi sanıyordum. Benim için sevgi, iki insanın birbirine inanmasıydı. Birlikte bir gelecek kurmak, birbirine açık olmak ve zor zamanlarda bile konuşabilmekti.
Ama şimdi, bir zamanlar sevgilim olan insanın bana güvenmediğini söylediği bir mesajın karşısında oturuyordum.
Onun sözleriyle geçmişimiz arasında bir anlam kurmaya çalışıyordum.
Eğer bana güvenmiyorsa, neden benimle kaldı?
Eğer kafasında beni çoktan bitirmişse, ben neden hâlâ bir umut arıyordum?
Ve eğer her şey onun için çoktan sona ermişse, benim beklediğim bütün o açıklama ne içindi?
Cevap yoktu.
Yalnızca o iki cümle vardı.
Bir de içimde büyüyen hayal kırıklığı…
Belki Sude’nin kendine göre sebepleri vardı. Belki benim bilmediğim şeyler yaşamıştı, belki de anlatamadığı kırgınlıkları olmuştu. Fakat bunların hiçbirini o mesajdan öğrenemiyordum.
Bana yalnızca güvenmediğini ve açıklama yapma gereği duymadığını söylemişti.
Ben ise hâlâ nedenini anlamaya çalışıyordum.
İşte bu yüzden acı daha da ağırdı.
Çünkü ben bir açıklama beklemiştim; karşılığında yeni sorular almıştım.
Sude’nin mesajını aldıktan sonra saatlerce telefon elimde oturdum. Ekrana bakıyor, aynı satırları tekrar tekrar okuyordum.
Kafamda seni çoktan bitirmiştim…
Sana güvenmiyordum…
Bu kelimeler zihnimde yankılanıyordu.
Bir zamanlar bana “Sen benim sonsuza kadar Arifimsin” diyen insan, şimdi beni çoktan bitirdiğini söylüyordu.
Ben ise onun dönme ihtimalini hâlâ içimde taşıyordum.
Aramızdaki mesafe artık yalnızca kilometrelerle ölçülmüyordu. Ben hâlâ geçmişimizin içindeydim; o ise benim anlayamadığım bir noktada, çoktan sona erdiğini söylediği bir ilişkinin gerisinde duruyordu.
Yatağa uzandım.
Gözlerimi kapattım ama zihnim susmadı.
Kafamda seni çoktan bitirmiştim.
Bu cümle yeniden geldi.
Sonra bir kez daha…
İçimden öfkeyle sordum:
“Lan, madem güvenmiyordun, niye bana sevgilim dedin? Niye bana umut verdin? Niye geceleri benimle hayaller kurdun?”
Bunları ona yazmak istedim.
Bir kez daha nedenini sormak, kendimi anlatmak, belki de sonunda anlaşılmak istedim.
Ama aynı zamanda yorulmuştum.
Kaç gündür cevap bekliyordum? Kaç geceyi uyumadan geçirmiştim? Kaç kez telefonumu elime alıp onun adını aramıştım?
Artık bu soruların cevaplarını bile düşünmek istemiyordum.
Telefon ekranında onun ismini görmek istiyordum ama yeni bir mesaj gelmesinden de korkuyordum. Çünkü artık ondan gelecek her sözün beni biraz daha yaralayabileceğini düşünüyordum.
Yine de bekledim.
Belki devamını yazardı.
Belki bir açıklama daha yapardı.
Belki ilk mesajındaki o soğukluğun ardından, benim neden bu kadar kırıldığımı anlardı.
Ama yazmadı.
Saatler geçti.
Gece ilerledi.
Gözlerim uykusuzluktan yanıyor, yastığım gözyaşlarımla ıslanıyordu. Bir anlığına bile olsa zihnimi susturmak istiyordum. Fakat ne zaman gözlerimi kapatsam, o iki cümle yeniden karşıma çıkıyordu.
Sabah olduğunda kendimi tükenmiş hissediyordum.
Yüzümde ifade kalmamıştı. İçimdeki umut sanki yavaş yavaş sönmüştü. Gün ışığı odaya giriyordu ama ben yeni bir güne başlamış gibi hissetmiyordum.
Çünkü benim için gece henüz bitmemişti.
Sude’den beklediğim açıklama gelmişti.
Ama beklediğim rahatlama gelmemişti.
Ve o sabah anladım ki bazen bir cevap, insanın içindeki bütün soruları susturmaz. Bazen yalnızca daha önce fark etmediği yaraları ortaya çıkarır.
Ben günlerdir bir açıklama beklemiştim.
Şimdi ise o açıklamanın içimde açtığı boşlukla baş başaydım.
Bölüm Notu
Bazen insanı en çok yıkan şey, yaşadığı ayrılığın kendisinden çok, o ayrılığın ardında bırakılan cevapsız sorulardır. Arif, Sude’den gerçeği duymayı beklerken sonunda bir cevap aldı; fakat bu cevap geçmişini anlamlandırmasına yetmedi.
Uykusuz geceler, tekrar tekrar okunan mesajlar ve zihinde dönüp duran sorular, belirsizliğin insanı nasıl tüketebileceğini gösteriyor.
“Bazen beklediğin cevap gelir ama beklediğin huzur gelmez.”
Bölüm etkileşimi
