Bölümler 33Şu an: 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler
O gün yine buluşamıyorduk. Aramızda kilometreler vardı. Birbirimize dokunamıyor, gözlerimizin içine bakamıyor, aynı yerde oturup saatlerce konuşamıyorduk. Ama mesajlarımız bütün bu mesafeleri aşıyor, sanki kalplerimizi yan yana getiriyordu.
Birden telefonumun ekranına Sude’nin mesajı düştü:
— Oğlum… taş gibisin ya! Alevsin alev… Bayılıyorum sana yemin ederim.
Ekrana uzun uzun baktım. Bir insan, yalnızca birkaç kelimeyle nasıl bu kadar mutlu edebilirdi beni? İstemeden gülümsedim. Keşke şimdi yanımda olsaydı da bunları mesajla değil, gözlerimin içine bakarak söyleseydi.
Yazdım:
— Sen böyle deyince var ya, bütün yorgunluğum gidiyor. Senin gözünde nasıl göründüğüm benim için her şeyden daha değerli.
Sude’nin cevabı gecikmedi.
— Ama gerçekten öylesin işte! Yanımda olsan sana bakmaya doyamam. Benim gözümde yakışıklı, güçlü, başka bir adamsın. Sana bakınca içim kıpır kıpır oluyor.
Telefonu elimde tutup gülümsedim. Sanki karşımda oturuyor, heyecanla konuşuyor, söylediklerine kendi de gülüyordu.
Ben de yazdım:
— Sen benim için güzelliğin en saf hâlisin. Ne taş ne alev… Ben zaten senin sevginle yanıyorum. Sen bana yeter.
Bir süre sonra yeni bir mesaj geldi.
— Senin yanında olmak var ya, bana hayatın en büyük ödülü gibi geliyor. Beni hep böyle güzel sev olur mu? Çünkü ben seni sevince kendimi en güzel hâlimde buluyorum.
O cümleyi birkaç kez okudum. Bazen insanın kendisini nasıl gördüğü, sevdiği kişinin gözlerinde değişiyordu. Sude’nin gözünde kendimi daha güçlü, daha güzel, daha değerli hissediyordum. Belki de aşkın en güzel yanlarından biri buydu: Birinin sevgisiyle kendinde daha önce fark etmediğin güzellikleri görmek.
Ona cevap verdim:
— Sen böyle deyince kalbim titriyor Sude. Keşke yanında olsam da göz göze bakarken söylesen bana bunları. Ama inan, ekrandan bile olsa içime işliyor sözlerin. Senin sevgin bana her şeyden daha değerli.
Sude yine durmadı.
— Yanında olmasam da sana hayranım Arif. Her hâlinle… Kızınca da seviyorum, gülerken de seviyorum, sessizleştiğinde bile. Seninle konuşurken zaman geçmiyor gibi geliyor. Sanki hep böyle kalsın istiyorum. Çünkü sen benim için bir sevgiliden çok daha fazlasısın.
O son cümle içime işledi.
Bir sevgiliden çok daha fazlası…
Benim için de öyleydi. Sude yalnızca sevdiğim kız değildi. Günümün en güzel anı, yorulduğumda sığındığım huzur, geleceğe dair kurduğum hayallerin içindeki en önemli kişiydi.
— Sen benim hayatımın anlamısın Sude. Ne mesafe ne zaman umurumda. Yeter ki sen benim hayatımda ol. Senin sevgin bana dünyaları veriyor.
Tam o sırada Sude, bütün romantik havayı dağıtan bir mesaj gönderdi:
— Ama var ya Arif, taş gibisin diyorum sana! Sokakta yürürken görseler kızların başı döner yani. Sen alevsin alev! Bayılıyorum sana oğlum ya! 😍
Kahkaha attım. Elimle yüzümü kapatıp başımı iki yana salladım.
— Yok artık Sude, sen abartıyorsun!
Cevabı anında geldi:
— Abartmıyorum! Sen benim için hem yakışıklısın hem de delisin. Tam benliksin işte. Ama bak, başka biri sana bakarsa varya… yolarım onları! 👿 Seni kimseye bırakmam Arif.
Gülmekten cevap yazmakta zorlandım.
— Sen var ya, hem beni eritiyorsun hem çıldırtıyorsun. Senin enerjin bana yetiyor be minik cadım.
Sude’den birkaç kalp emojisi ve bir kahkaha daha geldi.
— Senin yanında olsam kesin şu an gıdıklarım seni. Gör bak nasıl kaçıyorsun benden! 😏
Bir an gözümün önünde canlandı. Sude yanımda, kahkahalarla beni kovalıyor; ben kaçmaya çalışırken o peşimden geliyor. Sonunda ikimiz de gülmekten yorulup bir yere oturuyoruz.
Henüz yaşanmamış bir an bile yüzümü güldürmeye yetiyordu.
— Sen benim yanımda olsan gıdıklamaya kalkardın ama ben de seni yakalardım. Sonra kucağıma alır, “Kaçış yok!” derdim. 😏
Sude hemen cevap verdi:
— Aaa! Seninle uğraşılmaz vallahi. Ama olsun, senin kucağında olsam zaten bırakmak istemem ki. ❤️
O cümleyi okuduğumda bir an sustum. Çünkü zihnimde yalnızca bir mesaj değil, bütün bir gelecek canlanmaya başladı.
Sabah olmuştu. Güneş perdelerin arasından içeri süzülüyordu. Gözlerimi açtığımda Sude yanımdaydı. Saçları dağılmış, yüzünde o tanıdık gülümsemesi vardı.
— Günaydın aşkım, diyordu usulca.
Ben de ona sarılıyor, kokusunu içime çekiyordum. Telefonun ekranından tanıdığım o yüz, artık yanı başımdaydı. Aramızda ne kilometreler vardı ne de birbirimize dokunmamıza engel olan başka bir şey.
Sonra birlikte dışarı çıkıyorduk. Bir parkta, çocuklar gibi salıncaklara biniyorduk. Sude daha yükseğe çıkmak için bütün gücüyle sallanıyor, sonra bana dönüp meydan okuyordu:
— Bak görürsün Arif, senden daha yükseğe çıkacağım!
Ben de gülerek karşılık veriyordum:
— Sen ne yaparsan yap, ben zaten en yüksekteyim çünkü yanımda sen varsın!
İkimiz de kahkahalara boğuluyorduk.
Telefonuma düşen yeni bir mesajla hayalimden çıktım.
Sude yazmıştı:
— Bak, ben sana söylüyorum Arif, bizim hayallerimiz bir gün gerçek olacak. Ve o gün geldiğinde, bizi kimse ayıramayacak.
Mesajı okudum. İçimden sessizce cevap verdim:
O gün gelene kadar kalbim hep seninle, Sude.
Ama hayallerimiz bununla bitmiyordu.
Sude biraz sonra yeniden yazdı:
— Bak Arif, sabah yan yana uyandığımızı hayal ettin ya… Ben de orayı düşünüyorum. Sen uyanır uyanmaz saçlarını düzeltmeye çalışıyorsun, ayna arıyorsun. Ben de hemen ellerimi atıp saçlarını darmadağın ederim! 😏
Kahkaha attım.
— Aaa! Sen ciddi misin? Benim saçlarımı mı bozuyorsun sen? 😅
— Evet! Hem de en tatlı hâlinle. Çünkü sen saçını yapmaya çalışırken yüzün ciddileşiyor ya… İşte tam o an dayanamayıp saçlarını karıştırırım. Sen de kızacak gibi yaparsın ama biliyorum ki bana kıyamazsın.
Onu gerçekten yanımdaymış gibi hayal ettim. Ben aynanın karşısında saçlarımı düzeltmeye çalışıyordum. Sude sessizce arkamdan yaklaşıyor, iki eliyle saçlarımı dağıtıp kahkahalarla kaçıyordu.
Ben de kızmış gibi yapıyor ama aslında onun gülüşünü izlemekten kendimi alamıyordum.
— O an seni kollarımın arasına alırım. “Sen benim saçımı bozarsan ben de seni öperim,” derim. Bakalım bir daha bozabiliyor musun?
— Bozarım! Hem de her sabah! Çünkü saçınla uğraşırken sen bana daha yakışıklı geliyorsun. Ama ben seni yakışıklı görmeye değil, deli gibi sevmeye geldim. 😍
Başımı iki yana sallayarak gülümsedim.
— O zaman ben de her sabah senin saçlarını dağıtırım. Sen aynanın karşısında dakikalarca uğraşırken ben de yanında oturup kahkaha atarım.
— Ama ben sana küserim öyle olursa! 😒 Sonra da gelirim, suratını çimciklerim. Hadi kız bakalım bana, yakışıyor mu sana öyle surat asmak?
— Sen bana küsersen seni omzuma atar, salona götürürüm. Sonra birlikte kahvaltı hazırlarız. Sen bana kızmaya devam edersin ama ben de yanaklarını sıkmadan bırakmam.
Sude’nin cevabı yine gülümsetti beni.
— Ama öyle tatlı söylüyorsun ki kızamam bile. Hem sen saçımı bozarsan ben de seninkini bozarım. İkimiz de dağınık saçla dolaşırız. Ne olmuş yani? Önemli olan yan yana olmamız.
İşte bütün mesele buydu.
Dağınık saçlar, küçük atışmalar, sabah mahmurluğu, birlikte hazırlanacak bir kahvaltı… Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen şeyler, bizim için ulaşmayı beklediğimiz kocaman hayallerdi.
— O zaman anlaşalım. Sen her sabah saçımı boz, ben de seni her sabah öpeyim. Tamam mı?
— Tamam aşkım! Ama sen de söz ver. Saçım darmadağın olduğunda bile bana bakıp dünyanın en güzeliymişim gibi hissettireceksin.
— Senin yalnızca saçını değil, kalbini seviyorum Sude. Ne yaparsan yap, benim için hep en güzel olacaksın.
Bir süre sonra sohbetimiz kendiliğinden mutfağa taşındı.
Sude yazdı:
— Düşünsene, sabah saç bozma kavgası yapıyoruz, sonra kahvaltıya oturuyoruz. Sen çayı koyuyorsun, ben peynir tabağını hazırlıyorum. Sonra sen birden bana bakıp “Benim prensesim mutfakta bile bir meleğe benziyor,” diyorsun. Ben de kızar gibi yapıyorum ama içten içe kalbim çırpınıyor.
Gözlerimi kapattım ve o sahneyi hayal ettim.
İkimiz mutfaktaydık. Ben elimde çay bardağıyla ona bakakalmıştım. Sude masanın etrafında dolaşırken saçları hâlâ biraz dağınıktı. Yüzündeki gülümsemeyi görünce başka tarafa bakamıyordum.
Beni fark etti.
— Ne bakıyorsun öyle?
Gülümsedim.
— Baksam suç mu?
Sude’nin cevabı gecikmedi:
— Ben sana bakmaya doyamıyorum zaten… Ama bir şartla! Başkaları sana bakarsa vallahi yolarım onların gözlerini! Sen sadece bana bak, sadece bana gülümse.
Kahkaha atarak yazdım:
— Merak etme Sude. Sen yanımdayken benim gözüm başka kimseyi görmez. Senin yanındayken dünya flu, sadece sen net görünüyorsun.
— Ah Arif! İşte bu yüzden seni seviyorum. Ben sana kızsam da saçını bozsam da içten içe biliyorum ki sen benim için yaratılmış gibisin. Sen benim en güzel hayalim, en gerçek duamsın.
Ben de ona cevap verdim:
— Ve sen benim her sabah saçımı bozacak meleğimsin. Bir gün bu hayalleri gerçekten yaşayacağız. Senin saçını da dağıtacağım, sonra ikimiz aynanın karşısında gülmekten yerlere düşeceğiz.
— Söz mü? O gün geldiğinde bana bakıp “İşte bütün hayallerim gerçekleşti,” diyeceksin, değil mi?
Bir an durdum. Yazacağım cümleyi düşündüm. Sonra içimden geldiği gibi cevap verdim:
— O günü beklemiyorum Sude. Ben zaten seni bulduğumda bütün hayallerim gerçekleşti.
Mesajı gönderdikten sonra ekrana bakıp gülümsedim.
O gün yine birbirimize sarılamamıştık. Elini tutamamış, yüzüne dokunamamış, aynı sofraya oturamamıştık. Ama bir gün aynı evde uyanmayı, kahvaltı hazırlamayı, birbirimizin saçını dağıtıp gülmeyi konuşmuştuk.
Belki de mesafelerden gelen sözlerin en güzel yanı buydu: Henüz yaşayamadığımız bir hayatı, birkaç mesajın içinde birlikte kurabiliyorduk.
Ve ben o gün, Sude'yle kurduğumuz hayallerin bir gün gerçeğe dönüşeceğine bütün kalbimle inanıyordum.
Bölüm Notu — Bazen insan, sevdiği kişiye dokunamadan da onunla bir hayat kurabilir. Bir mesajın içinde bir sabahı, birkaç kelimenin arasında koca bir evi, küçücük bir hayalin içinde ömrünü görebilir. Çünkü bazı aşklar önce kalpte yaşanır; gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceğini ise zaman gösterir.
Bölüm Şarkısı: Sertap Erener - Aşk
Bölüm etkileşimi
