Bölümler 33Şu an: Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler
- 1 Bölüm 1 – Bir Mesajla Başlayan Hikâye1.720 kelime
- 2 Bölüm 2 – Mesafeler ve Mesajlar2.015 kelime
- 3 Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler1.219 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 4 – Mum Işığında Mesafesiz Bir Kutlama687 kelime
- 5 Bölüm 5 – Mesafeler Engel Değil1.220 kelime
- 6 Bölüm 6 – İki Şehrin Yağmuru480 kelime
- 7 Bölüm 7 – Hayal Kurma Saati410 kelime
- 8 Bölüm 8 – Bir Sayı, Bir Kurtuluş712 kelime
- 9 Bölüm 9 – Güvenin Sınandığı Gün652 kelime
- 10 Bölüm 10 – Bir Umut Işığı546 kelime
- 11 Bölüm 11 – Saklanan Gerçekler465 kelime
- 12 Bölüm 12 – Biz Tekrar Biz Olduk747 kelime
- 13 Bölüm 13 – Görünmeyen Zincirler735 kelime
- 14 Bölüm 14 – Karpuzlu Top ve İnce Hesaplar661 kelime
- 15 Bölüm 15 – Sude’nin Arkadaşları1.010 kelime
- 16 Bölüm 16 – Vazgeçmek737 kelime
- 17 Bölüm 17 – Kapanan Kapılar798 kelime
- 18 Bölüm 18 – 0 Kilometre895 kelime
- 19 🌸 Ara Bölüm — Hayaller Defteri 🌸433 kelime
- 20 📖 Not 📖163 kelime
- 21 19. Bölüm — Aramızdaki Üçüncü Ses486 kelime
- 22 20. Bölüm — Bir Telefonun Ucunda Saklanan Gerçek866 kelime
- 23 21. Bölüm — Sinema893 kelime
- 24 22. Bölüm — Kutunun İçindeki Kalp1.662 kelime
- 25 23. Bölüm — Sessiz Mutluluk520 kelime
- 26 24. Bölüm — Mesafelerden Gelen Sözler1.428 kelime
- 27 Ara Bölüm: Hayallerden Gerçeklere224 kelime
- 28 25. Bölüm — Ayrılıga giden yol1.142 kelime
- 29 26. Bölüm — Sudesiz Geçen İlk Günler932 kelime
- 30 27. Bölüm – Son Konuşma ve Veda864 kelime
- 31 28 Bölüm – Aldatılmanın Şoku1.143 kelime
- 32 29.Bölüm – Duyulmayan İtiraf653 kelime
- 33 30.Bölüm – Kopuşun Başlangıcı911 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 3 – Bir Cümlede Saklı Kalpler
Hani bazı anlar vardır, insan onları yazmaya bile korkar.
Çünkü o anı kelimelere döktüğünde, yaşadığın şeyin büyüsü bozulacakmış gibi hissedersin. İçinde tuttuğun bir duygu, bir cümleyle açığa çıkacak; belki her şeyi değiştirecek, belki de bugüne kadar sahip olduğun her şeyi elinden alacaktır.
İşte o gece, tam olarak böyle bir geceydi.
Sude'yle aramızdaki bağ gün geçtikçe güçleniyordu. Daha çok konuşuyor, birbirimize daha fazla şey anlatıyor, hayatımızın küçük ayrıntılarını bile paylaşmaya başlıyorduk. Onunla geçirdiğim zaman benim için artık sıradan değildi. Mesajlarını bekliyor, sesini ve gülüşünü hayal ediyor, her geçen gün ona biraz daha bağlanıyordum.
Ama içimde bir şey vardı.
Söyleyemediğim, sakladığım ve her geçen gün büyüyen bir şey…
Bir gün Sude, sosyal medyada kendisine gelen mesajları bana gösterdi.
“Bak böyle yazıyorlar,” dedi.
Ekrana baktım. Dışarıdan bakıldığında bunda garip bir şey yoktu. İnsanların ona mesaj atması gayet sıradandı. Üstelik Sude bunları benimle rahatça paylaşıyordu.
Ben de gülmeye çalıştım.
Ama içimde başka bir şey oluyordu.
Kıskanmıştım.
Evet, kıskanmıştım.
Bunu kendime bile itiraf etmek kolay değildi. Çünkü onu artık yalnızca bir arkadaş gibi görmüyordum. Onun hayatında özel bir yerde olmak istiyordum. Başkalarının ona nasıl yaklaştığını görmek, içimde sakladığım duyguyu daha fazla gizleyemeyeceğimi anlamama neden olmuştu.
Ne kadar susacaktım?
Daha ne kadar onunla her zamanki gibi konuşup içimde bambaşka şeyler hissedecektim?
Artık kendime itiraf ettiğim şeyi ona da söylemeliydim.
O gece kelimeleri seçmeye çalışırken içimde bir telaş vardı. Söylemek istiyordum ama vereceği cevaptan korkuyordum. Çünkü bazı cümleleri kurduktan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilirsin.
Yine de yazdım.
“Seni seviyorum, Sude.”
Bir an duraksadı.
Ardından cevabı geldi:
“Ben de seni seviyorum.”
Mesajını okuduğumda içimde bir umut belirdi. Belki de o da benim hissettiklerimi hissediyordu. Belki de aylardır büyüttüğüm duygu yalnızca bana ait değildi.
Ama içimdeki şey, sıradan bir sevgi değildi.
Bu yüzden yeniden yazdım:
“Hayır… Öyle değil. Ben seni çok seviyorum.”
Sude bu kez daha açık bir cevap verdi:
“Ben de seni çok seviyorum… arkadaş olarak.”
İşte o birkaç kelime…
Bir anlığına bütün cesaretimle yüzleşmek zorunda kaldım. Onun beni sevdiğini söylüyordu ama benim istediğim anlamda değil. Aramızdaki bağ onun için de değerliydi; fakat benim kalbimde büyüyen şey artık arkadaşlığın sınırlarını aşmıştı.
Yutkundum. Derin bir nefes aldım.
Artık geri çekilemezdim. İçimde ne varsa anlatmalıydım.
“Sude… Öyle değil kızım. Anlamıyor musun? Ben sana âşık oldum. Seni gerçekten, içten seviyorum.”
Bu kez cevap hemen gelmedi.
Ekrana baktım.
Bekledim.
O anın içinde zamanın nasıl geçtiğini bilmiyordum. Söylediklerimin onda ne uyandırdığını, ne düşündüğünü, ne hissettiğini merak ediyordum. Bir yandan içimdeki duyguyu sonunda söylemiş olmanın rahatlığı vardı; diğer yandan onu kaybetme korkusu büyüyordu.
Çünkü bazen insan, en çok istediği şeyi söylerken en çok korktuğu ihtimalle de karşılaşır.
Sonunda Sude cevap verdi.
“Benim biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var, Arif.”
Bu cümle, beklediğim cevap değildi.
Ama onu anlıyordum. Belki şaşırmıştı, belki ne hissettiğini anlamaya çalışıyordu. Belki de o ana kadar arkadaşlık olarak gördüğü şeyin bir anda başka bir anlam kazanması ona ağır gelmişti.
Bilmiyordum.
Onun yerine karar veremezdim. Ne hissettiğini ben söyleyemezdim.
Yalnızca bekleyebilirdim.
Sude'nin içinde de bir şeyler hareket ediyordu. O hızlı atan kalbi, belki de kendisinin bile tam olarak anlamlandıramadığı duygularla doluydu.
“O hızlı atan kalbim… artık sadece Arif için öyle atıyor.”
Bu düşünce, onun içinde saklı kalan duyguların bir ifadesiydi. Fakat ben o an onun kalbinden geçenleri gerçekten bilmiyordum. Bildiğim tek şey, ona kendimi açtığım ve artık aramızda söylenmemiş bir şey bırakmadığımdı.
Yine de vazgeçmek istemedim.
Sessizliği bozarak yazdım:
“Biliyorum… Seni seviyorum. Vazgeçemem. Neden olmasın? Bize bir şans ver Sude.”
O an istediğim tek şey, aramızdaki ihtimali tamamen kaybetmemekti. Ona bir şans vermesini söylüyordum ama içten içe biliyordum ki sevgi, yalnızca birinin istemesiyle yaşanabilecek bir şey değildi.
İki kişinin de aynı yerde buluşması gerekiyordu.
O gün ikimiz de yorgunduk. Yalnızca bedenlerimiz değil, kalplerimiz ve zihinlerimiz de yorulmuştu. Söylenenleri düşünmeye, hissettiklerimizi anlamaya ihtiyacımız vardı.
Gece yarısı yeniden yazıştık.
Sude, içindeki karmaşayı anlatan bir cümle kurdu:
“Kendimize gelelim, Arif… Biz bu muyuz gerçekten?”
Mesajını okudum. Ben de ne yaşadığımızı, neye dönüştüğümüzü anlamaya çalışıyordum.
Belki de ikimiz de kendimizi bulmaya çalışıyorduk. Belki acele etmeden düşünmeli, duygularımızı anlamalıydık.
Cevap verdim:
“Evet… Biz bu değiliz. Kendimizi bulmamız lazım.”
O gece her şey bir sonuca bağlanmadı.
Bazı konuşmaların ardından insanın elinde kesin cevaplar kalmaz. Bazen yalnızca düşünceler, sorular ve ertesi gün ne olacağını bilememenin verdiği bir huzursuzluk vardır.
Ben de yorgunluktan uyuya kaldım.
Sabah olduğunda telefonumda Sude'den bir mesaj vardı:
“İyi geceler…”
Geceyi geride bırakmıştık ama konuştuğumuz şey ortadan kaybolmamıştı. Birbirimize söylediklerimiz artık aramızdaydı. Sude'nin ne düşündüğünü merak ediyordum; yine de konuyu yeniden açmadım.
Onun kalbini zorlamak istemiyordum.
Sevdiğim insanı kaybetmekten korkuyordum ama onu kendi hislerime cevap vermeye mecbur bırakmak da istemiyordum. Belki zamana ihtiyacımız vardı. Belki her şeyin nereye gideceğini hemen öğrenemeyecektik.
Ben yine de umut ediyordum.
Zamanla her şeyin yerine oturacağına inanmak istiyordum.
İlk Kez “Aşkım” Dediğimde
Aradan zaman geçti.
Aramızdaki konuşmalar devam etti. Birbirimize alışıyor, her gün biraz daha yakınlaşıyorduk. İçimdeki duygular da kaybolmak yerine büyüyordu.
Bir gün, ona ilk kez farklı bir şekilde seslendim.
“Aşkımmm.”
Mesajı gönderdiğimde ne cevap vereceğini merak ettim. Belki gülecekti, belki bana kızacaktı. Ama o kelimeyi yazmak bile hoşuma gitmişti.
Sude'nin cevabı gecikmedi.
“Ya Arif, ne diyorsun?”
Gülümsedim.
“Aşkım diyorum işte…”
Sude utangaç bir tavırla cevap verdi:
“Ya susar mısın…”
O mesajı okuduğumda yüzümde bir gülümseme oluştu. Onun bu tepkisi hoşuma gitmişti. Yine de üzerine gitmedim. Her şeyin kendi zamanında gelişmesini istiyordum.
Çünkü artık biliyordum: Bir kelimeyi söylemek kolaydı ama o kelimenin karşı tarafta ne anlama geldiğini anlamak zaman alıyordu.
Ben sabrettim.
İçimdeki umut hâlâ yerindeydi.
Ve bir gün…
Beklediğim o an geldi.
O Kelimenin Karşılığı
Bir gün Sude bana ilk kez o kelimeyle seslendi.
“Aşkımmm.”
Mesajı gördüğümde bir an durdum.
Yanlış mı okumuştum?
Ekrana yeniden baktım. Gerçekten de öyle yazmıştı.
Heyecanla cevap verdim:
“Ne? Ne dedin sen?”
Sude bu kez geri adım atmadı.
“Aşkımmm dedim işte.”
O an içimde biriken bütün heyecanı tarif etmek zordu. Uzun zamandır hissettiğim, söylemekten korktuğum, karşılığını alıp alamayacağımı bilmediğim duygular vardı. Şimdi ise sevdiğim insan bana ilk kez böyle sesleniyordu.
Gözlerim dolmuştu. Kalbim ağzıma gelmişti.
Belki dışarıdan bakıldığında birkaç harften ibaretti. Bir mesajdı yalnızca. Ama benim için o kelimenin anlamı çok daha büyüktü.
Çünkü o kelimeyi ilk kez ben söylemiştim ve şimdi ondan duyuyordum.
İçimde tuttuğum umut, ilk kez karşılık bulmuş gibi hissettiriyordu.
Dayanamadım.
“Ya… seni çok seviyorum.”
Sude de cevap verdi:
“Ben de seni çok seviyorum.”
İşte o an, aramızdaki şey benim için başka bir anlam kazandı.
Başlangıçta yalnızca sohbet etmek istediğim, geceleri birlikte dizi izlediğim, kendimi yanında rahat hissettiğim insan; artık kalbimdeki yerini çok daha açık bir şekilde almıştı.
Ve o günden sonra, birbirimize daha güzel sözler söylemeye başladık.
Korkularımızın hepsi bir anda yok olmadı. Önümüzde hâlâ aşmamız gereken mesafeler, çözmemiz gereken sorunlar vardı. Sude'nin ailesiyle yaşadığı baskı da ortadan kalkmamıştı. Şehirler de bizi birbirimizden uzakta tutuyordu.
Ama artık aramızda yalnızca benim içimde sakladığım bir duygu yoktu.
Birbirimize açılmıştık.
Birbirimize güvenmeye başlamıştık.
Ve vazgeçmedik.
Birbirimize tutunurken söylediğimiz şey, bütün bu hikâyenin içinde bir umut gibi kaldı:
“Bir ihtimal varsa, bizden yana olsun.”
Bazı duygular vardır, zamanla büyür.
Bazı kelimeler vardır, insan onları söyleyebilmek için uzun süre cesaret toplar.
Ve bazı insanlar vardır; bir kere girer kalbine, çıkamazsın.
Bu bölüm, bir itirafın, bir suskunluğun ve yeni bir başlangıcın hikâyesiydi.
Birine ilk kez “aşkım” demek kolay değildir. Hele o insanı kaybetmekten korkuyorsan… İçinde taşıdığın duyguların karşılık bulup bulmayacağını bilmiyorsan…
Ama bazen cesaret edersin.
Bazen o kelimeyi yazarsın.
Ve bazen, hiç beklemediğin bir gün, aynı kelime sana geri döner.
Çünkü bazen bir kelime, bir hayatın başlangıcıdır.
Bölüm etkileşimi
