Kızıl Yemin kitap kapağı

4. bölüm / 31

Kızıl Yemin

Yaraların Sessizliği

Vaveyla Yazarı: The. Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: Yaraların Sessizliği

Bölüm 4: Yaraların Sessizliği

Gece derin bir sessizlikle doluydu. Evimizin penceresinden dışarı bakarken, İstanbul'un ışıkları hafif bir sisin arkasında solgun görünüyordu. Koltukta oturmuş, elimde bir bardak çay, Doğukan’a bakıyordum. Salondaki geniş kanepeye uzanmış, hafif bir battaniyeye sarılmıştı. Uykusu derin değildi; göz kapakları arada bir titriyor, yüzünde dalgalanan acı dolu ifadeler beliriyordu.

Bakışlarım yavaşça sağ eline kaydı. Parmağı kesilmişti. O el, yıllardır bana uzanan, beni her zor anımda tutan, destek olan el artık eksikti. İçimdeki hüzün, yerini öfkeye bırakıyordu. Parmağının yerine sarılmış beyaz bandajın üzerindeki kan izine bakarken, kalbimden bir sancı geçti. O yüzük parmağı, bizim hikâyemizin, sözümüzün bir simgesiydi. Şimdi, o parmak yoktu.

Elinde sımsıkı tuttuğu kanlı yüzüğü fark ettim. Uykusunda bile bırakmamıştı. Yüzüğün üzerindeki kurumuş kan, her şeye rağmen vazgeçmediğimiz sevgimizin iziydi. Gözlerim doldu, ama gözyaşlarıma izin vermedim. Ağlamak bir şeyleri geri getirmezdi.

Sessizce yanına yaklaştım. Battaniyeyi biraz düzelttim, yüzük tutan eline baktım. Bir an için yüzüğe dokunmayı düşündüm ama yapamadım. O yüzük, onun mücadelesinin, bizim birlikte olmamız için verdiği savaşın bir parçasıydı.

Doğukan uykusunda hafifçe kıpırdandı. “Hatun…” diye mırıldandı.

Hemen yanına çömeldim. “Buradayım sevgilim, buradayım...” dedim. Sesi duymayacak kadar derin uyuduğunu biliyordum, ama yine de yanıt verdim.

Bir süre öylece oturdum, sessizlik içinde onu izledim. Doğukan’ın güçlü bir adam olduğunu bilirdim, ama bu olaydan sonra gözlerinde farklı bir hüzün vardı. Parmağının kesilmesi fiziksel bir yara bırakmıştı, ama ruhundaki izlerin daha derin olduğunu biliyordum.

Bir süre sonra usulca kalkıp mutfağa gittim. Çay bardağımı yenilerken, gözlerim mutfak tezgâhındaki bir çerçeveye takıldı. Nişanlandığımız günün fotoğrafıydı. İkimiz de o gün gülüyorduk. Mutlu, huzurlu ve kaygısızdık. Şimdi o anı düşünmek bile canımı acıtıyordu.

Arkamdan gelen hafif bir sesle irkildim. Doğukan uyandığında her zaman yaptığı gibi sessizce mutfağa gelmişti. Yorgun gözlerle bana baktı.

“Beni izlediğini hissettim,” dedi, sesi uykulu ama sıcak bir tondaydı.

Gülümsemeye çalıştım ama yüzümdeki acı saklanmıyordu. “Sadece iyileşip iyileşmediğini kontrol ediyordum.”

Doğukan tezgâha yaslandı, sağ elini dikkatlice açıp yüzüğü avuç içine aldı. “Bununla çok uzun süre savaşmayı planlıyorum,” dedi.

“Bunun için buradayım,” dedim. Sesim, hissettiğim tüm sevgiyi ve kararlılığı taşıyordu.

Bir süre konuşmadan durduk. Sonra Doğukan bana döndü, gözleri kararlıydı. “Beni bu hâlde görmeye devam etmek seni de yaralıyor, biliyorum. Ama bu savaşı bitireceğiz, Tunç. O parmağı benden alanlar, bu dünyada nefes aldıkları her saniyeyi pişman olacaklar.”

Başımla onayladım. “Evet, bitireceğiz. Ama önce senin iyileşmeni sağlayacağım. Bu yaraları iyileştirmek zorundayız. İkimiz de.”

O gece Doğukan tekrar uykuya daldığında, yanı başına oturup sabaha kadar nöbet tuttum. İçimdeki fırtına dinmiyordu. Ama bu fırtına, bizi daha güçlü yapacaktı. Yaralarımız bizi birbirimize daha sıkı bağlayacak, intikam için bir silaha dönüşecekti. Ve ben, bu savaşı kazanmak için her şeyimi ortaya koymaya hazırdım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.