Kızıl Yemin kitap kapağı

19. bölüm / 31

Kızıl Yemin

İhanetin Gölgesi

Vaveyla Yazarı: The. Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: İhanetin Gölgesi

Bölüm 19: İhanetin Gölgesi

Karargâhın soğuk koridorları o gün her zamankinden daha kasvetliydi. Hava ağırdı, nefes almak bile güçleşmişti. Herkesin bakışlarından bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım ama hiçbir şey sormamıştım. İçimde büyüyen huzursuzluk, tahmin edemeyeceğim kadar büyük bir fırtınanın habercisiydi.

Doğukan’ın odasına yöneldim. Kapı aralıktı. İçeriden Albay’ın sesi geliyordu, sert ve keskin.

“Bu durum kabul edilemez, Yüzbaşı Akıncı. Elimizdeki kanıtlar çok net. Binbaşı Ilgaz, açıkça bu birliğin güvenliğini tehlikeye atmış.”

Nabzım hızlandı. Kapıyı çalarak içeri girdim. Doğukan ve Albay bana döndü. Doğukan’ın yüzündeki ifade, hayatımda gördüğüm en sert ifadesiydi.

“Ne oluyor burada?” dedim, sesi titrememesi için kendimi zorlayarak.

Albay masanın üzerinde duran dosyayı aldı ve bana doğru uzattı. “Bunu açıklamanız gerekiyor, Binbaşı Ilgaz.”

Dosyayı aldım, hızlıca sayfaları çevirmeye başladım. Gördüğüm şeyler kanımı dondurdu. Gizli operasyon bilgileri, düşman tarafına iletilmiş gibi görünüyordu. İmzalar, emirler, hepsi benim adıma düzenlenmişti. Ama bunların hiçbirini ben yapmamıştım.

“Bu... Bu saçmalık,” dedim, gözlerimi dosyadan kaldırıp Albay’a ve ardından Doğukan’a bakarak. “Bunlar tamamen uydurma! Bunları yapmadım!”

Doğukan, gözlerini benden ayırmadan konuştu. Sesi buz gibiydi. “Ama belgeler senin bilgisayarından çıkmış. Şifrelerin kullanılmış. İzler seni gösteriyor, Tunç.”

Tunç?
Bana "Tunç" mu demişti? Sanırım şuanda bundan daha mühim bir mesele vardı.

“Doğukan,” dedim, bir adım ona yaklaşarak. “Bunlar sahte! Beni tanıyorsun. Bunu yapmam!”

“Tanıdığımı mı sanıyorum?” diye sordu, sesi kırıcıydı. “Bir aydır her şeyden şüpheleniyorum. Ve bu belgeler, tüm şüphelerimi doğruluyor.”

“Doğukan, sana yemin ederim...”

“Elindeki deliller, yeminlerden daha güçlü, Tunç,” diye kesti sözümü.

Albay araya girdi, ses tonu otoriterdi. “Binbaşı Ilgaz, bu belgeler doğrudan askeri mahkemeye sunulacak. Size verilen yetkileri kötüye kullanarak düşmana bilgi sızdırmakla suçlanıyorsunuz.”

“Ben hiçbir şey sızdırmadım!” diye bağırdım, sesim titreyerek. “Birileri bana tuzak kuruyor. Bu kadar kör olmayın!”

Doğukan, yerinden kalktı ve bana yaklaştı. “Tunç, seni sevdiğim için kör olmadım. Ama bir asker olarak, bu belgeleri görmezden gelemem. Seni koruyamam.”

“Seni koruyamam mı?” dedim acı bir kahkaha atarak. “Beni korumana ihtiyacım yok, Doğukan. Sadece bana inanmanı istiyorum!”

Ama yüzündeki ifade değişmedi. Yüzünde sert, taş gibi bir maske vardı.

“Bunun sonu mahkemede belli olacak,” dedi Albay, kararlı bir sesle. “Şimdilik odanıza dönün ve emir bekleyin.”

Odayı terk ettim, ama içimdeki öfke ve acı beni boğuyordu. Doğukan’ın bana inanmaması, sırtıma saplanan en derin bıçaktı.

Koridorda yürürken gözlerim karardı. Duygularım kontrolden çıkmak üzereydi. Ama kendime bir söz verdim: Gerçeği ortaya çıkaracağım. Ve bunu yapan her kimse, bedelini en ağır şekilde ödeyecek.

Doğukan’ın güvenini kaybetmiştim. Ama savaşı kaybetmeye hiç niyetim yoktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.