6. bölüm / 31
Kızıl YeminSessiz İtiraflar
Bölümler 31Şu an: Sessiz İtiraflar
- 1 Kayıp Yüzük544 kelime
- 2 Ateş Çemberi555 kelime
- 3 Fırtına Sonrası498 kelime
- 4 Yaraların Sessizliği426 kelime
- 5 Gölgenin Ardından581 kelime
- 6 Sessiz İtiraflar427 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Küllerinden Doğmak441 kelime
- 8 Karanlığın Merkezine Yolculuk584 kelime
- 9 Sözlerin Sessizliği433 kelime
- 10 Yaralar ve Anılar520 kelime
- 11 Bir Fincan Hayal479 kelime
- 12 Kabusun Gölgesi514 kelime
- 13 Kalplerin Fısıltısı409 kelime
- 14 Kahkaha Terapisi577 kelime
- 15 Savaşın Diğer Yüzü472 kelime
- 16 Kaosun İçinde496 kelime
- 17 Fırtına Kopuyor490 kelime
- 18 Sessizlikte Yankılanan Aşk391 kelime
- 19 İhanetin Gölgesi392 kelime
- 20 Yalnızlık Hattı477 kelime
- 21 Kıyamete Hazırlık455 kelime
- 22 Veda Fermanı353 kelime
- 23 Yangın288 kelime
- 24 Gitmek Gerek306 kelime
- 25 Sessiz Çığlık270 kelime
- 26 Kardeşlik Yarası221 kelime
- 27 Emir Büyük Yerden309 kelime
- 28 Kardeşlik Yeminleri ve Eski Köşedeki Adam330 kelime
- 29 Gitmek Gerek338 kelime
- 30 Karar (Doğukan)245 kelime
- 31 Kırık Kadeh302 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 6: Sessiz İtiraflar
Eve döndüğümüzde gece yarısını çoktan geçmişti. Sessizlik, yaşadığımız son birkaç günün yorgunluğunu yüzümüze vuruyordu. Doğukan, sessizce ceketini çıkarıp koltuğa bıraktı. Ben ise ayakkabılarımı çıkardıktan sonra mutfağa yöneldim.
“Bir şey içer misin?” diye sordum arkamdan gelen adımlarını duyarak.
“Senin elinden çay her zaman iyi gelir,” dedi. Sesindeki hafif tebessüm, yorgunluğun altına gizlenmiş gibiydi.
Çaydanlığa su koyarken, arkamdan bana bakan gözlerini hissediyordum. Döndüğümde mutfak kapısına yaslanmış, ellerini cebine sokmuş, sessizce beni izliyordu. Bakışları her zamanki gibi sakin ama derin bir sevgi doluydu.
“Ne oldu?” dedim, hafifçe gülümseyerek.
“Bir şey olmadı,” dedi. “Sadece seni izliyorum.”
Kaşlarımı çattım. “Beni bu kadar dikkatle izlemeye gerek yok. Çay yapıyorum sadece.”
“Hatun,” dedi usulca. “Beni kurtardığın o gün... Sana teşekkür etmek için doğru bir an bulamadım. Her şey çok hızlı gelişti.”
Çay yapmakta olan ellerim durdu. “Bunu konuşmamıza gerek yok, Doğukan. Timim ve ben sadece görevimizi yaptık.”
“Hayır,” dedi kararlı bir şekilde. “Bu bir görev değildi. Sen benim için, hayatını riske attın. Parmaklarımın eksik olması umurumda bile değil. Sen yanımda olduğun sürece, ben tamım.”
Bu sözleri duyduğumda, gözlerimde biriken yaşları kontrol etmek için sırtımı döndüm. Fincanları hazırlayıp tepsiye koydum, sonra ona doğru yürüdüm. “Sana söz vermiştim,” dedim. “Ne olursa olsun seni eve getirecektim. Ve getirdim.”
Doğukan, tepsiyi elimden aldı ve oturma odasına geçti. Koltuğa oturup fincanlardan birini alırken, bana yer açtı. Yanına oturduğumda, derin bir nefes aldı ve ellerini dizlerine koydu.
“Bazen düşünüyorum,” dedi. “O parmağı kestiklerinde, sadece bedenime zarar vermediler. Bizim hayallerimize de saldırdılar.”
Başımı onun omzuna yasladım. “Ama başaramadılar. Biz buradayız. Hâlâ birlikteyiz.”
Bir süre sessizlik içinde oturduk. Çayın sıcak buharı yüzümüze çarpıyor, gece sessizliği konuşmalarımızın ağırlığını hafifletiyordu.
“Hatun,” dedi aniden. “Bana her şeyi nasıl bu kadar güçlü taşıyabildiğini söyle. Çünkü ben bazen bu yükün altında ezileceğimi düşünüyorum.”
Ona baktım. Gözlerindeki o kırılganlık, her zaman sakladığı tarafını ortaya çıkarıyordu. Derin bir nefes alıp elini tuttum. Kesilen parmağının olduğu eli, nazikçe avucumun içine aldım.
“Ben de güçlü değilim, Doğukan,” dedim. “Ama senin bana verdiğin sevgi ve inanç, beni ayakta tutuyor. Sen buradayken, ne kadar zor olursa olsun devam edebilirim. Çünkü bu hayatı seninle paylaşmak, her şeyden daha değerli.”
Elimi sıkıca tuttu. “O yüzüğü tekrar takabileceğim bir parmağım olmayabilir, ama bu seni sevdiğim gerçeğini değiştirmez. Biz, her şeyin üstesinden gelebiliriz, Hatun.”
Başımı salladım. Gözlerim dolmuştu, ama gülümsemeyi ihmal etmedim. “Biz her şeyin üstesinden geleceğiz, Doğukan. Çünkü biz birlikte güçlüyüz.”
O gece, sabaha kadar oturup geçmişi, geleceği ve aramızdaki o derin bağı konuştuk. Her kelime, her an, bizi daha da yakınlaştırdı. Sessizlik içinde birbirimize yaslanarak uyuyakaldığımızda, evde yalnızca nefeslerimizin ritmi duyuluyordu. Bu, fırtına öncesi sakinlikti. Ama o an, sadece birbirimize odaklanmıştık.
Bölüm etkileşimi
