5. bölüm / 31
Kızıl YeminGölgenin Ardından
Bölümler 31Şu an: Gölgenin Ardından
- 1 Kayıp Yüzük544 kelime
- 2 Ateş Çemberi555 kelime
- 3 Fırtına Sonrası498 kelime
- 4 Yaraların Sessizliği426 kelime
- 5 Gölgenin Ardından581 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Sessiz İtiraflar427 kelime
- 7 Küllerinden Doğmak441 kelime
- 8 Karanlığın Merkezine Yolculuk584 kelime
- 9 Sözlerin Sessizliği433 kelime
- 10 Yaralar ve Anılar520 kelime
- 11 Bir Fincan Hayal479 kelime
- 12 Kabusun Gölgesi514 kelime
- 13 Kalplerin Fısıltısı409 kelime
- 14 Kahkaha Terapisi577 kelime
- 15 Savaşın Diğer Yüzü472 kelime
- 16 Kaosun İçinde496 kelime
- 17 Fırtına Kopuyor490 kelime
- 18 Sessizlikte Yankılanan Aşk391 kelime
- 19 İhanetin Gölgesi392 kelime
- 20 Yalnızlık Hattı477 kelime
- 21 Kıyamete Hazırlık455 kelime
- 22 Veda Fermanı353 kelime
- 23 Yangın288 kelime
- 24 Gitmek Gerek306 kelime
- 25 Sessiz Çığlık270 kelime
- 26 Kardeşlik Yarası221 kelime
- 27 Emir Büyük Yerden309 kelime
- 28 Kardeşlik Yeminleri ve Eski Köşedeki Adam330 kelime
- 29 Gitmek Gerek338 kelime
- 30 Karar (Doğukan)245 kelime
- 31 Kırık Kadeh302 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 5: Gölgenin Ardından
Sabahın ilk ışıkları pencereden süzülüp odayı aydınlatırken, Doğukan hâlâ uyuyordu. Yüzündeki yorgun ifade biraz olsun hafiflemişti, ama uyurken bile kaşlarının arasındaki o derin çizgi, zihninin ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyordu.
Elimde bir fincan kahveyle oturma odasının köşesinde duruyordum. Düşüncelerim beni bir türlü rahat bırakmıyordu. Doğukan’ı kurtarmıştık, evet. Ama bu iş burada bitmemişti. Ejder gibi adamlar, sadece bir yenilgiyle duracak tipler değildi. Onları köşeye sıkıştırdıkça daha vahşi hale gelirlerdi.
Telefonumun titremesiyle irkildim. Ekranda Altay’ın adı belirdi. Aramanın bu saatte gelmesi normal değildi.
“Altay?” diye açtım telefonu.
“Komutanım, hemen karargâha gelmeniz gerekiyor,” dedi, sesi ciddi ve biraz tedirgindi.
“Ne oldu?”
“Ejder’in adamları hareketlenmiş. Bir saldırı hazırlığında olduklarına dair bilgi aldık. Hedefleri tam olarak belli değil, ama bu işin intikam peşinde olduklarını biliyoruz.”
Derin bir nefes aldım. “Tamam. Timle iletişime geç. Hemen toplantı yapıyoruz.”
Telefonu kapatıp arkamı döndüğümde Doğukan’ın uyanmış olduğunu fark ettim. Sandalyede oturmuş, bana dikkatle bakıyordu.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
“Olmaz mı?” dedim. Kahvemi masaya bırakıp ceketimi aldım. “Ejder’in adamları kıpırdamış. Yeni bir şeyler deneyecekler gibi görünüyor.”
Doğukan hafifçe doğruldu, ama yarasının etkisiyle yüzü acıyla gerildi. “Ben de geliyorum.”
“Hayır,” dedim kesin bir sesle. “Henüz hazır değilsin.”
“Hatun, bu savaştan geri kalamam,” dedi kararlı bir ifadeyle. “O parmağımdan daha fazlasını aldılar. Onlara yanıt vermek zorundayım.”
Ona baktım, içimdeki öfke ve koruma içgüdüsü arasında gidip geliyordum. Ama biliyordum ki, Doğukan’ın bu savaştan uzak durması imkânsızdı. Derin bir nefes alıp başımı salladım. “O zaman yavaşça hazırlan. Ama hiçbir risk almayacaksın. Bu bir emir.”
---
Karargâhta tim eksiksiz bir şekilde toplanmıştı. Masanın ortasında dijital bir harita açık duruyordu. Melek ve Kaan, çevrimiçi istihbarat kaynaklarından topladıkları bilgileri sunuyorlardı.
“Ejder’in adamları doğudaki üslerden birine sızmaya çalışacaklar,” dedi Melek. “Ama bu sadece dikkat dağıtma gibi görünüyor. Gerçek hedefleri hâlâ belirsiz.”
“Peki, bu bilgiler nereden geliyor?” diye sordum.
Kaan devreye girdi. “Daha önce çalıştığımız bir yerel bağlantı. Güvenilir, ama kesin konuşmamakta fayda var.”
Başımı salladım. “Yani ellerimizde sağlam bir bilgi yok. Ama saldırı olasılığı yüksek.”
Altay, kaşlarını çatarak konuştu. “Komutanım, bir plan yapmamız lazım. Eğer saldırı bekliyorsak, önceden harekete geçebiliriz.”
“Evet,” dedim. “Ama bu, Ejder’in oyununa düşmek de olabilir. Adamlarının hareketlerini takip edeceğiz. Eğer bir saldırı yapacaklarsa, onları kendi tuzaklarında kıstırırız.”
---
Bir hafta boyunca tim tam teyakkuza geçti. Ejder’in adamlarının her hareketini izliyorduk. Telsiz konuşmaları, bölgedeki hareketlilik, her şey bir saldırının yaklaştığını gösteriyordu.
Sonunda beklenen an geldi. Gece yarısı, Doğukan’ın bilgisayar başında oturup raporları kontrol ettiği sırada bir uyarı düştü. Melek’in sesi telsizden yankılandı.
“Komutanım, Ejder’in adamları harekete geçti. Hedefleri sınırdaki silah deposu gibi görünüyor!”
Hızla ceketimi giydim. “Tim, hazırlan! Bu gece onları kendi oyunlarında boğacağız.”
Doğukan ayağa kalktı. Gözlerinde o eski savaşçı parıltısı vardı. “Beni unutma.”
Ona baktım, kararlı bir şekilde başımı salladım. “Bu gece, intikamımızın bir adımı daha atılacak.”
---
Hedef bölgeye ulaştığımızda sessizlik hâkimdi. Gece görüş dürbünlerimizden, düşman hareketlerini izliyorduk. Sayıları bizden fazlaydı, ama bu bizi durduramazdı. Planımız netti: onları tuzaklarına çekip tek tek etkisiz hale getirmek.
“Unutmayın,” dedim telsizden. “Bu iş kişisel olabilir, ama profesyonel olmak zorundayız. Herkes dikkatli olsun.”
Çatışmalar başladığında her şey bir kargaşaya dönüştü. Kurşunlar havada uçuşuyor, patlamalar gecenin sessizliğini bozuyordu. Ama tim, disiplinini kaybetmeden ilerliyordu.
Doğukan, arka hattı koruyordu. Eksik parmağına rağmen hâlâ hedefini şaşmıyordu. Bir ara göz göze geldik. O anda anladım ki, her ne kadar eksik olsa da, onun savaşma ruhu eksiksizdi.
Gece sona erdiğinde, Ejder’in adamlarının planı tamamen çökertilmişti. Yaralılarımız vardı, ama hepimiz hayattaydık. Ve en önemlisi, Ejder’i tamamen köşeye sıkıştıracak bir ipucu elde etmiştik.
Bu sadece bir başlangıçtı. Ama bu savaşı kazanmaya daha yakındık. Ejder’in karanlığını, bizim ışığımız yok edecekti.
Bölüm etkileşimi
