21. bölüm / 31
Kızıl YeminKıyamete Hazırlık
Bölümler 31Şu an: Kıyamete Hazırlık
- 1 Kayıp Yüzük544 kelime
- 2 Ateş Çemberi555 kelime
- 3 Fırtına Sonrası498 kelime
- 4 Yaraların Sessizliği426 kelime
- 5 Gölgenin Ardından581 kelime
- 6 Sessiz İtiraflar427 kelime
- 7 Küllerinden Doğmak441 kelime
- 8 Karanlığın Merkezine Yolculuk584 kelime
- 9 Sözlerin Sessizliği433 kelime
- 10 Yaralar ve Anılar520 kelime
- 11 Bir Fincan Hayal479 kelime
- 12 Kabusun Gölgesi514 kelime
- 13 Kalplerin Fısıltısı409 kelime
- 14 Kahkaha Terapisi577 kelime
- 15 Savaşın Diğer Yüzü472 kelime
- 16 Kaosun İçinde496 kelime
- 17 Fırtına Kopuyor490 kelime
- 18 Sessizlikte Yankılanan Aşk391 kelime
- 19 İhanetin Gölgesi392 kelime
- 20 Yalnızlık Hattı477 kelime
- 21 Kıyamete Hazırlık455 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 Veda Fermanı353 kelime
- 23 Yangın288 kelime
- 24 Gitmek Gerek306 kelime
- 25 Sessiz Çığlık270 kelime
- 26 Kardeşlik Yarası221 kelime
- 27 Emir Büyük Yerden309 kelime
- 28 Kardeşlik Yeminleri ve Eski Köşedeki Adam330 kelime
- 29 Gitmek Gerek338 kelime
- 30 Karar (Doğukan)245 kelime
- 31 Kırık Kadeh302 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 20: Kıyamete Hazırlık
Karargâhta duyulan ilk silah sesiyle irkildim. Beklenmedik bir hareketlilik başlamıştı. Koridorlardan yankılanan acil durum sirenleri ve askerlerin telaşlı koşuşturmaları arasında ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
“Ne oluyor burada?” diye bağırarak yanımdan geçen bir askeri durdurdum.
“Binbaşı Ilgaz, içeriden bir saldırı olduğu bildirildi! İç güvenlik ihlal edilmiş olabilir!” dedi ve koşarak uzaklaştı.
İç güvenlik ihlali mi? Bu, timin en büyük kabusuydu. Karargâhın bu kadar savunmasız hale gelmesi, içeride bir hainin olduğu anlamına geliyordu. Ve herkesin şüphesi üzerimdeydi.
Hızla kontrol odasına doğru koştum. Kapıya vardığımda Doğukan’ı ve Albay’ı içeride buldum. Albay, monitörlerdeki kaosa bakarken Doğukan, silahını hazırda tutuyordu. Beni görür görmez kaşlarını çattı.
“Burada ne işin var?” diye sordu sert bir sesle.
“Ne işim mi var?” dedim öfkeyle. “Timin lideriyim. Bu kaosu çözmek benim işim!”
Albay araya girdi, sesi gergindi. “Binbaşı Ilgaz, şu an size güvenip güvenemeyeceğimizden emin değiliz. İçerideki ihlalin sizinle bağlantılı olabileceği şüphesi var.”
Nefesim kesilmiş gibi hissettim. “Beni suçlamayı bırakın!” diye bağırdım. “Bu ihlali yapan kişi, bana bu iftirayı atan aynı kişi! Bunu göremiyor musunuz?”
Doğukan bir adım öne çıktı. “Tunç, bir kez olsun sorumluluğu kabul et! Her şey seni işaret ediyor ve hâlâ masum olduğunu iddia ediyorsun!”
“Çünkü masumum, Doğukan!” diye karşılık verdim. “Sana bunu nasıl kanıtlayabilirim?”
Cevap vermedi, sadece başını iki yana salladı. Bu sessizlik, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettirdi.
Tam o sırada kontrol odasındaki monitörlerden biri aniden karardı ve ardından bir görüntü belirdi. Maskeli bir adam, karanlık bir odada, tehditkâr bir şekilde konuşmaya başladı.
“Türk ordusunun kahraman askerleri,” dedi ağır bir sesle. “Sizin aranızda bir hain var. Binbaşı Tunç Hatun Ilgaz, bizlerle çalışıyor. Ve bunu kanıtlamak için elimizde fazlasıyla delil var.”
Adamın arkasında, operasyon bilgileri ve haritalar gösteriliyordu. Tunç’un adı belgelerde açıkça görünüyordu. Bu, sahte belgelerin ötesindeydi. Bu, bir tiyatroydu.
“Bu saçmalık!” dedim, ekrana bakarak. “Bu sahte videolarla beni karalamaya çalışıyorlar!”
Albay, monitörü işaret etti. “Ama bunu timin dışında kim yapabilir? Bu bilgiler içeriden sızdırılmış. Ve seni işaret ediyor.”
O an hissettiğim çaresizliği tarif etmek imkânsızdı. Doğukan’ın bana bakışlarında bir gram bile güven kalmamıştı.
“Demek hâlâ bana inanmıyorsun?” dedim, gözlerim dolarak.
“Hayır, inanmıyorum,” dedi. Sesi taş kadar sertti. “Ve inanmak için bir nedenim de yok.”
Tam o sırada, bir patlama sesi duyuldu. Karargâh sallandı, yer yerinden oynadı.
“Patlama bölgesine bakmamız gerek!” diye bağırdı Albay.
Hızla kontrol odasından çıkıp olay yerine doğru koştuk. Koridorlar duman altındaydı, askerler her yerdeydi. İçimdeki öfke, patlamanın yarattığı kaostan bile büyüktü.
Bir karar vermem gerekiyordu. Hem kendimi hem de timimi kurtarmak için savaşmalıydım. Ama bunu yaparken, Doğukan’ın bana olan inancını yeniden kazanmak için bir şansımın olmadığını da biliyordum.
O gün her şey daha karmaşık bir hal aldı. Ve artık neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt etmek çok daha zordu. Ama bir şeyden emindim: Bu işin sonunda, ya masumiyetimi kanıtlayacaktım ya da her şeyimi kaybedecektim.
Bölüm etkileşimi
