12. bölüm / 31
Kızıl YeminKabusun Gölgesi
Bölümler 31Şu an: Kabusun Gölgesi
- 1 Kayıp Yüzük544 kelime
- 2 Ateş Çemberi555 kelime
- 3 Fırtına Sonrası498 kelime
- 4 Yaraların Sessizliği426 kelime
- 5 Gölgenin Ardından581 kelime
- 6 Sessiz İtiraflar427 kelime
- 7 Küllerinden Doğmak441 kelime
- 8 Karanlığın Merkezine Yolculuk584 kelime
- 9 Sözlerin Sessizliği433 kelime
- 10 Yaralar ve Anılar520 kelime
- 11 Bir Fincan Hayal479 kelime
- 12 Kabusun Gölgesi514 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Kalplerin Fısıltısı409 kelime
- 14 Kahkaha Terapisi577 kelime
- 15 Savaşın Diğer Yüzü472 kelime
- 16 Kaosun İçinde496 kelime
- 17 Fırtına Kopuyor490 kelime
- 18 Sessizlikte Yankılanan Aşk391 kelime
- 19 İhanetin Gölgesi392 kelime
- 20 Yalnızlık Hattı477 kelime
- 21 Kıyamete Hazırlık455 kelime
- 22 Veda Fermanı353 kelime
- 23 Yangın288 kelime
- 24 Gitmek Gerek306 kelime
- 25 Sessiz Çığlık270 kelime
- 26 Kardeşlik Yarası221 kelime
- 27 Emir Büyük Yerden309 kelime
- 28 Kardeşlik Yeminleri ve Eski Köşedeki Adam330 kelime
- 29 Gitmek Gerek338 kelime
- 30 Karar (Doğukan)245 kelime
- 31 Kırık Kadeh302 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 12: Kabusun Gölgesi
Karşımdaki karanlık, geceyi yutmuştu. Timin radyo konuşmaları, kulaklarımda yankılanan kısa ve soğuk talimatlardan ibaretti. Çıplak ay ışığı arazinin üzerine solgun bir örtü gibi serilmişti. Adımlarımı sessizce atıyor, Doğukan’ın hemen arkamda olduğunu bilerek ilerliyordum.
“Tunç, bölge temiz,” dedi Taylan’ın sesi telsizden.
“Gözlerinizi dört açın,” dedim, tıpkı bir komutanın yapması gerektiği gibi soğukkanlı görünmeye çalışarak. Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Göğsüm sıkışıyor, sanki bir felaketin adım adım yaklaştığını hissediyordum.
Doğukan, omzuma hafifçe dokundu. “Nefes al, Hatun. Her zamanki gibi başaracağız.”
Gözlerimle ona baktım. Gülümsemesi, en karanlık anlarımda bile beni aydınlatacak bir ışık gibiydi. Başımı hafifçe salladım ve ilerlemeye devam ettim.
Ancak o anda her şey değişti. Bir patlama sesi, kulaklarımı sağır eden bir yankıyla geceyi böldü. Toprak havaya savruldu, sıcak bir rüzgar yüzüme çarptı. “Siper alın!” diye bağırdım, silahımı kavrayarak yere çömeldim.
Timin sesi karışık bir uğultuya dönüştü. Silah sesleri, çığlıklar ve telsizden gelen parçalanmış cümleler birbirine karıştı. Gözlerim Doğukan’ı aradı. Onu gördüm—yanımda, cesurca çatışmanın ortasında duruyordu.
“Hatun, burada kal! İlerleyip onları etkisiz hale getireceğim!” diye bağırdı, sesindeki kararlılık her zamanki gibi güçlüydü.
“Hayır, Doğukan! Sakın kıpırdama!” dedim, ama çok geçti. O, koruma duvarının arkasından çıkıp koşmaya başlamıştı bile.
Zaman yavaşladı. Her şey donmuş gibiydi. Ve o anda...
Bir kurşun.
Gözlerim önünde, o kurşun Doğukan’ın alnına isabet etti. Sesi duyamadım. Sadece bedeninin geriye doğru düşüşünü izledim.
“DOĞUKAN!”
Bağırışım, içimdeki tüm korku ve çaresizlikle yankılandı. Koşmaya çalıştım, ama bacaklarım taş kesilmiş gibiydi. Her adımımda, onun yere düşen bedenine ulaşmak daha da imkânsızlaşıyordu. Gözlerimden yaşlar süzülüyor, nefesim daralıyordu.
Onun yanına vardığımda, yüzü bana dönüktü. Gözleri açıktı, ama içinde hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Ellerimle yüzünü tutup ona seslendim. “Hayır... Hayır, hayır! Doğukan, uyan!”
Ellerim kan içindeydi. O kanın sıcaklığı, gerçekliğin acımasız bir tokadı gibi yüzüme çarpıyordu.
“Beni bırakma...” dedim, gözyaşlarım durdurulamaz bir sel gibi akarken. “Lütfen, beni bırakma.”
Ama cevap vermedi.
Ve o anda...
Gözlerim hızla açıldı. Göğsüm kalkıp inerken, nefes almakta zorlanıyordum. Ter içinde kalmıştım. O anın gerçek olmadığını anlamam bir saniyemi aldı, ama hissettiğim korku gerçek gibiydi.
Doğukan...
Yatağımın yanından hızla kalktım ve salona koştum. O, kanepede, huzurlu bir şekilde uyuyordu. Yaşadığım kabusun etkisiyle hâlâ titriyordum. Dizlerimin bağı çözülmüş gibi onun yanına çömeldim ve yüzüne dokundum.
“Doğukan?” diye fısıldadım, sesim titrek ve boğuktu.
O, gözlerini araladı, yüzünde uykulu bir gülümseme belirdi. “Hatun? Ne oldu? Neden bu kadar solgunsun?”
Konuşamadım. Ellerimi yüzüne koydum, onu gerçek olduğuna inandırmaya çalışır gibi. “Bir kabus gördüm,” dedim. “Seni kaybettiğim bir kabus...”
Doğukan yavaşça doğruldu, yüzüme dikkatlice baktı. Ellerini, hala titreyen ellerimin üzerine koydu. “Ben buradayım,” dedi, sesi sakin ve yumuşaktı. “Sadece bir rüyaydı, Hatun.”
“Çok gerçekti,” dedim, gözlerimden süzülen bir damlayı silmeye çalışırken. “Seni gözlerimin önünde kaybettim.”
O, beni kendine çekip sıkıca sarıldı. “Beni kaybetmeyeceksin. Söz veriyorum.”
Sarılmasının sıcaklığı, kabusun karanlığını yavaşça dağıttı. Ama içimdeki korku hâlâ geçmemişti.
“Doğukan,” dedim, onun omzuna yaslanmış halde. “Bana bir daha asla yalnız hareket etmeyeceğine söz ver.”
“Her zaman yanındayım,” dedi. “Ve asla seni yalnız bırakmayacağım.”
O gece, korkunun karanlığını sevgimizin ışığıyla dağıtmaya çalıştım. Doğukan’ın varlığı, gerçekliği, bana kabusların sadece zihnin bir oyunu olduğunu hatırlattı. Ama aynı zamanda bana bir şeyi de öğretti: Onu kaybetme korkusu, benim için her şeyden daha gerçekti.
Bölüm etkileşimi
