3. bölüm / 31
Kızıl YeminFırtına Sonrası
Bölümler 31Şu an: Fırtına Sonrası
- 1 Kayıp Yüzük544 kelime
- 2 Ateş Çemberi555 kelime
- 3 Fırtına Sonrası498 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Yaraların Sessizliği426 kelime
- 5 Gölgenin Ardından581 kelime
- 6 Sessiz İtiraflar427 kelime
- 7 Küllerinden Doğmak441 kelime
- 8 Karanlığın Merkezine Yolculuk584 kelime
- 9 Sözlerin Sessizliği433 kelime
- 10 Yaralar ve Anılar520 kelime
- 11 Bir Fincan Hayal479 kelime
- 12 Kabusun Gölgesi514 kelime
- 13 Kalplerin Fısıltısı409 kelime
- 14 Kahkaha Terapisi577 kelime
- 15 Savaşın Diğer Yüzü472 kelime
- 16 Kaosun İçinde496 kelime
- 17 Fırtına Kopuyor490 kelime
- 18 Sessizlikte Yankılanan Aşk391 kelime
- 19 İhanetin Gölgesi392 kelime
- 20 Yalnızlık Hattı477 kelime
- 21 Kıyamete Hazırlık455 kelime
- 22 Veda Fermanı353 kelime
- 23 Yangın288 kelime
- 24 Gitmek Gerek306 kelime
- 25 Sessiz Çığlık270 kelime
- 26 Kardeşlik Yarası221 kelime
- 27 Emir Büyük Yerden309 kelime
- 28 Kardeşlik Yeminleri ve Eski Köşedeki Adam330 kelime
- 29 Gitmek Gerek338 kelime
- 30 Karar (Doğukan)245 kelime
- 31 Kırık Kadeh302 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 3: Fırtına Sonrası
Helikopter pistine indiğimizde, gökyüzü gri bulutlarla kaplanmıştı. Yağmur, beton zemine çarparak etrafa bir ferahlık yayarken, ben tam aksine içimdeki fırtınayı bastıramıyordum. Doğukan, sedyede hareketsiz yatıyordu. Gözleri yorgunluktan kapanıyordu ama elindeki yüzüğü hâlâ sımsıkı tutuyordu. Parmaklarından süzülen kan, o yüzüğü adeta bir hatıra gibi mühürlemişti.
Timi helikopterden indirirken bir an durup etrafıma baktım. Yorgun ama gururlu yüzler... Melek ve Kaan birbirine yaslanmış, tayin edilmiş yeni bir görevi bekliyordu. Altay, telsizini sımsıkı kavramış, her an bir tehlike çıkacakmış gibi tetikteydi. Taylan ve Yavuz’un yüzleri sertti; düşmanla girdiğimiz çatışmanın izlerini hâlâ taşıyorlardı. Ama şimdi herkesin dinlenmeye ihtiyacı vardı.
“Tamam, arkadaşlar,” dedim. Sesim otoriter ama yumuşaktı. “Hepiniz olağanüstü bir iş çıkardınız. Şimdi dinlenme zamanı. Doğukan’la birlikte revire gidiyorum. Emirler gelene kadar herkes serbest.”
Başımı çevirip sedyenin yanına yürüdüm. Doğukan’a baktım. Gözlerini araladı ve zayıf bir gülümsemeyle, “Beni buradan sağ çıkaracağını biliyordum,” dedi.
“Sağ çıkardım, ama biraz parçalı hâlde,” dedim alaycı bir gülümsemeyle. Her zamanki gibi sert ve komik olmaya çalışıyordum. Ama içimden gelen korku ve öfke dalgasını bastıramıyordum.
Doğukan’ın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. “Hatun, hâlâ mizah anlayışını kaybetmemişsin.”
“Kim demiş? İçimden çok komik bir katil çıkabilir,” dedim, gözlerim kararlılıkla doluydu. Onu bu hâle getirenleri düşünüp dişlerimi sıktım.
Doğukan’ı revire götürdükten sonra komuta merkezine doğru yürümeye başladım. Yağmur hızlanmıştı, soğuk damlalar yüzüme çarptıkça içimdeki sıcak öfkeyi bastırmaya çalışıyordum.
Kapıdan içeri girdiğimde Albay Cengiz Bey beni bekliyordu. Sert bakışları, görev raporunu dinlemek için hazır olduğunu gösteriyordu.
“Binbaşı Ilgaz,” dedi. “Doğukan Yüzbaşı’nın kurtarılmasıyla ilgili detayları duymak istiyorum.”
Kendimi toparlayıp anlatmaya başladım. Görev sırasında yaşananları, çatışmaları ve Doğukan’ın durumunu anlattım. Her bir kelimede, içimdeki intikam hissi yeniden yükseliyordu.
“Binbaşı, zor bir görevdi,” dedi Albay. “Ama başarıyla tamamladınız. Şimdi asıl mesele, bu saldırının arkasında kimlerin olduğunu bulmak ve onların kökünü kazımak.”
Gözlerimi kıstım. “O işi bana bırakın, komutanım. Onları bulacağım. Hepsini.”
Albay, bakışlarıyla beni süzdü ve hafifçe başını salladı. “Sana güveniyorum. Ama bu iş artık kişisel bir mesele olmaktan çıkmalı. Timi de düşünmelisin.”
Başımı salladım ama içimdeki yangını söndürmek mümkün değildi. “Anlaşıldı, komutanım.”
Komuta merkezinden çıktığımda timin geri kalanını yemekhanede buldum. Sessizce oturmuşlar, yorgun ama birbirlerine destek oluyorlardı. Melek, Kaan’ın omzuna yaslanmıştı. Yavuz ve Taylan, aralarında sessizce konuşuyordu. Altay ve Emir ise dikkatlice bir harita inceliyorlardı.
“Arkadaşlar,” dedim. Sesim odanın sessizliğini deldi. “Doğukan güvende. Görevimizi başarıyla tamamladık. Ama bu iş burada bitmedi. Onların kim olduğunu ve nerede saklandıklarını öğreneceğiz.”
Altay, ciddi bir ifadeyle başını kaldırdı. “Bu sadece bir başlangıç, değil mi?”
“Evet,” dedim, gözlerim kararlı bir şekilde parlıyordu. “Onlara hayatlarının en büyük pişmanlığını yaşatacağız.”
Taylan, hafif bir gülümsemeyle, “Bizimle oynadıkları için pişman olacaklar,” dedi.
Herkes birbirine baktı. Sessiz bir anlaşma vardı. Kurtuluş Timi, sadece bir görev ekibi değil, bir aileydi. Ve bu aileye zarar veren herkes, bedelini ödeyecekti.
Yağmur hâlâ yağıyordu, ama içeride, masanın etrafında bir araya gelen bu insanlar, fırtınayı birlikte atlatmaya hazırdı. Ve ben, bu ailenin lideri olarak, onları bu savaşın sonuna kadar götürmeye kararlıydım.
“Dinlenin,” dedim. “Ama hazır olun. Çünkü bu, bir savaştı. Ve savaşı biz kazanacağız.”
O an fark ettim ki, içimdeki intikam ateşi sönmüyordu. Daha yeni başlıyorduk.
Bölüm etkileşimi
