17. bölüm / 31
Kızıl YeminFırtına Kopuyor
Bölümler 31Şu an: Fırtına Kopuyor
- 1 Kayıp Yüzük544 kelime
- 2 Ateş Çemberi555 kelime
- 3 Fırtına Sonrası498 kelime
- 4 Yaraların Sessizliği426 kelime
- 5 Gölgenin Ardından581 kelime
- 6 Sessiz İtiraflar427 kelime
- 7 Küllerinden Doğmak441 kelime
- 8 Karanlığın Merkezine Yolculuk584 kelime
- 9 Sözlerin Sessizliği433 kelime
- 10 Yaralar ve Anılar520 kelime
- 11 Bir Fincan Hayal479 kelime
- 12 Kabusun Gölgesi514 kelime
- 13 Kalplerin Fısıltısı409 kelime
- 14 Kahkaha Terapisi577 kelime
- 15 Savaşın Diğer Yüzü472 kelime
- 16 Kaosun İçinde496 kelime
- 17 Fırtına Kopuyor490 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 Sessizlikte Yankılanan Aşk391 kelime
- 19 İhanetin Gölgesi392 kelime
- 20 Yalnızlık Hattı477 kelime
- 21 Kıyamete Hazırlık455 kelime
- 22 Veda Fermanı353 kelime
- 23 Yangın288 kelime
- 24 Gitmek Gerek306 kelime
- 25 Sessiz Çığlık270 kelime
- 26 Kardeşlik Yarası221 kelime
- 27 Emir Büyük Yerden309 kelime
- 28 Kardeşlik Yeminleri ve Eski Köşedeki Adam330 kelime
- 29 Gitmek Gerek338 kelime
- 30 Karar (Doğukan)245 kelime
- 31 Kırık Kadeh302 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 18: Fırtına Kopuyor
Gece, zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Orman, fısıltılarını bile saklamış gibi sessizdi. Helikopter bizi bu sessizliğin ortasında bıraktıktan sonra, görev bölgesine doğru ilerlemeye başlamıştık. Ama bir şeyler yolunda gitmiyordu.
Telsizden gelen cızırtılar kesilmişti. Tuhaf bir huzursuzluk çökmüştü üzerimize. Herkes bunu hissediyordu.
“Komutanım, bu işin tadı kaçmaya başladı,” dedi Altay, omzundaki tüfeği sıkarak.
“Sadece sen mi hissediyorsun?” dedim alçak bir sesle, etrafı tarayarak.
Melek, yanımdan geçerken hafifçe başını eğdi. “Sessizlik her zaman fırtına öncesidir.”
“Fırtınayı atlatalım, konuşuruz,” dedim sertçe. Ama içimden geçen huzursuzluk, kelimelerime yansımıştı.
Birden, ormanın derinliklerinden gelen patlama sesi kulaklarımızda yankılandı. Yer sarsıldı. Herkes anında pozisyon aldı, tüfekler doğrultuldu.
“Ne oluyor lan?!” diye bağırdı Taylan, siper alırken.
“Tuzağa düştük,” dedim, dişlerimin arasından. “Herkes tetikte olsun. Bu, sadece başlangıç!”
Patlamanın ardından silah sesleri yankılanmaya başladı. Etrafımız bir anda kurşun yağmuruna tutuldu.
“Sağ kanadı koruyun!” diye bağırdım.
Kaan ve Melek, hızla sağ tarafa doğru yöneldi. Kaan bir yandan ateş ederken, bir yandan Melek’e talimat veriyordu. “Melek, o ağacın arkasına geç! Çevreyi tarayalım!”
“Bana emir vermeyi bırak, Kaan!” dedi Melek, ama yine de onun dediğini yaptı.
Doğukan yanıma çömeldi, tüfeğini doğrultarak konuştu. “Hatun, buradan çıkmazsak sıkışıp kalacağız.”
“Biliyorum,” dedim, çevreyi gözleyerek. “Ama önce şu hattı temizlememiz lazım.”
Taylan, yerde sürünerek yanımıza geldi. “Komutanım, bu adamlar deli gibi geliyor. Sayıca bizden fazla oldukları kesin!”
“Sen sayılara bakma, Taylan!” dedim sert bir şekilde. “Bizim avantajımız zeka. Altay, Yavuz! Sol hattı koruyun!”
Altay ve Yavuz hızla harekete geçti. Ama düşmanların organize olduğu çok belliydi. Her adımda daha yoğun bir ateşle karşılaşıyorduk.
Bir anda, sağ taraftan bir grup daha üzerimize doğru koşmaya başladı. Emir bağırarak bizi uyardı. “Komutanım! Sağdan sıkıştırıyorlar!”
“Hay sikeyim!” dedim, hızla pozisyon değiştirerek. “Melek, Kaan! Sağ kanadı destekleyin!”
Doğukan, yanıma yaklaşıp siper aldı. “Bu şekilde devam edersek, buradan sağ çıkamayız.”
“Bunu daha önce de söyledin,” dedim, gözlerimi çevrede dolaştırarak. “Ama hâlâ buradayız.”
O sırada, bir patlama daha oldu. Bu sefer toprak havaya savruldu, hepimizi yere serdi. Kulaklarımda çınlayan bir sessizlik vardı.
“Hatun, iyisin, değil mi?” diye sordu Doğukan, yüzüme bakarak.
“Evet,” dedim, hızla doğrulup tekrar siper alırken. “Ama bu iş daha bitmedi. Taylan, Altay! O köprüyü temizlememiz gerek. Orası bizim çıkış noktamız.”
“Anlaşıldı!” diye bağırdı Altay, tüfeğini doğrultarak harekete geçti.
Taylan, bir yandan ateş ederken bir yandan da alaycı bir sesle konuştu. “Böyle giderse tatil hayallerim de suya düşecek. Komutanım, bunun sonunda bize bir ödül borçlusun!”
“Canın borç olsun, Taylan!” dedim sertçe. Ama bir anlığına istemsizce gülümsedim.
Köprüye ulaştığımızda, işler iyice çığırından çıkmıştı. Yoğun ateş altındaydık, ama geri çekilmek gibi bir seçeneğimiz yoktu. Bir el bombası çekip köprünün diğer ucuna fırlattım. Patlama, düşmanları bir anlığına geri çekilmeye zorladı.
“Hemen ilerleyin!” diye bağırdım.
Tim, hızla köprüyü ele geçirdi, ama herkesin yüzünde yorgunluk vardı. Çatışma bitmemişti, sadece anlık bir nefes alıyorduk.
Telsizden Melek’in sesi duyuldu. “Tunç, diğer bölgede hâlâ çatışma var. Çabuk olun, yardıma ihtiyacımız var!”
“Geliyoruz, Melek!” dedim.
Kaosun ortasında, timin birbirine olan bağlılığı sayesinde ayakta kalıyorduk. Ama bu bağlılık bile bazen yeterli olmayabiliyordu. Çünkü kaos, her zaman bir bedel ödetirdi.
Bölüm etkileşimi
