Kızıl Yemin kitap kapağı

9. bölüm / 31

Kızıl Yemin

Sözlerin Sessizliği

Vaveyla Yazarı: The. Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: Sözlerin Sessizliği

Bölüm 9: Sözlerin Sessizliği

Eve döndüğümüzde gece yine kendi sessizliğine gömülmüştü. Tim, operasyonun yorgunluğunu karargâhta bırakmıştı ama benim için asıl savaş yeni başlıyordu. Doğukan, hemen kanepede kendini bırakıp ayaklarını uzattı. Gözleri yorgunluktan kapanacak gibiydi.

“Bu kadar mı yoruldun?” dedim, omzundaki ceketi çıkarırken.

“Yorgunluk değil, Tunç,” dedi gözlerini hafifçe açarak. “Seninle başa çıkmak bazen daha yorucu.”

Gözlerimi devirdim. “Tabii, ben olmasam hayatın ne kadar kolay olurdu, değil mi?” dedim, alaycı bir sesle.

“Kesinlikle,” dedi ve yüzünde o tanıdık muzip gülümseme belirdi. “Ama kolay bir hayat ister miydim? Hayır.”

Başımı iki yana sallayarak mutfağa doğru yürüdüm. Çay yapmaya koyuldum, ama mutfaktan içeri süzülen sessizlik beni rahatsız etti. Bir anlık duraksadım, sonra geri dönüp oturma odasına baktım. Doğukan, kanepeye yaslanmış, avucunda yüzüğü tutuyordu.

Yavaşça yanına gidip oturdum. “Hâlâ mı yüzüğe bakıyorsun?” diye sordum, sesim istemsizce daha yumuşak çıkmıştı.

“Biliyor musun,” dedi yüzüğü hafifçe çevirerek, “bu yüzük, hayatta tuttuğum en değerli şey. Sadece bir metal parçası değil. Bana seni hatırlatıyor. Bizim sözlerimizi. Geçmişimizi.”

Sözleri kalbime işliyordu. Bir süre sessizce yüzüğü izledim. Sonra elimi onun elinin üzerine koydum. “Sen hâlâ o adamın elinden nasıl sağ çıktın, Doğukan? Bunu düşündükçe çıldırıyorum. Sadece yüzüğün değil, senin de parçalanmaman için her gün dua ediyorum.”

Doğukan elimi sıktı. “Beni ayakta tutan şey sendin. Orada, o karanlıkta... Seni düşünmek, hayatta kalmak için tek nedenimdi. Bir an bile beni bırakmayacağına inanıyordum.”

Gözlerimde biriken yaşlara engel olamadım. “Ve bırakmadım,” dedim. “Ama seni böyle görmek, o parmağını kaybettiğin gerçeğiyle yüzleşmek... Bazen düşündüğümde, sanki başarısız olmuşum gibi hissediyorum.”

Doğukan hemen oturdu ve yüzüme baktı. “Böyle konuşma, Tunç. Sen beni kurtardın. O parmağı kaybettim, evet. Ama hayatımı kazandım. Ve bu hayat, seninle olduğu sürece eksik değil.”

Derin bir nefes alıp başımı salladım. “Bazen her şeyi geride bırakıp gitmek istiyorum, Doğukan. Sadece seninle, sessiz bir yerde... Savaş, intikam, görev, her şeyi bırakıp huzur bulmak istiyorum.”

Doğukan gülümsedi. “Bunu bir düşünelim. Belki dağ evine taşınırız. Sabahları kahvaltı hazırlarım, sen bana komutan gibi emirler vermeye devam edersin.”

Kıkırdadım. “Sen kahvaltı mı hazırlarsın? Doğukan, sen çay demlemeyi bile beceremezsin!”

“Hey! Çay demlemeyi öğrenebilirim,” dedi, gözlerini kısarak. “Seninle vakit geçirme bahanesi olursa, her şeyi öğrenirim.”

O an, hafif gülümsemelerimiz bir süre sessizce sürdü. Ama gözlerimizdeki o derin bakışlar, birbirimize söylemek istediğimiz binlerce kelimeyi anlatıyordu.

“Doğukan,” dedim yavaşça. “Ben seninle olduğum sürece savaşmaya hazırım. Çünkü sen benim savaşı kazanmam için tek nedenimsin.”

Doğukan başını salladı. “Ve sen de benim zaferimsin, Tunç. Seni kaybetmekten daha büyük bir korkum yok. Ama seni kazandığım her an, kendimi dünyanın en şanslı adamı gibi hissediyorum.”

O gece birbirimize sarılarak, sessizliğin içinde kaybolduk. Savaş, geçmiş ve gelecek belirsizdi. Ama o an, yalnızca biz vardık. Ve bu, her şeyden daha gerçekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.