10. bölüm / 31
Kızıl YeminYaralar ve Anılar
Bölümler 31Şu an: Yaralar ve Anılar
- 1 Kayıp Yüzük544 kelime
- 2 Ateş Çemberi555 kelime
- 3 Fırtına Sonrası498 kelime
- 4 Yaraların Sessizliği426 kelime
- 5 Gölgenin Ardından581 kelime
- 6 Sessiz İtiraflar427 kelime
- 7 Küllerinden Doğmak441 kelime
- 8 Karanlığın Merkezine Yolculuk584 kelime
- 9 Sözlerin Sessizliği433 kelime
- 10 Yaralar ve Anılar520 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Bir Fincan Hayal479 kelime
- 12 Kabusun Gölgesi514 kelime
- 13 Kalplerin Fısıltısı409 kelime
- 14 Kahkaha Terapisi577 kelime
- 15 Savaşın Diğer Yüzü472 kelime
- 16 Kaosun İçinde496 kelime
- 17 Fırtına Kopuyor490 kelime
- 18 Sessizlikte Yankılanan Aşk391 kelime
- 19 İhanetin Gölgesi392 kelime
- 20 Yalnızlık Hattı477 kelime
- 21 Kıyamete Hazırlık455 kelime
- 22 Veda Fermanı353 kelime
- 23 Yangın288 kelime
- 24 Gitmek Gerek306 kelime
- 25 Sessiz Çığlık270 kelime
- 26 Kardeşlik Yarası221 kelime
- 27 Emir Büyük Yerden309 kelime
- 28 Kardeşlik Yeminleri ve Eski Köşedeki Adam330 kelime
- 29 Gitmek Gerek338 kelime
- 30 Karar (Doğukan)245 kelime
- 31 Kırık Kadeh302 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 10: Yaralar ve Anılar
Sabahın erken saatleriydi. Doğukan her zamanki gibi benden önce uyanmış, mutfağa geçmişti. Kahve kokusu evin içinde usulca dolanıyordu. Gözlerimi araladım, yanımda onun olmaması garip bir boşluk hissettirdi. Birkaç saniye daha yorganın altına saklanıp uyumayı düşündüm, ama dayanamayıp seslendim.
“Doğukan! O kahve bana da geliyor mu, yoksa sadece kendini mi şımartıyorsun?”
Mutfaktan gelen derin bir kahkaha sesi duyuldu. “Sen uyurken seni rahatsız etmeyeyim dedim, komutanım. Ama madem kalktın, hemen ikinci kupayı hazırlıyorum.”
Gözlerimi devirdim. Yataktan kalkıp yavaşça mutfağa ilerledim. Doğukan tezgâha yaslanmış, elindeki kupadan bir yudum alıyordu. Teni hâlâ biraz solgun, ama gözlerinde o tanıdık ışıltı vardı.
“Sabah sabah mutfakta görmek güzel,” dedim, ona yaklaşarak. “Ama bu kadar enerji nereden geliyor, anlamıyorum.”
“Seninle yaşayınca enerji kaynağı olmak şart,” dedi gülümseyerek. “Yoksa senin hızına yetişmek mümkün değil.”
Omuz silkerek kahve kupamı aldım. İlk yudumu içtikten sonra, başımı yana eğerek ona baktım. “Parmağın nasıl?” diye sordum, sesim istemsizce yumuşamıştı.
Bir an için yüzündeki gülümseme silindi. Bakışları eline kaydı. Sağ elinin yüzük parmağının eksikliği, her zaman dikkatimi çekiyordu. Ama ondan daha fazla içimi acıtan, onun bu durumu ne kadar sessizce kabul ettiği gerçeğiydi.
“Bazen ağrıyor,” dedi dürüstçe. “Ama alışıyorum.”
Kahve kupasını tezgâha koydu ve bana döndü. “Hatun, bunun seni rahatsız ettiğini biliyorum. Ama beni böyle sevemeyeceksin diye bir korkum yok. Çünkü senin gözlerinde hâlâ o ilk günkü bakışı görüyorum.”
Boğazıma bir yumru oturdu. Kahve kupamı masaya bıraktım ve ona yaklaştım. Ellerimi yüzüne koyarak gözlerinin içine baktım. “Beni yanlış anlama, Doğukan. O parmağın olmaması, bizim için bir kayıp gibi hissettirse de... Senin hâlâ burada, benimle olman her şeyden daha önemli. Ama seni böyle görmek... İçimde bir yerde hep bir suçluluk hissi bırakıyor.”
Doğukan bir an için sessiz kaldı. Sonra ellerini benim ellerimin üzerine koydu. “Beni suçlu hissetmekten vazgeç, Hatun. Sen benim hayatımı kurtardın. Eksiksiz ya da eksik, ben hâlâ Doğukan’ım. Ve seni sevmek, bu hayatta en çok istediğim şey.”
Gözlerim doldu, ama bu kez ağlamamak için kendimi tuttum. Başımı hafifçe eğdim ve onun göğsüne yaslandım. “Seni her şeyden çok seviyorum,” diye fısıldadım.
Doğukan beni sıkıca sardı. “Ben de seni, Hatunum. Ve bu savaş ne kadar sürerse sürsün, seninle omuz omuza olmaktan vazgeçmeyeceğim.”
Bir süre sessizce durduk. Sadece kalp atışlarımızı ve derin nefeslerimizi duyuyorduk.
Sonunda sessizliği bozdu. “Biliyor musun, o kahvaltı yapma planın hâlâ geçerli. Ama bu kez sırayla yemek yapalım. Sürekli beni köle gibi kullanmana izin vermeyeceğim.”
Başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerimdeki yaşları silerken alaycı bir şekilde gülümsedim. “Doğukan, dürüst olalım. Sen mutfağa girersen bu evde sadece duman kokusu olur. Belki bir yangın tatbikatı yaparız.”
O, sahte bir hayal kırıklığıyla elini kalbine götürdü. “Beni küçük düşürüyorsun, komutanım. Kahve yapabildiğimi unutmuyor musun?”
“Bir kahveyle mutfak ustası olunmuyor,” dedim gülerek.
Gözlerimiz birbirine kilitlendi. Hayatın kaosu içinde, bu anların değerini daha çok anlıyordum. Ne olursa olsun, Doğukan’la her şey daha anlamlıydı. Ve biliyordum, önümüzdeki savaşlar ne kadar zor olursa olsun, onunla her şeyin üstesinden gelebilecektim.
“Bir gün gerçekten sessiz bir hayatımız olur mu, Doğukan?” diye sordum.
“Belki,” dedi gülümseyerek. “Ama o zamana kadar, birlikte savaşmaya devam edeceğiz. Çünkü biz böyle güçlüyüz.”
Ellerimizi kenetleyip mutfağın ışıklarının altında sessizce oturduk. Gelecek belirsizdi, ama birbirimize olan sevgimiz sarsılmazdı. Ve o sevgi, karanlığın içindeki en parlak ışığımızdı.
Bölüm etkileşimi
