22. bölüm / 31
Kızıl YeminVeda Fermanı
Bölümler 31Şu an: Veda Fermanı
- 1 Kayıp Yüzük544 kelime
- 2 Ateş Çemberi555 kelime
- 3 Fırtına Sonrası498 kelime
- 4 Yaraların Sessizliği426 kelime
- 5 Gölgenin Ardından581 kelime
- 6 Sessiz İtiraflar427 kelime
- 7 Küllerinden Doğmak441 kelime
- 8 Karanlığın Merkezine Yolculuk584 kelime
- 9 Sözlerin Sessizliği433 kelime
- 10 Yaralar ve Anılar520 kelime
- 11 Bir Fincan Hayal479 kelime
- 12 Kabusun Gölgesi514 kelime
- 13 Kalplerin Fısıltısı409 kelime
- 14 Kahkaha Terapisi577 kelime
- 15 Savaşın Diğer Yüzü472 kelime
- 16 Kaosun İçinde496 kelime
- 17 Fırtına Kopuyor490 kelime
- 18 Sessizlikte Yankılanan Aşk391 kelime
- 19 İhanetin Gölgesi392 kelime
- 20 Yalnızlık Hattı477 kelime
- 21 Kıyamete Hazırlık455 kelime
- 22 Veda Fermanı353 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 Yangın288 kelime
- 24 Gitmek Gerek306 kelime
- 25 Sessiz Çığlık270 kelime
- 26 Kardeşlik Yarası221 kelime
- 27 Emir Büyük Yerden309 kelime
- 28 Kardeşlik Yeminleri ve Eski Köşedeki Adam330 kelime
- 29 Gitmek Gerek338 kelime
- 30 Karar (Doğukan)245 kelime
- 31 Kırık Kadeh302 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 23: Veda Fermanı
Karargâh, dün gece yaşanan saldırının izlerini hâlâ taşıyordu. Yıkılan duvarlar, yanık kokusu, kurşun izleri… Ama en çok da içimde yankılanan sessizlik, dışarıdaki enkazdan daha fazla canımı yakıyordu.
Timin gözleri üzerimdeydi. Dün gece beni yerden kaldıran, gözümün içine bakıp bana inanacağını söyleyen adam bile… Doğukan bile hala tam anlamıyla bana inanmıyordu, bunu hissediyordum.
Ama artık önemi yoktu.
Kapı açıldığında içeriye Albay girdi. Otoriter duruşuyla her zamanki gibiydi ama yüzündeki ciddiyet fazladan bir şeyler anlatıyordu. Elinde bir zarf tutuyordu.
“Binbaşı Tunç Hatun Ilgaz.”
Ayağa kalktım. Omzumdaki bandaja aldırmadan dimdik durdum.
“Emredin, komutanım.”
Zarfı bana uzattı. “Tayin emrin geldi.”
O an dünya durdu. Zarfı açmadan önce gözlerim timin üzerindeydi. Hepsinin yüzünde şok vardı ama kimse tek kelime etmiyordu.
Titreyen parmaklarımla zarfı açtım. İçimde bir umut vardı—belki yakındaki bir birlikte görevlendirilmişimdir, belki kısa süreli bir geçici görevdir…
Ama o kelimeyi gördüğüm an içimdeki her şey sustu.
Güney Anadolu Özel Operasyonlar Komutanlığı’na atanmıştır.
Burası… Çok uzaktaydı. Bu tayin, bir sürgünden farksızdı.
---
Salonda bir sessizlik hâkim oldu. Kimse ne diyeceğini bilmiyordu. İlk sesi çıkaran, Doğukan oldu.
“Bu bir şaka olmalı.”
Başımı iki yana salladım. “Gerçek.”
Altay, elini masaya sertçe vurdu. “Kim bunu ayarladı?! Tunç hain damgası yemiş olabilir ama biz gerçeği bilmiyoruz bile! Neden şimdi?!”
Albay, kaşlarını çattı. “Bu emrin nereden geldiğini bilmiyorum. Ama emir emirdir, Binbaşı Ilgaz.”
Gözlerimi Doğukan’a diktim. Onun bir şeyler yapmasını bekliyordum. “Bir şey söylemeyecek misin?”
Fakat Doğukan konuşmadı. Yüzüme bakıyordu ama ağzından tek kelime çıkmıyordu.
Bu, her şeyin son noktasıydı.
“Ne zaman gidiyorum?” diye sordum, soğukkanlı bir sesle.
Albay derin bir nefes aldı. “Üç gün içinde.”
Üç gün… Üç gün içinde bu karargâhtan, bu timden ve… Doğukan’dan ayrılacaktım.
---
Konuşmamız bittikten sonra herkes dağıldı. Koridorda yürürken ayak sesleri duyuldu. Arkama döndüğümde Doğukan’ı gördüm.
“Tunç…”
“Ne?” dedim, sertçe.
“Sadece… Senin gitmene izin veremem.”
Acı acı güldüm. “Pek öyle gözükmüyor, Doğukan.”
Gözleri karardı. “Bu işte bir iş var. Seni bilerek uzaklaştırıyorlar. Buna izin veremem.”
Öne doğru eğilip gözlerinin içine baktım. “Sen zaten izin verdin, Doğukan. Beni ilk sorgusuz sualsiz suçladığın gün verdin.”
Bir şey demedi. O an, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ikimiz de biliyorduk.
Ve en kötüsü de buydu.
Bölüm etkileşimi
