23. bölüm / 31
Kızıl YeminYangın
Bölümler 31Şu an: Yangın
- 1 Kayıp Yüzük544 kelime
- 2 Ateş Çemberi555 kelime
- 3 Fırtına Sonrası498 kelime
- 4 Yaraların Sessizliği426 kelime
- 5 Gölgenin Ardından581 kelime
- 6 Sessiz İtiraflar427 kelime
- 7 Küllerinden Doğmak441 kelime
- 8 Karanlığın Merkezine Yolculuk584 kelime
- 9 Sözlerin Sessizliği433 kelime
- 10 Yaralar ve Anılar520 kelime
- 11 Bir Fincan Hayal479 kelime
- 12 Kabusun Gölgesi514 kelime
- 13 Kalplerin Fısıltısı409 kelime
- 14 Kahkaha Terapisi577 kelime
- 15 Savaşın Diğer Yüzü472 kelime
- 16 Kaosun İçinde496 kelime
- 17 Fırtına Kopuyor490 kelime
- 18 Sessizlikte Yankılanan Aşk391 kelime
- 19 İhanetin Gölgesi392 kelime
- 20 Yalnızlık Hattı477 kelime
- 21 Kıyamete Hazırlık455 kelime
- 22 Veda Fermanı353 kelime
- 23 Yangın288 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 Gitmek Gerek306 kelime
- 25 Sessiz Çığlık270 kelime
- 26 Kardeşlik Yarası221 kelime
- 27 Emir Büyük Yerden309 kelime
- 28 Kardeşlik Yeminleri ve Eski Köşedeki Adam330 kelime
- 29 Gitmek Gerek338 kelime
- 30 Karar (Doğukan)245 kelime
- 31 Kırık Kadeh302 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 26: Yangın
(Tunç’un gözünden)
Eşyalarımın çoğunu toplamıştım ama içimde bir huzursuzluk vardı. Sanki gitmek için her şeyi hazırlıyordum ama bir türlü gerçekten gidemeyecektim. Bir şeyler eksik, bir şeyler yanlış…
Odanın içinde volta atarken kapı hızla açıldı. Doğukan.
Nefes nefese içeri girdi. Kaşları çatık, gözleri ateş gibi yanıyordu.
“Ne oldu?” dedim.
“Hiçbir yere gitmiyorsun.”
Bir adım attım. “Doğukan, lütfen—”
“Hayır. Lütfen falan yok, Tunç. Gitmeyeceksin.”
Derin bir nefes aldım. O an öfkeli olması gerekirken, yüzündeki ifadede bir gariplik vardı.
“Ne yaptın?” diye sordum, gözlerimi kısıp.
Omuzlarını silkti. “Tayin kâğıdını yırttım.”
Birkaç saniye sessiz kaldım. Ne dediğini anlamamış olabilirim. Ya da anlamıştım ama aklım almıyordu.
“Sen…”
“Evet,” dedi, gülümseyerek. “Albayın odasına daldım, tayin emrini aldım ve yırttım.”
Ellerimi saçlarıma götürdüm. “Doğukan, bu—”
“Harika bir şey, biliyorum.”
“Hayır! Bu delilik!”
Omuz silkerek yaklaştı. “Bırak delilik olsun. Ama sen buradasın.”
Gözlerine baktım. O kahverengi gözlerin içinde bir fırtına kopuyordu. O fırtına bana da bulaşıyordu.
“Peki ya emir? Albay sana ne dedi?”
İç geçirdi. “İtiraz etti. Ama sonuçta, emirler de insanlar gibi… bazen yok olabiliyor.”
Başımı iki yana salladım. “Sen tam bir baş belasısın, Doğukan.”
Gülümsedi. “Biliyorum.”
Derin bir nefes aldım. Gitmiyordum. Burada kalıyordum. Bu gerçeği sindirmeye çalışırken bir şey fark ettim—Doğukan bana hala çok yakın duruyordu.
“Sana teşekkür mü etmemi bekliyorsun?” diye sordum.
Başını eğdi. “Hayır.”
Kaşlarımı çattım. “O zaman ne?”
Birden bire, hiçbir uyarı vermeden, belki de aramızdaki tüm yanlış anlaşılmaları ve kırgınlıkları unutturmak ister gibi elleri belime gitti ve beni kendine çekti.
Ve dudakları dudaklarıma değdi.
O an dünya durdu.
Kafamda binlerce düşünce vardı ama hiçbirine tutunamıyordum. Sadece Doğukan’ın varlığını, sıcaklığını, nefesini hissediyordum.
Sonunda geri çekildiğinde, yüzünde o tanıdık, yaramaz gülümseme vardı.
“Ne yapıyorsun?” diye fısıldadım.
Gözlerini gözlerime dikti. “Gitmediğini kutluyorum.”
Ve işin komik tarafı?
Ben de kutlamak istiyordum.
Bölüm etkileşimi
