Kızıl Yemin kitap kapağı

2. bölüm / 31

Kızıl Yemin

Ateş Çemberi

Vaveyla Yazarı: The. Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: Ateş Çemberi

Bölüm 2: Ateş Çemberi

Doğukan yanımda, bitkin ama hayatta. Nefesi hâlâ düzensiz, elleri titriyor, ama gözlerindeki kararlılık kaybolmamış. Yüzünde, yaşadığı işkencelerin izleri vardı. Parmaklarının kanlı sargısı, midemi bulandırsa da, ona dokunduğumda hissettiğim sıcaklık bir nebze rahatlamamı sağladı.

“Tahliye noktasına ulaşmamız gerek,” diye fısıldadım. Sesim hem titrek hem de kararlıydı. Telsizden Taylan’ın sesi duyuldu.

"Binbaşı, doğu kanadından iki devriye geliyor. Sizi bekliyoruz."

"Anlaşıldı," dedim. "Herkes pozisyonunu korusun. Bu gece burada kimse bizden hızlı olmayacak."

Doğukan’a baktım. Yorgun ama dirençliydi. Beni bir saniye bile bırakmadan, “Hatun,” dedi, sesi çatallaşmış. “Beni buradan çıkarmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Ama sakın kendi hayatını riske atma.”

Gözlerimi kısmış, ona cevap vermek yerine sadece sustum. Şimdi konuşmanın sırası değildi. Ama içimden geçen tek şey, ona dönüp "Bunu hak etmedin. Seni kimseye bırakmayacağım," demekti.

Birlikte tahliye noktasına doğru hareket etmeye başladık. Kurtuluş Timi’nin diğer üyeleri, etrafı güvene almak için çoktan konumlarını almışlardı. Taylan ve Yavuz, bir nöbetçiyi sessizce etkisiz hâle getirdi. Melek ve Kaan, kuzeyden yaklaşan devriyeyi takip ediyordu. Emir ve Altay ise sırtımızı kolluyordu.

Hava, nefes alınamayacak kadar yoğun ve sessizdi. Her adımda sanki saatler geçmiş gibi hissediyordum. Doğukan, yanımda, her an yere yığılacak gibiydi. Onu desteklerken, bir an için ellerimiz birbirine değdi. O soğuk el, içimde bir şeyleri daha da sertleştirdi.

Telsizden Altay’ın sesi geldi. “Binbaşı, düşman kampı hareketleniyor. Büyük ihtimalle sizin yokluğunuzu fark ettiler.”

“Herkes hazırlansın,” diye cevap verdim. “Sessizlik bitti.”

Tahliye noktasına sadece birkaç metre kalmıştı ki, gecenin sessizliği kurşun sesleriyle delindi. Arkadan gelen patlama sesiyle irkildim. Doğukan’ın kolunu sıkıca tuttum ve bir kayanın arkasına siper aldık.

“Yerimizi buldular!” diye bağırdı Emir.

Kurşunlar yağmur gibi yağıyordu. Timin her üyesi kendi siperini almıştı. Melek, yanında duran keskin nişancı tüfeğiyle harikalar yaratıyordu. Kaan, bir eliyle Melek’i korurken diğer eliyle düşmana karşılık veriyordu. Altay, telsizle destek çağırıyordu.

“Doğukan’ı buradan çıkarmamız gerekiyor!” diye bağırdım.

Taylan ve Yavuz, hızlı bir şekilde ilerleyip bize doğru destek ateşi açtılar. Yavuz, yanıma yaklaştığında yüzünde ciddi bir ifade vardı. “Binbaşı, onları burada oyalayabiliriz. Siz Doğukan’ı alın ve ilerleyin.”

“Hayır,” dedim sert bir şekilde. “Hepimiz beraber geldik, beraber çıkacağız.”

Doğukan, zorlukla konuştu. “Tunç… Beni burada bırak. Bu insanlar senin timin. Onlar için hayatını tehlikeye atamazsın.”

Ona dönüp gözlerinin içine baktım. “Sus ve beni dinle, Yüzbaşı Akıncı. Seni kurtarmak için bu kadar yolu geldim. Şimdi gitmekten başka bir seçeneğin yok.”

Bir süre sessizlik oldu. Sonra, bir patlama sesiyle irkildik. Melek ve Kaan’ın bulunduğu bölgeden dumanlar yükseliyordu. Hemen telsize sarıldım.

“Melek! Kaan! Durum nedir?”

Kaan’ın sesi geldi, hafif nefes nefeseydi ama kararlıydı. “Binbaşı, iyiyiz. Yolu temizledik. Devam edebilirsiniz!”

Bir an derin bir nefes aldım. “Tamamdır. Tahliye noktasına geçiyoruz.”

Doğukan’ı koluma yasladım ve hızla hareket ettik. Geri kalan ekip, bizi korumak için müthiş bir mücadele veriyordu. Kurşun sesleri kulaklarımı dolduruyordu ama tek bir hedefim vardı: Doğukan’ı kurtarmak ve onu güvende tutmak.

Sonunda tahliye noktasına ulaştık. Helikopter sesi yaklaştığında, içimdeki baskı bir nebze olsun azaldı. Tim yavaş yavaş geri çekilirken, son kalan düşmanlar da bertaraf ediliyordu.

Helikoptere bindiğimizde, Doğukan’ı sedyeye yatırdım. Yüzüğü hâlâ avucunun içinde sımsıkı tutuyordu. Gözlerim doldu. Elimi yüzüğe uzattım, ama o sıkıca tuttu.

“Bu… bizim,” dedi zayıf bir sesle.

Helikopter havalandığında, aşağıdaki düşman kampına son bir kez baktım. Bu daha başlangıçtı. Onlar bizim canımızı yaktılar. Şimdi sıra bizdeydi.

Doğukan’ın yüzüğüne bakarken, içimden bir söz verdim:
“Bunu yapanlar, nefes aldıkları her saniye pişman olacaklar.”

Ve o an anladım… Bu sadece bir kurtarma operasyonu değildi. Bu, bitmeyen bir savaşın ilk hamlesiydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.