Kızıl Yemin kitap kapağı

20. bölüm / 31

Kızıl Yemin

Yalnızlık Hattı

Vaveyla Yazarı: The. Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: Yalnızlık Hattı

Bölüm 21: Yalnızlık Hattı

Patlamanın ardından karargâhın içi tam bir kaosa dönüşmüştü. Herkes bir yerlere koşuyor, yaralılar taşınıyor, emirler havada uçuşuyordu. Ben ise bu kargaşanın ortasında, yapayalnız hissediyordum. Kontrol odasından çıkmamla birlikte gözler üzerimde toplanmaya başladı. Fısıldaşmalar, bakışlar, hepsi boğazımı sıkan görünmez bir ilmek gibiydi.

Koridoru geçerken arkamdan gelen ayak seslerini duydum. Dönüp baktığımda Taylan ve Yavuz’un bana doğru yaklaştığını gördüm. İçimde bir umut filizlendi; belki de hâlâ yanımda duran birileri vardı.

“Taylan, Yavuz,” dedim, sesim çatallıydı ama bir tebessümle toparlamaya çalıştım.

Ama yüzlerindeki ifade o kadar sert ve mesafeliydi ki, kalbimdeki umut yerle bir oldu.

“Tunç,” dedi Taylan, sesi düz ama keskin. “Bir şey konuşmamız lazım.”

“Tabii,” dedim, çaresizce. “Dinliyorum.”

Taylan bir adım yaklaştı. “Sana inanmak istiyoruz. Gerçekten istiyoruz. Ama elimizdeki deliller… Çok açık.”

“Ne diyorsun sen?” dedim, gözlerim büyüyerek.

Yavuz araya girdi, daha sert bir tonla. “Tunç, bak. Hepimiz için zor bir durumdayız. Ama düşmanın eline geçen bilgilerin senin bilgisayarından çıktığını biliyoruz. Bu ihanetle ilgili her şey seni gösteriyor.”

“Ihanet mi?” dedim, nefesim kesiliyormuş gibi hissederek. “Beni neyle suçladığınızın farkında mısınız? Yıllarca omuz omuza savaştığımız bir timin bana böyle bir şey yakıştırdığına inanamıyorum!”

“Biz yakıştırmıyoruz, Tunç!” diye bağırdı Taylan, sesi çatlamıştı. “Ama gerçekler bu! Eğer masumsan, bunu kanıtlamak zorundasın. Yoksa…”

“Yoksa ne?” dedim, öfkeyle. “Beni de düşman gibi mi göreceksiniz? Birlikte savaştığınız insanı bu kadar kolay mı silersiniz?”

Yavuz, sessiz bir şekilde başını iki yana salladı. “Sadece kendimizi korumaya çalışıyoruz. Timin güvenliği her şeyden önemli.”

Onların bu sözleri, içimdeki son güven kırıntısını da paramparça etti. Daha fazla konuşmadan sırtımı dönüp uzaklaştım.

---

Kendi odama döndüğümde, timin diğer üyelerinin fısıldaşmalarını duydum. Altay, Melek ve Kaan’ın sesleri koridorda yankılanıyordu.

“Tunç gerçekten yapmış olabilir mi?” diye sordu Melek, sesi endişeliydi.

“Deliller açık,” dedi Kaan. “Ama hâlâ inanmak istemiyorum. Onca yılın ardından nasıl böyle bir şey yapar ki?”

Altay derin bir nefes aldı. “Belki de hepimizi kandırdı. Kimseye tam olarak güvenemezsin.”

Bu sözleri duymak, göğsüme saplanan bir hançer gibiydi. Kapıyı sertçe açtım ve hepsi sustu. Yüzlerindeki suçluluk ifadesi beni daha da öfkelendirdi.

“Devam edin,” dedim, sesim buz gibi. “Arkamdan konuşuyordunuz, değil mi? Öyleyse yüzüme söyleyin. Hepiniz bana ihanet ettiğimi mi düşünüyorsunuz?”

Melek gözlerini kaçırdı, Altay sessiz kaldı. Kaan ise doğrudan gözlerime baktı.

“Tunç,” dedi, sesi ciddi ve keskin. “Biz bu timin bir parçasıyız. Eğer birimiz düşerse, hepimiz düşeriz. Ama şu anda elimizdeki deliller seni gösteriyor. Senin yüzünden herkes tehlikede olabilir.”

“Benim yüzümden mi?” dedim, acı bir kahkaha atarak. “Bu timi yıllardır ben korudum! Hepinizin hayatını sayısız kez kurtardım. Ama şimdi, uydurma bir iftirayla beni yalnız bırakıyorsunuz.”

Hiçbiri cevap veremedi. Onlara daha fazla bakmadan odama girdim ve kapıyı çarptım.

---

Gece, karargâhın sessizliği beni boğuyordu. Doğukan’ın odasına gitmeyi düşündüm, ama onun da bana inanmamasının verdiği acı beni yerimden kıpırdatamadı. Bir köşeye oturup ellerimi saçlarımın arasına aldım.

Yalnızdım. Timim, nişanlım, herkes bana sırtını dönmüştü. Ama içimde bir kıvılcım hâlâ yanıyordu. Bu iftirayı atan kişi her kimse, onu bulacaktım.

Ve bedelini ödeyecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.