29. bölüm · SİYAH GÜL
Yakalanma
Türkiye'ye varmış, sahil kenarı evimde şampanyamı yudumluyordum. Shawn'a bir kez daha yardım ettikten sonra daha fazla kalamadım, cinayet işlemem gerekiyordu yoksa asla kendime gelemiyordum. En çokta katliam yapmayı özlemiştim ama sayemde Türkiye'de suç oranı ciddi bir şekilde azalmıştı, bunlar daha başlangıçtı. Bu aralar içimde anlam veremediğim bir gariplik vardı. Siyah Kılıç bu aralar çok sinirimi bozmaya başlıyordu, en son ki olaydan sonra daha da sinirlendiğini biliyordum ama hoşuma gidiyordu birilerini sinir etmeyi seviyordum. Bugün Rusya'nın en büyük mafyasıyla görüşmem vardı. Gerçek kimliğimi bildiği için rahattım, gerçi ülkelerin en büyük mafyaları benim gerçek kimliğimi biliyordu, aramızda çok büyük anlaşmalar vardı ve hepsi de beni çok severdi, beni bilmeyen tek bir mafya vardı o da Shawn'dı. Shawn'a defalarca kez söylemek için kendimi zorladım ama kelimeler ağzımdan dökülmedi, kendi öğrense işler daha da kızışacak olabilirdi ama ne kadar söylemeyi denesem bile olmuyordu. Yakın zamanlarda evleneceğim adamdan böylesine büyük bir sır saklamak tabiki de benim için çok zordu.
Düşüncelerimden ayrılıp oturduğum yerden ayaklandım. Giysi odama girdim sürekli elbise giymekten sıkıldım ama şık görünmek zorundaydım. Bu sefer parlak kumaşlı, uzun yırtmaçlı, askısız beyaz bir elbise seçtim. Beyaz topuklu ayakkabımı giydim ve saçımı yine ve yine hafif dalgalı yaptım. Ne yapayım dalgalı saç bana çok yakışıyordu, gerçi bana tüm saç modelleri yakışıyordu ama dalgalı modeli ayrı seviyordum. Siyah saçlarımı geriye attım, kırmızı renkte olan rujumu dudaklarıma sürdüm. Ela gözlerimi ortaya çıkaracak bir Eyeliner çektim. Bıçakla adam kesmekte iyi olduğum gibi bu işte de epey iyiydim. Bacağıma bir kaç silah ve bıçak sıkıştırdım, yırtmaç sağ bacağımda olduğu için oraya bıçakları koymuştum, sol bacağıma da silahları koydum. Bebek yapmaya ne gerek vardı? Benim bebeklerim silahlarım, bıçaklarım ve işkence aletlerimdi. Telefonumu yanıma almadım çünkü bu mafyalar gizlice telefonumu alıp içini kontrol edebilirdi, her ne kadar aramızda bir iş birliği olsa bile güvenmezdim, genellikle onlar bana güvenmiyorda neyse hadi. Son kontrollerimi yaptıktan sonra evden çıktım. Buluşacağım mafyanın adı Vladimir'di. Bu ismi sadece özel kişiler bilirdi. Benim için Türkiye'ye gelmişti, normalde Antalya'ya gelecekti ama evimi çok kolaylıkla bulabilirdi bende ikinci evimin olduğu yani İstanbul'a gelmelerini istemiştim, bu evime çok gelmediğim için isteselerde bir şey bulamazlardı, ama asıl evim? Kesinlikle ne boklar yediğimi anlarlardı onun için Antalya asla olmazdı.
Vladimir'in istediği konuma sonunda varmıştım. Her mafyanın yaptığı gibi eski bir depo seçmişti, bence mafyalarda eski depo takıntısı olabilirdi. Elime bir silah aldım ve deponun kapısını tekmeleyerek açtım, normal insanlar gibi kapının kolundan açabilirdim ama böyle çok havalı oluyordu. O kadar namı değer Siyah Gül'dük biraz havamız olsun.
İçeri girdiğimde Vladimir büyük masanın başında oturmuş viskisini yudumlayarak beni süzüyordu. "Vay, vay, vay. Kimler gelmiş." Sırıtarak bende masanın başına oturdum. Vladimir beni kısa bir süre daha süzdüğünde dayanamayıp konuştum. "Liderinle evleneceğim, istersen bu kadar bakma. Sonra başına iş çıkar falan." Vladimir yüksek sesle kahkaha attı, tüm mafya bunu çoktan öğrenmişti bu yüzden dokunulmazlığım daha da artmıştı. Vladimir bir adamına bana da viski koymasını işaret etti, adam viski doldurup önüme koydu. Vladimir boğazını temizledi, ilk konuşan o oldu. "Buraya ikimizin geliş amacını biliyorsun. Senden Türk mafyası olan Kartal Yıldırım'ı öldürmeni istiyorum. Karşılığında diğer mafyaların olduğu gibi senin tarafında olacağız ve ihtiyacın olduğunda bizden istediğin gücü alacaksın." İşte benim için herşey buydu, güç. Kartal Yıldırım Türkiye'nin en büyük mafyasıydı ve gerçekten iyi korunuyordu, yani Vladimir benden katliam yapmamı istiyordu. Bakışlarım Vladimir'i buldu. "Üç gün içerisinde ölecek, hatta saatler içinde ölecek." Vladimir sırıtarak arkasına yaslandı. "Bundan şüphem yok." Adamları önüme bir kaç kağıt koydu, hepsini teker teker imzaladım, Vladimir kağıtları çoktan imzaladığı için onun bir şey imzalamasına gerek yoktu. Kağıtları imzaladıktan sonra ayağa kalktım. "Kartal'ı öldü bil ve sözünü yerine getirmeyi unutma, yoksa benden kaçacak bir delik bul." Vladimir'in konuşmasına izin vermeden depodan çıktım, mafyaları tehdit etmeyi çok seviyordum. Hepsi elimde ki gücü biliyordu bu yüzden kimse sözümün üstüne söz söylemeye götleri yoktu, zamanında bu yüzden az mafya öldürmemiştim.
Eve vardığımda hızlıca üstümü değiştirdim bu sefer siyah kot pantolon ve siyah bir bluz giymiştim. Katliam yapacağım için rahat şeyler giymiştim. Altıma ise siyah topuklu ayakkabı giydim, bu topuklu ayakkabılar gerçekten her şeye uyuyordu, ayrıca topuklu ayakkabılarım olmadan hiç bir yere gitmem. Siyah eldivenlerimi ve maskemi taktım. Araştırmalarıma göre Kartal tam bir pislikti, onu öldürme planlarım vardı ama kadınlara veya çocuklara zarar vermediği için biraz ihmal etmiştim ama o puşt bu gece ölecekti. Uyuşturucu satıcılığı, silah satıcılığı... Bunlar bildiğim şeylerdi ama listede dikkatimi çeken bir şey daha vardı. İçki satıyormuş fakat içkilerin içinde çeşitli çeşitli zehirler varmış, bunları evinin altındaki bodrum katında yapıyorlarmış. Eve gidince onlara de el atmalıydım.
Silahlarımı ve bıçaklarımı yine hazırladım, yine motorla gidecektim. Motoruma bindim ve Vladimir'in attığı konuma doğru ilerledim. Dakikalar içinde konuma varmıştım, burada hiç ağaçlık alan yoktu bu yüzden motoru uzak yere koymuştum. Kaskı çıkarıp ilerlemeye başladım, sonunda ev gözükünce etrafı taradım, küçük bir villaydı, sadece iki katı vardı fakat villanın etrafında sayamayacağım kadar koruma vardı. Dışarısı böyleyse evin içini düşünüyorum. Derince iç çektim. Silahlarımı çıkardım ama bunlar taramalı tüfeklerdi vücuduma sığmadığı için gitar çantasına koymak zorunda kalmıştım. Bu yüzden yanıma fazlasıya bıçak almıştım. İşin en kötü yanı taramalı tüfeklerim için susturucu yoktu bu yüzden biraz fazla ses olacaktı. Korumalara doğru yürüdüm, beni tanıyınca geri çekildiler ve benim için kapıyı açtılar. Ah, durun size söylemedim değil mi? Kartal silah satıcılığı yaptığını söylemiştim bende bugün Kartal'a silah satan biri olacaktım ama kimsenin bilmediği bir şey var. Bu sadece işimin bir parçasıydı eğer böyle bir şey yapmasaydım içeri kolayca giremezdim, ilk önce Kartalı öldürecek sonra ise korumaları öldürecektim, yoksa Kartal çok kolay kaçardı. Korumalar eşliğinde Kartal'ın villasına girdim. Kapının önüne geldiğimde koruma geri gitti, kapıyı tıklamadan içeri girdim. Kartal beni bekliyordu. Önüne geldim, zamanım kısıtlıydı bu yüzden Kartal konuşmasına izin vermeden bıçağımı çıkardım ve hızlı hareketlerle bıçağı tam kalbine sapladım. Gözü açık ölmüştü ve yine gördüğü şey gözlerimde ki nefretti. Bıçağı kalbinden çıkardım, göğüsünden şelale gibi kan akmaya başladı. "Normalde sana çok güzel işkenceler yapardım ama zamanım kısıtlı." Kandan biraz işaret parmağıma aldım ve masanın üzerine büyük ateş simgemi çizdim. Kartal'ın odasını karıştırmaya başladım. Gördüğüm şey ile durakladım Shawn'ın fotoğrafı olduğu bir dosya vardı ve fotoğrafta Shawn'ın üstüne koca bir çarpı vardı. Tereddüt etmeden dosyayı aldım ve pantolonuma sıkıştırdım. Bu dosya her neyse çok önemli bir dosyaya benziyordu, ayrıca müstakbel kocamın dosyasıydı! Taramalı tüfekleri elime aldım, odadan çıkar çıkmaz karşıma çıkan tüm korumalara umursamadan ateş ettim. Kısacası adam tarıyordum. Tabii neredeyse tüm korumalar sesleri duymuştu ve olduğum yere doğru geliyorlardı, çok dikkatli olmalıydım en küçük hareketim ölümüme sebep olabilirdi. Bir kaç adam Kartal'ın odasına girdi. "Siyah Gül! Bu Siyah Gül!" Sırıtarak adam taramaya devam ediyordum. Korumalar kim olduğumu öğrenince büyük bir nefretle bana baktılar, içten içe korktuklarını biliyordum.
Daha fazla adam gelmeye başlayınca bodrum katına yani zehirli içkilerin yapıldığı odaya girdim, adamların buraya gelmesi an meselesiydi bu yüzden hızlı olmalıydım. Taramalı tüfekle tüm zehirli içki şişelerini kırdım, adamların ayak seslerini duymaya başlamıştım. "Siktir!" Saklanacak yer aradım, sağ duvara baktığımda üstte tam girebileceğim bir bölüm vardı, kenarda bir masa vardı. Tam saklanacağım yere çektim masanın üstüne çıktım, hâlâ mesafe vardı. Güçlü şekilde atladım. Kıvraklığımı kullanarak kolaylıkla içeri girdim. Sanırım burada şişeler tutuluyordu çünkü çok soğuktu, masayı ayağım ile iteledim, neyle çıktığımı anlamayacaklardı. Kendimi içeri attığım an içeri bir sürü koruma doluştu, artık böyle öldürmek daha kolay olacaktı, üstten sırıtarak adamlara baktım. "Selam gençler! Nasılsınız? Umarım keyifler yerindedir." Adamlar beni hemen fark etti, silahlarına kaldırmalarına izin vermeden hepsini taramalı tüfeğim ile öldürdüm. O kadar kişi öldürmüştüm ki sanırım yetmiş kişi öldürmüştüm. Oda da ki herkes ölünce saklandığım yerden çıktım. "Hepiniz beceriksizsiniz bakın yetmiş kişisiniz ama bir ben edemediniz, zavallılar." Buraya da ateş simgemi çizip odadan çıktım. Sanırım evde ki herkes ölmüştü, sıra dışarıdakiler olacaktı. Sessizce bahçeden çıktım, tahminen yüz kişi falan vardı. Zaman kaybetmeden hepsine ateş ettim.
Geriye on kişi kalmıştı fakat tüm mermilerim bitmişti yani bundan sonra bıçaklar ve gücüm olacaktı. On adam da bana doğru koşarken bende onlara doğru koştum, şanslıyım ki onlarda ne silah ne de bıçak vardı. Önüme gelen ilk adamın karnına bıçak sapladım ve ayağımla sert bir tekme attım, iyi ki topuklu ayakkabı giymişim. Başka bir diğeri karışma çıkınca onunda direk kafasına bıçağı sapladım. Başka bir adam geldi ve tam vurulduğum noktadan sert bir yumruk attı, yaram tam iyileşmediği için bu gerilememe sebep olmuştu ama dövüşmeme engel değildi. Başka bir adama yumruk attım, başka adama bıçak sapladım. En sonunda sadece iki kişi kalmıştı, diğerini yere düşürebilmiştim ama en son kalan en az benim kadar güçlüydü. Adam ne zaman aldığını bilmediğim bıçakla bana doğru koşunca yanımda ki duvara tutundum, güç alarak havaya zıpladım, takla atarak adamın arkasına geçtim ve bıçağı ensesine sapladım, anında ölmüştü. Yerde sürünen adama baktım. "Sadece sen kaldın demek ha?" Sırıtarak başımı hafifçe sağ tarafa eğdim. Adam kesik kesik konuşmaya başladı. "Karım... Yeni doğum yaptı bir kız çocuğum var. Lütfen beni bağışla." Bunu diyince kısa bir süre durakladım. Ama tam o sırada etrafımı özel kuvvet ekipleri sarmaya başladı. İşte şimdi sıçmıştım. Küfür ederek adamın eline topuklu ayakkabımın topuğunu geçirdim. Acı içinde bağırdı. Özel kuvvetler ekibinden bir adam konuştu. "Siyah Gül! Teslim ol!" Sinirimi alamayarak adamın kafasına bıçağımı geçirdim. Etrafa baktığımda bir sürü özel kuvvetten polisler vardı. İşin sonuna geldik mi dersin Siyah Gül? İçimden bir ses konuştu. Sen aptal değilsin bu kadar hızlı pes edemezsin, kendine gel Isabella! Ve Siyah Gül'ün dediğini yaptım, cebimden güçlü bir sis bombasını çıkardım. Yere attığım an patladı ve etrafı sisler çevreledi. Hiç koşmadığım kadar hızlı koşarak motosikletimin yanına gittim. Polislerin küfürlerini net bir şekilde duyabiliyordum. Motosikletime bindiğim gibi son hız sürdüm. Bu kadar hızlı bitmeyecekti. Daha başlangıç bile yapmamıştım...
