22. bölüm · SİYAH GÜL

Çatışma

Bella Rossi

Shawn ve Larry gider gitmez eski hâlime geri döndüm. Tam evden çıkacağım sırada Clara kolumdan tuttu. "Isabella, neler oluyor?" Derince iç çektim. "Vuruldum." Clara'nın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. "Merak etme, kurşun karın boşluğuma denk geldi hemen hastaneye yetiştim. Beni vuran bir adamdı, fakat büyük bir sorun var. Adamın her hareketi bir tehdit, az önce evin önünde ki ağaçlı alandaydı, eliyle silah yapıp tam Shawn'ın göğüsüne sahte ateş etti. Zayıf noktalarımı öğrenmiş." Bakışlarımı Claradan uzaklaştım, benim için endişelendiğini biliyordum fakat son nefesime kadar savaşmalıydım. Başka bir şey söylemeden evden çıktım, ıssız ormanda tek başıma yürüyordum fakat kimin umurunda? Asıl korkutucu olan bendim.

Kırk dakikalık yürüyüşten sonra ormanın derinliklerine gelmiştim. Üç ağacın kapattığı küçük bir alana ilerledim, burada büyük bir kaya vardı. Elimi cebime attım ve küçük bir buton çıkardım, butona bastım ve kaya hareket ederek sola çekildi, önümde aşağı inen bir merdiven belirdi. Merdivenlerden bir kaç adım indim ve tekrar butona bastım, bu sefer kaya tekrar yerinden oynadı ve kapandı. Aşağıya indim, işte burası da benim küçük imparatorluğumdu. Tek çalıştığım küçük imparatorluğum. Merdivenlerden inince karşıma ilk çeşit çeşit silahlarım, bıçaklarım, baltalarım, iplerim ve daha nice işkence aletlerim duruyordu, hepsi özenle dizilmişti. Sağ tarafta ise tahta bir giysi dolabım vardı bu dolapta özel yapım kıyafetlerim, kurşun geçirmez yeleklerim, eldivenlerim, maskelerim son olarak ise iz bırakmayan ayakkabılarım vardı. Sol tarafta ise üç özel bilgisayarım vardı, bir katil için bilgisayar en önemli elementti. Son olarak sol köşede ise makyaj masam vardı kılık değiştirmek için önemli noktalardan biriydi.

İç çekerek ilk bilgisayarıma ilerledim. Evimin ve etrafa koyduğum kamera görüntülerimi açtım. Shawn'la vedalaştığım saate ilerlettim, tahmin ettiğim gibi gölgede ki adam bizi izliyordu. Görüntüleri izlerken bir şey fark ettim, kaşlarımı çattım ve görüntüyü büyüttüm. Adam yere bir kağıt koymuştu ve kağıdı taşın arasına sıkıştırmıştı. Sessizliği bölen telefonumun sesi olmuştu. Numaraya baktım, bu Victoria Secret'in CEO'suydu. Aramayı cevapladım. "Bayan Isabella rahatsız ettiğim için özür dilerim, haberleri gördünüz mü?" Meraklanarak yerimden doğruldum. "Ne haberi?" Telefonda ki ses çok heyecanlı ve mutluydu. "Bayan Isabella, posterinizi yayınlandıktan tam yarım saat sonra tüm satışlar tükendi! Ve alıcılar daha fazlasını istiyor!" Şaşkınlıkla gözlerim büyüdü. Birden telefonuma sayısız bildirim gelmeye başladı, Instagram'dan geliyordu. Hesabıma girdiğimde iki milyon takipçim olmuştu ve durmadan insanlar beni takip etmeye devam ediyordu. En son Eyfel Kulesi'nde çektiğim fotoğrafı atmıştım ve 600 bin beğeni olmuştu. Yuh! Kadın posterlerin kopyasını çıkarmak hakkında konuşmaya devam ediyordu. Kadın bir süre sonra durakaldı. "Bayan Isabella, bir az önce bir haber geldi. Dünya'nın her yerinden fanlarınız sizin için Türkiye'ye geldi ve Antalya'da olduğunuzu öğrendiler. Antalya medyanın da sizi istiyorlar. İmkanınız varsa oraya gidebilir misinzi?" Şaşkınlığım daha da büyüdü. "Peki, peki. Teşekkür ederim." Hemen telefonu kapattım. Bilgisayarda ki görüntüleri telefonuma aktarıp vakit kaybetmeden gizli alanımdan çıktım. Motorla gelmediğim için söverek eve doğru koştum.

Eve geldiğimde üst kata çıkıp yatak odama girdim. Siyah, uzun yırtmaçlı, askılı, ipek bir elbise seçtim. Siyah YSL logolu topuklu ayakkabımı giydim, saçımı hafif dalgalı yaptım. Boynuma siyah mücevherli kolye taktım, siyah mücevher'e uygun küpe taktım. En sevdiğim parfümümü sıktıktan sonra koşarak evden çıktım. Kapının önünde özel VIP araç beni bekliyordu, şoför arabadan çıktı ve benim için arka kapıyı açtı, küçük bir baş selamı ile arabaya bindim. Yol boyunca gergindim çünkü ilk defa böyle bir olay yaşıyordum.

Antalya'nın meydanına yaklaştığım da afalladım. Yüzlerce kişi vardı ve herkes beni bekliyordu. Araba durunca derin bir nefes aldım. Şoför arabadan indi ve benim için kapıyı açtı. Arabadan iner inmez kamera flaşları yüzüme doğru patlamaya başladı, gece adeta kamera flaşları ile aydınlanmıştı. Etrafa baktığımda benim için tezahürat yapan ve ıslık çalan farklı farklı insanlar vardı. Tüm gözler bana odaklanmıştı, tüm kameranlar ismimi seslenip poz vermemi istiyordu. Önümde kırmızı bir halı vardı. Halının ortasına doğru ilerledim, tam ortada durdum ve kameralara poz verdiğim an daha fazla kamera flaşı patlamaya başladı, gözüm kör olmazsa şükretmeliydim. Etrafımda beş koruma belirdi çünkü çizgiyi geçip üzerime çullanmak isteyen bir çok erkek vardı. Yüzümü buruşturup tekrar kameralara odaklandım. Bir kaç dakika poz verdikten sonra korumalarla birlikte asıl fotoğraf alanına ilerledim. Burada daha fazla gazeteci ve fanım vardı. Korumalar insanların bana zarar vermemeleri için önlerine bir barikat kurdular. Gülümseyerek poz verdiğimde insanlar yüksek sese tezahürat yaptılar, kameracılar ise durmadan fotoğrafımı çekiyorlardı.

Yaklaşık on dakikalık çekimden sonra fanlarım'a bakış attım, benim tarafımdan fark edilmek isteyen ve posterimi imzalatmak için bana posterlerimi uzatan bir çok kadın vardı. Dayanamayıp kadınlara ilerledim, bana uzattıkları kalemler ile posterlerimi imzaladım. Hayran bakışları üzerimde hissedebiliyordum. Bir kadının posterini imzalarken hayran hayran bana bakıyordu. "Ah, melek gibisin." Kadına küçük bir tebessüm ettim. "Sen daha güzelsin." Tüm kadınlara bakış attım. "Hepiniz çok güzelsiniz." Kadınlar bu iltifatıma karşı sevinç çığlıkları attılar. Bir kaç poster daha imzaladıktan sonra fanlarıma el sallayıp arabaya bindim. İtiraf etmek gerekirse insanların beni bu kadar sevmesi güzel bir duyguydu. Sanırım buna zamanla alışabilirdim. Arabayla eve doğru ilerlerken telefonuma bildirim geldi. Yabancı bir numaraydı, mesaja baktığımda yerimden dikleştim. Bir fotoğraf atmıştı, fotoğrafta Clara kendi evinde uyurken çekilmişti ve telefonun sağ köşesinde maskeli bir adam vardı. Siktir! Yine o adamdı. Şoföre bakış attım. "Clara'nın evine gidelim." Şoför başını olumluca salladı.

Clara'nın evine varmıştım. Şoföre gitmesini söylemiştim ve şoför tereddüt ederek gitmişti. Gizli kemerimden sivri bir bıçak çıkardım. Tabiki de yanımda silah ve bıçak almıştım. Bıçağı kapı deliğine soktum ve bıçağı çevirdim. Kapı anında açılmıştı. Gizli kemerimden silahımı aldım, sessizce eve ilerledim ve gördüğüm manzara ile afalladım. Günlerce peşimde olan adam Clara'nın oturma odasında bacak bacak üstüne atmış oturuyordu. Adam beni görünce sırıttı ve ayağa kalktı, belinden silah çıkardı, silahı bana doğru tuttu. Şimdi ikimizde birbirimize silah tutuyordu. "Nihayet tanışabildik, Siyah Gül."