40. bölüm · SİYAH GÜL

İdam

Bella Rossi

Polis merkezine gelmiştik ve polisler tarafından sorgu odasına alınmıştım. Shawn siyah camdan bizi izlediğini ve içeri girip beni almak için camı yumrukladığını hissedebiliyordum. Karşımda oturan polis orta boy bordo kapaklı defter ve siyah tükenmez kalem çıkarmıştı, defteri açtı ve boş bir sayfaya kocaman harflerle SİYAH GÜL yazdı. "Evet Siyah Gül, hazırsan soru cevaba başlayalım." Başımı olumluca sallamakla yetindim. Şişko polis memuru siyah gözlüğünü taktı ve ilk soruyu sordu. "Siyah Gül olduğun doğru mu?" İç çektim. "Bilmeyen kaldı mı?" Polis bana sinirli bir bakış attı. "Bana sadece sorduklarıma cevap ver." Cevap vereceğim sırada içeri ince esmer yeşil gözlü bir adam girdi. Elinde ise sadece kamera vardı, kamerayı masanın üzerine bana dökün bir şekilde koydu ve kaydı başlattı. Bir kaç adım geri çekildi, şişko polis tekrar konuşmaya başladı. "Tekrar soruyorum, Siyah Gül sen misin?" Sırıtarak kameraya baktım. "Evet. Namı değer, dünyayı kırmızı alarma sokan ve en büyük kadın seri katil belki de en büyük seri katil olan Siyah Gül benim." Kamerayı getiren esmer adam şişko adamın arkasında gerilmişti, yani normal benimde karışımda hamile olmasına rağmen hâlâ korkutucu görünen bir seri katil olsaydı bende gerilirdim. Şişko polis ikinci soruyu sordu. "Hayatın boyunca tahminen kaç kişi öldürdün?" İşte bu soru hoşuma gitmişti. "İnan hiç saymadım ama binlerce olduğuna eminim. Katliamlar, tacizciler, tecavüzcüler. Çok erkek öldürdüm." Arkada ki polis gerilmeyi bir köşeye bırakın boncuk boncuk terleri akıyordu, kaşlarımı çatarak adama baktım. Büyük ihtimalle yirmili yaşlarındaydı ve hiç haz almamıştım. Buradan çıktıktan sonra bu adam hakkında derin araştırmalar yapacaktım. Şişko polis rahatlığımdan epey rahatsız olduğu açıktı. Üçüncü soruya geçti. "Arkanda kim var da bu kadar rahatsın?" Tekrar sırıtarak arkama yaslandım. "Kadının arkasında kendisi vardır." Bundan sonra alay ederek güldüm. "Tabii siz bunu anlamayacak kadar acizsiniz." Şişko adam sinirlenmeye başlıyor olacak ki elini sertçe masaya vurdu, Shawn'ın bunu görüp çıldırdığına yemin edebilirim ama kanıtlayamam. "Polise karşı böyle konuşamazsın!" Tek kaşım havalandı. Masaya doğru eğildim. "Senin karşında normal bir insan yok. Karşında bir kadın, bir seri katil var. Belki de şu an kıyafetlerimin içi bıçak ve silahla dolu, neye güvenipte beni buraya soktunuz? Ayrıca sizi öldürmem bir dakikamı bile almaz." Esmer adam dayanamayıp odayı terk etmişti. Yağ parçası da dayanamayıp kamerayı kapatmadan odadan çıkmıştı, sırıtarak kamerayı elime aldım. "Ben ölsem de ölmesem de izim her yerde kalacak, bunu kimse unutmasın." Son sözlerimi dedikten sonra kamerayı kapattım. İçeri iri yapılı üç adam girdiler ve ellerime kelepçeyi tekrar taktılar. Shawn ise daha fazla dayanamayıp içeri girdi ve yüzümü avuçladı. "Seni şimdi hapise atacaklar ama yemeğini suyunu verecekler, ayrıca polislerle konuştum sana hiç bir şekilde zarar vermicekler." Lacivertlerine baktığımda korku, öfke ve çaresizlik vardı. Adamlar bileklerime kelepçeyi taktıktan sonra geri çekildiler Shawn yüzümün her yerine öpücükler kondurmaya başladı. "En yakın zamanda buradan çıkacağına söz veriyorum." İçimde anlamsız bir korku vardı. "Shawn..." Sol yanağımı okşadı. "Söyle Beyaz Gül'üm." İç çektim. "Ben hapisten çıktığımda burada olacak mısın?" Sorumla oda derin sessizliğe gömüldü. Neler oluyor hiç anlamıyordum ama yine içimde kötü bir his vardı. "Bana bak, eğer beni bıraktığın yerde bulamazsan sakın bana kızma tamam mı?" Kaşlarımı olabildiğince çattım. Bu ne demekti? "Shawn sakın ben yokken çılgınca bir şeyler yapma bak bizim çocuğumuz olacak, ben anne sen baba olacaksın. Sakın benden habersiz bir şey yapma." Gözlerim dolmuştu, lanet hormonlar kendini göstermeye başlamıştı bile. Shawn kollarını sıkıca bedenime doladı, dayanamayıp boynuna sarıldım. Yüzünü boynuma gömdü ve derin derin soludu, sanki kokumu unutmak istemezmiş gibi içine çekti. Alnında derin çiziği olan polis mükemmel anımızı böldü. "Bu kadar yeter." İkimizi ayırdı, ellerimiz ayrıldı. Ona ulaşmak istedim ama yapamadım, hamile olmasaydım şu an tüm polisleri öldürmüştüm ama karnımda ki küçük yaratık yüzünden yapamazdım.

Oda boyutunda hayatımda gördüğüm en lüks hapishaneye getirmişlerdi, bunu da Shawn istediğine eminim. Bileğimde ki kelepçeleri çıkarmamışlardı çünkü buradan kaçmam daha kolaydı ama maalesef ki hapishanenin önünde dört polis vardı. Odanın etrafında sinirle dolaşırken buradan kaçmanın planını kurmaya başlamıştım, her şey o kadar imkansız geliyordu ki ama şöyle bir gerçek vardı; İmkânsız diye bir şey yoktur.

1 Hafta Sonra

Hâlâ hapishanedeydim. Artık bir aylık hamile olduğum için karnım biraz belirginleşmişti. Her şeyi bir kenara koydum Shawn'la bu bir hafta içinde hiç bir şekilde görüşmemiştik. Yatakta oturmuş meyve yerken hapishane'nin kapısı açılmıştı, uzun bıyıklı, kalın kaşlı, büyük göbekli bir adam içeri girdi ve bana bir dosya ve bellek uzattı, başka bir şey demeden odadan çıktı. Kaşlarımı çatarak ilk başta dosyaya baktım. Bu dosya Shawn hakkındaydı. Oturduğum yerden doğruldum ve dosyayı açtım, dosya'nın başında kırmızılar ile yazılmış büyük bir yazı ve bir kaç fotoğraf vardı. Yazıyı okuduğum an içimden büyük bir öfke ve nefret geçti. Tabii anında gözlerim dolmuştu. Yazan şey Shawn Rossi 48 saat sonra idam edilecek. Kan beynime sıçramıştı. Fotoğraflara baktığımda Shawn'ın idam edileceği yerin fotoğrafları vardı. Eskilerin yaptığı boyundan asma olacaktı, yani kocamı asarak idam edeceklerdi! Sinirle oturduğum yerden ayaklandım. Elimin bile zor sığacağı pencereden dışarı baktım. Sayısız insan geçiyordu, gördüğüm sima ile bugün hayatımın en şanslı günü olduğunu anlamıştım. Koray sokakta dikilmiş telefon görüşmesi yapıyordu. Meyve tabağımda ki üzümden bir parça aldım ve tam Koray'ın kafasına fırlattım. Koray küfür ederek arkasını dönmüştü ki hemen beni fark etti. Sırıtarak telefonu kapattı ve bana doğru yaklaştı. "Vay, vay, vay. Birileri hapise mi düşmüş, zavallı." Sinirle yüzüne bir parça üzüm daha fırlattım. "Senden ilk ve son bir isteğim olacak ama bu dalgaya alınacak bir iş değil." Koray'ın konuşmasına izin vermeden hemen olayı anlattım. "Polisler beni buraya Shawn'ı kolayca öldürmek için sokmuşlar, Shawn'ı öldürecekler Koray... Hemde asarak." Sözlerim ile Koray anında afalladı. İdam edileceği fotoğrafları zorda olsa Koray'a uzattım. "Yakınlarda bir yerde idam edecekeler, benim buradan çıkmam gerekiyor. Ben Shawn olmadan yaşayamam, üstelik hamileyim. Çocuğumu babasız büyütmek istemiyorum. Benim buradan çıkmama yardım eder misin?" Koray sözlerimle iç çekti. Biraz düşündükten sonra bana baktı. "Sırf ikimiz hapishaneye düştüğümüz zaman kendini de beni de kurtardığın için sana yardım edeceğim." Hafifçe gülümsedim. Koray zaten gizli teşekkürümü hemen anlamıştı. Gittiği adımlardan polis merkezine girdiği anlaşılıyordu.

Aradan geçen yirmi dakikadan sonra tam kapının önüne silah sesleri gelmişti, kapı açıldığında Koray tüm ihtişamı ile kapının önünde dikiliyordu. Geri çekilip çıkmam için eliyle kibarca işaret etti. "Buyurun sayın hamile katil." Tüm havam ile dışarı çıktım. Elinde tuttuğu dört silahtan ikisini bana fırlattı, iki silahı da havada yakaladım. Koray sırıtarak bana baktı. "Ooo, refleksler hâlâ yerli yerinde." Omuz silktim. "Hamileyim diye güçsüz olacağımı mı sandın?" Koray'ın yüzünde Hay, hay dercesine bir ifade vardı. Tekrar ikimizde soğuk hâlimize döndüğümüzde koridordan ilerliyorduk. "İdam yerini araştırmalıyız." Koray başını olumluca salladı. Koridordan ilerlerken karışma çıkan polisleri nefretle ateş ediyordum. Herkes bilmeliydi Siyah Gül'ün nefretini, bilmezlerse sonları tabiki ölüm oluyordu. Polislerin engellerine karşı Koray ile ikimiz umursamazca ateş ederek ilerliyorduk. En sonunda polis merkezinden çıkmıştık. Koray bekleyen arabayı işaret etti hemen ikimizde arabaya binip polis merkezinden uzaklaştık. Alarmlar çalmaya başlamıştı, etrafta dolaşan insanlar korkuyla kaçmaya başlamıştı, kadın ve çocuklar hariç. Hepsi minnetle gülümseyip yürümeye devam ediyorlardı. Shawn'la olan evimize geldiğimde korumalar kapıyı açmıştı. Koray arabayı park etti, vakit kaybetmeden ikimizde arabadan indik. Beni gören korumalar şaşkınlıkla gözlerini açmışlardı. Önüme gelen ilk korumaya ilerledim. "Shawn nerede?" Sessiz kalmıştı, bu hiç hayra alamet değildi. Endişeyle koraya baktım. "Koray hızlı ol! Zamanımız az." Sözümü ikiletmeden eve girdik, kendi özel bodrumda olan çalışma alanıma ilerledim. Hemen özel yapım kıyafetlerimi giydim ve yanıma silah bıçak aldım, Koray'a da vermeyi ihmal etmemiştim. Elimde duran belleği bilgisayara taktım. Karşımda Shawn belirdi, kameraya üzgünce bakıyordu. "Öncelikle Isabella'm, güzelim, aşkım, karım, beyaz gül'üm... Seni çok ama çok seviyorum, seninle evlenmek hayatımda asla pişman olmadığım ikinci şey, birincisi ise seni sevmekti. Eğer bu videomu izliyorsan ya öldüm ya da ölmeme az kaldı. Dilerim ki ben ölmeden bana yetişebilirsin, polisler tahmin ettiğin gibi seni suçsuz yere hapise attılar, beni daha kolay öldürmek için. Sana bunu bilerek söylemedim çünkü düşük yapmanı asla istemem, bebeğimiz'i ikinci kez kaybetme. Eğer ben bu dünyadan silindiysem sakın ağlama veya üzülme çünkü yıldızlar arasında seni izliyor olacağım. Seni çok seviyorum birtanem, bebeğimize de kendine de çok dikkat et..." Kayıt bittiğinde kendimi ağlama krizinin içinde buldum, Koray da kaydı izlemişti ve o da epey üzgün duruyordu. Sinir ve nefretim tavan oldu, bu kadar hızlı olmayacaktı. Dünya ikinci kez kırmızı alarma girmeye hazır olsun...

Elim karnıma gitti, hafif beliren hamilelik karnımı okşadım. Anne biraz adam öldürecek miniğim gözlerini kapat. Sinirle göz yaşlarımı sildim. "İdam'ın olacağı yeri buldun mu?" Koray başını olumluca salladı, navigasyon'u açtı. Evden oraya yaklaşık on iki dakikaydı. Başımı olumluca salladım ve hızlıca evden çıktım, Koray ise hızıma yetişmeye çalışıyordu. "Tamam Siyah Gülsün de bu kadar da hızlı olunur mu? Bu cüssemle sana zor yetişiyorum." Koray'a sinirli bir bakış attım. "Konuşacağına önüne bak taşa çarpacaksın." Koray yere baktı, koskocaman taş görünce hemen üstünden geçti. Koray sürücü tarafına geçeceği sırada ensesinden tuttum ve geri çektim. Bir şey söylemeden sürücü koltuğuna oturdum. Koray ise homurdanarak yan koltuğa geçti. Arabayı hemen çalıştırıp son hız çılgınca sürmeye başladım. Koray ise korkudan çoktan kemerini bağlamıştı. "Biraz yavaş mı sürsen? Altıma kaçırmam an meselesi." Önüme bakmaya devam ederken dişlerimi sıkarak konuştum. "Koray benim kocam idam edilecek haberin var mı?" Sözlerimle anında sesini kesmişti. Varacağımız yere beş dakikalık rekorla varmıştık. Arabadan ikimizde hızlıca indik. İlerlerken belirginleşen görüntü ile boğazımda büyük bir yumru oluştu. Shawn'ı asmak üzerelerdi. Daha hızlı yürüdüm, ortama vardığımda havaya üç el ateş ettim. Beni görenler şaşkınlıkla donup kalmıştı, Shawn'ın bakışları bakışlarım ile kesişti gözlerinde ki duyguyu kestiremesemde emin olduğum bir duygu vardı; Özlem. Sinirle Shawn'ı asacak olan adamlara baktım. "Demek benim haberim olmadan gizlice işler çevirmeler ha?" Herkesin duyması için yüksek sesle konuşuyordum. "Şunu bilin ki ben Siyah Gül'üm, beni cehennemin ortasına assanız bile bir yolunu bulup cennete giderim." Bu sözlerim ile çarpılmam an meselesiydi, bu yüzden Tövbe Tövbe.

Bakışlarım Koray'ı buldu. "Marifetlerimizi gösterelim Siyah Kılıç." Yine Hay, hay dercesine bakış atmıştı. Aniden ikimizde bu bölgede olan her bir adama ateş ettik. Sayıca fazlalardı ama güç olarak en çok biz fazlaydık. Bir adam Shawn'ı boğmak için altında ki sandalyeyi çekeceği sırada adama hemen ateş ettim. Herkes ölünce meydanda sadece Koray, Shawn ve ben kaldım. Shawn'a ilerledim ve kıyafetime sakladığım bıçağı çıkartıp Shawn'ın boynunda ki ipi kopardım. Lanet idam aletinden inince sıkıca Shawn'a sarıldım. O da sıkıca bana sarıldı ama biraz zor olmuştu. Malum karnım şişmeye başlamıştı. Bir süre daha sarıldıktan sonra geri çekildim ve Shawn'ın yüzüne fazla sert olmayacak şekilde yumruk attım. "Eve gidince benden habersiz gizli iş yapmanın haberini vereceksin..."