50. bölüm · SİYAH GÜL

Final

Bella Rossi

1 Yıl Sonra
Etrafta ki çocuk seslerine karşı huzurla gülümseyerek arkama yaslandım. Yaz aylarının ortalarındaydık, etrafta öten kuş sesleri ile huzuruma huzur eklendi. Yanımda kızının çikolata dondurma kaplı ağzını temizlemekle uğraşan Clara vardı. Clara'nın Angel adında kendisi gibi melek bir kızı olmuştu itiraf etmek gerekirse adının hakkını veriyordu, çok sevimliydi. Bakışlarım Sofia'yı bulunca kıkırdamama engel olamadım, kum havuzunda kale yapmaya çalışıyordu. Bugün miniğimin doğum günüydü, bir yaşına girecekti. Gözlerim parkın etrafında ki ağaçlardan birine takıldı. Siyah kapüşonlu sweatshirt giymişti, altında ise siyah pantolon vardı. Gözleri ise kızımdaydı, elinde tuttuğu şekerle doğru zamanı bekliyordu. Sinirle ayaklandım, çantamdan çıkardığım bıçakla parkta oynayan çocuklardan saklayarak ağaçların arkasında ki adama doğru ilerledim. Adam beni fark ettiği için tam kaçmaya hazırlanacakken adamın saçını sertçe kavradığım gibi hızlıca yere indirdim, acıyla inledi. Kalkmaya çalışacağı anda topuklu ayakkabımın topuğunu karnına geçirdim. Fazla sert geçirmiş olmalıyım ki adamın karnını delmiştim, topuklu ayakkabıma zarar gelmemesi için hemen geri çektim. "Daha dün almıştım bunu, puşt!" Bu sefer topuğu adamın iki gözüne sertçe geçirdim. "Ya da siktir etsene, kızıma bakmayacaktın!" Kör olmuştu. Daha fazla dayanamayarak bıçağı adamın kalbine sertçe sapladım, vıcık vıcık sesler kulağıma güzel bir melodi gibi geliyordu. Bıçağı saplandığım yerden çıkarınca kalan kanları adamın siyah sweatshirt'üne sildim. Bıçağı tekrar çantama koydum, saçlarımı düzeltip hiç bir şey olmamış gibi ağaçların arasından çıktım. Gülümseyerek miniğime ilerledim. "Bebeğim hadi gel eve gidelim, baba fazla meraklanmasın." Sofia inadını benden aldığı için hemen itiraz etmeye kalkıştı, tatlı mırıldanmalar çıkarıyordu bir kaç kelime söylese de henüz düzgün cümleler kurmakta zorlanıyordu. "Ama bugün senin doğum günün, ne yani pasta yemeyecek misin?" Sözlerimle Sofia büyük lacivert gözlerle bana baktı, daha sonra süt dişlerini göstererek kocaman gülümsedim. Sofia'nın bu hâline canımı verebilirdim. Gülümseyerek Sofia'yı kollarıma alarak dikkatlice kum havuzundan kaldırdım. Üzerinde pembe bir elbise ve başında ise prenses tacı vardı, uyurken bile prenses tacını çıkarmak istemiyordu. Clara ise Angel'ı bebek arabasına yerleştirdi, birlikte eve doğru yürümeye başladık. Sofia'nın bakışları kalbimin hemen üzerinde ki kurşun izine takıldı, ne zaman bu izi görse gözleri doluyor ve dakikalarca ağlıyordu. Bu kurşun babam denecek piçten kalma bir hediyeydi. Babam o gece gerçekten kalbimden vuracaktı ama Shawn bizi bulmuştu, o depoya girdiğinde son anda babamın kolunu olabildiğince kaldırmaya çalışmıştı, kurşun ise kalbimden değil kalbimin hemen üzerine girmişti. Shawn orada babamı hemen öldürmek istemişti ama bunu benim için bırakmıştı, babamı kısa bir süre etkisiz hâle getirip polisleri aramıştı. Polisler geldiğinde ambulansda gelmişti, Shawn beni zincirlerden kurtarıp hızlıca hastaneye yetiştirmişti, eğer bir kaç saniye geç kalsaydı o gece orada ölecektim. Daha sonrasında ameliyat başarılı geçmişti, bir süre sonra Shawn'la ailemizin hayatını tamamen değiştirecek bir karar almıştık. Bana ölü süsü, Shawn'a ise kayıp süsü vermiştik. İtiraf etmek gerekirse bu kararın bizim için bu denli iyi geleceğini düşünmemiştim. İyileştikten sonra aylarca terapist'e gitmiştim çünkü öfkemi kontrol edemeyip Türkiye'de ki tüm devlet ve adalet binalarını patlatmıştım, bu benim için fazla zor olmamıştı ayrıca bunları yapmak Türkiye'nin suç oranını komple yok etmişti. Türkiye'de artık kadınlar her vakit rahatça dışarı çıkabiliyor, istediğini rahatça giyebiliyor ve zorunlu evlendirilmiyordu. Artı olarak Türkiye'de ki tüm kadınlar istediği mesleği yapabiliyordu, hiçbir kadın mesleksiz değildi. Bu benim emeklerimdi, bu benim eserimdi ve herşeyi kimsenin yardımı olmadan yapmıştım. Kadınların güçlülüğünü tüm dünyaya kanıtlamıştım. Hiç bir kadının kanı yerde kalmamıştı. Herkes beni ölü bildiği için bunu başka biri yaptığını düşünüyordu bunu umursamıyordum amacım duyulmak değil, ülkeyi pisliklerden temizlemekti ve bunu kimse bilmeden başarmıştım.
Eve geldiğimizde korumalar benim için kapıyı açtı, deniz kenarına sıfır bir evimiz vardı ve bu sefer İtalya'da değil Antalya'daydık. Eve girdiğimizde deniz kenarında yapılan doğum günü organizasyonunu görünce kocaman gülümsedim. Sofia'yı kollarımdan indirdim. Sofia, Shawn'ı görünce mutlu bir şekilde mırıldanarak babasına doğru koştu. Shawn kızını görünce yumuşayan gözleriyle Sofia'yı kollarına aldı, Sofia'yı kollarında döndürdü. Sofia'nın neşeli kahkahaları etrafta melodi gibi yankılandı. Gülümseyerek aileme doğru ilerledim, hafif bir rüzgar esiyordu Sofia ile uyumlu giydiğim pembe elbise rüzgara karşı dalgalandı. Shawn beni görünce lacivertlerinde derin bir aşk vardı. Önlerine geldiğimde Shawn beni sıcacık kollarına çekti, dudağıma küçük bir öpücük kondurdu. Geri çekildiğimde etrafa baktım. Uzun, lezzetli yiyeceklerle süslenmiş bir masa. Beyaz ve pembe renkli balonlar, küçük yuvarlak masanın üzerinde duran Sindirella pasta ve pastanın arkasında renkli neon arka deklarasyon vardı. Uzun masaya oturmaya başlayanlara baktım. Tüm sevdiklerimiz burada toplanmıştı. Clara, Larry, Angel, Koray, Shawn'ın kardeşleri, babası. Hepsine gülümseyerek baktım, herkes mutlulukla birbirleriyle konuşuyordu. Masada iki kişinin eksiği fazla belki oluyordu...Pasta kesme sırasına geldiğimizde Shawn, Sofia ve ben pastanın arkasına geçtik. Herkes önümüzde gülümseyerek bizi izliyordu. "Pasta kesmeden önce hepinize bir açıklama yapmak istiyorum." Shawn'ın sözleriyle tüm gözler onu buldu. "Öncelikle bu güzel günümüzde bizi yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ederim, bu zaman içinde bir çok kayıp verdik sadece kayıp vermekle kalmadı bir çok olay da oldu, ama yine de bu zamana kadar çabalayarak geldik. Bu zamana gelmemiz için her birimiz teker teker çok uğraştık ama en çok teşekkürü hak eden yalnızca bir kişi var." Shawn'ın bakışları bana döndü, yumuşak bakışlarıyla kalbimin teklemesine sebep oldu. "Isabella, karım... Buralara gelmemiz için en büyük emeği ve mücadeleyi sen verdin. Canın defalarca kez yanmasına rağmen içinde ki umutla asla vazgeçmedin. Senden öğrendiğim en büyük şeylerden birisi ise mücadele etmeden hiç bir şey olmayacağını anlamak. Bence bunu herkes senden öğrendi. Hepimiz sana minnettarız. Isabella, iyi ki varsın. İyi ki bizlerlesin..." Shawn'ın sözleriyle gözlerim doldu, tek kelime edemedim. Pasta kesmek için geri sayım yaptıktan sonra etrafta büyük alkışlar koptu, Sofia hevesle pastasında ki mumları üfledi. Uzun masaya geçtiğimizde Shawn yanıma oturdu, kucağında ise Sofia vardı. Elinde ki kadehi hafifçe havaya kaldırdı. "Karıma." Masada ki herkes kadehini Shawn'la birlikte kaldırdı. Herkes bir ağızdan Isabella'ya dedi. Kahkahalar ve şakalar ile masamıza huzur katmıştık. Bu manzaraya karşı sağ gözümden bir damla yaş aktı ve yanağıma doğru süzüldü, Shawn'ın bakışları beni buldu, elinde ki kadehi kaldırdı. "Aşkımıza." Göz yaşlarım arasında gülümsedim ve elimde ki kadehi kaldırdım. "Umutla yaşayanlara, aşkımıza..." Shawn'ın dudakları dudaklarımla buluştu, bu öpücük herşeyden çok farklıydı, bu başarının ve umut'un öpücüğüydü. Kendimi, son nefesime kadar seveceğim adamın kollarına rahatça bıraktım ve böylelikle tüm olumsuzlukların son bulduğunu anladım.Bu karanlıktayken bir anda doğan aşkın hikayesiydi. Tüm ümitsizliklere rağmen sabırla büyüyen bir aşktı. Bizim hikayemiz kötü bitmeyecek kadar masumdu. Bu hikaye umudunu yitirenler içindi, bu hikaye hâlâ kazanacak bir şeylerin olduğunu kanıtlamak içindi. Bu hikaye adalet arayışında olanların asla son bulmayacak savaşıydı... SON...